18 Mayıs 2015 Pazartesi

eski dostlarımı özlüyorum. oturup saatlerce kitaplardan, yazarlardan, filmlerden... bahsettiğimiz o günleri çok özlüyorum. dalga geçerdik bir zamanlar, dünyayı ne zaman kurtarıyoruz diye. hepimiz dünyayı kurtaran adamlar ve kadınlardık. saatlerce hiç sıkılmadan bıkmadan konuşur kendimizi kültürlü ve entel sanardık. o zamanlar kıymetini bilmezdim desem yalan olur. ne zaman ayrılacağımız günü düşünsem hüzünlenirdim. ne ben onların kalbini kırdım ne de onlar benim kalbimi kırdı. birbirimizden beklentimiz yoktu. hepimiz modern hayatın dişlileri arasında ezilen sanatla az da olsa nefes alabilen insanlardık. eğer birilerinden beklentin yoksa mutlu oluyorsun zaten. beklentisiz bir şeyler verebiliyorsan insanlara dünyanın en mutlu insanı sen oluyorsun. ama maalesef bu adem evladının mizacına aykırı. dün akşam on gibi kitap okurken ansızın darlandım. sanki ev beni yutuyormuş gibi. keşke Elif burada olsaydı dedim. ne eğlenirdik be! ev aradaşım alındı, ne yani bizimle eğlenmiyor musun diye. halbuki eğlence kısmı muhabbetin en koyu olduğu kısımdı. sonra kalktık bir bara gittik. bir grup vardı ki aman aman evlerden ırak. tüm gece beni depresyona sokacak şarkılar çaldı durdu. konuşmadan biramı içtim. üstelik biranın yüzde ellisi suydu. benim tabirimle at sidiği gibiydi. iki yetmişlik, üç yetmişlik derken zar zor çakır keyif oldum ama içimden hiç konuşmak gelmiyordu. sıkıldım çünkü sıradan hayatın sıradan dedikodularından. sıkıldım artık hep aynı şeyleri konuşmaktan. son zamanlarda sanattan anlayan kimse çıkmıyor karşıma. kitap okuyup okuduğu kitabı sindirebilen. kafasında kendi düşüncelerini yaratabilen ve ulan ben böyle düşünüyorum işte diyebilen kimse de yok. dershanelerde, okullarda çocuklarınızı emanet ettiğiniz o eğitimcilerin muhabbetlerini bir duysanız intihar edersiniz muhtemelen. insanlardan tiksindiğim zamanlar olur, sanırım bu ara o evreye yeniden giriyorum. kimsenin sesini duymak ya da yüzünü görmek istemiyorum. herkes aynı geliyor. sanki ben farklıymışım gibi... keşke daha az okusaydım da şu hatunlar gibi tek takıntım kıyafetlerim ve sevgilim olsaydı. anacım bu hatun muhabbetleri de insanı belli bir süre sonra çileden çıkarıyor. üç kadının aynı evde yaşaması intihar sebebi zaten. erkek muhabbeti de beni boğuyor belli bir süre sonra. bu yalnızlığı nasıl gideririm bilmiyorum. ama gittikçe kendini beğenmiş, kimseyle muhabbet edemeyen enaniyet abidesi bir insan olmaya başladım ve bu durumdan tiksiniyorum. dünyanın dört bir yanına dağılan o dostlarımı toplamam mümkün olsa keşke. ama o da bir rüya artık. velhasılı yalnızlıktan ölüyorum ulan, ölüyorum...

4 yorum:

mithad selim dedi ki...

aynı dertten muzdaribim doktorrr. diyorum ki mesela -teknoloji çağındayız ya bir cihaz yapılsa, hani şu "eternal sunshine of the spotless mind" filmindekine benzer. yoook hayır. ne hafızayı silecek ne de özlemek hissiyatını.
sadece ve diyelim ki çook ama çok özledik (az özleyenlere hizmet vermeyecek ama) telefon şarj eder gibi takacağız cihazı kafaya ve özlemimizi doyuracak. evet böyle:)

kaldırımçocukları dedi ki...

bu fikir benim hiç aklıma gelmemişti :) bu dertten muzdarip çok insan var ama birbirini bulamıyor sanki :)

mithad selim dedi ki...

olur da bir gün cihazı yapıp piyasaya sürersen telif hakkımı isterim. :)

kaldırımçocukları dedi ki...

keşke bende öyle beceriler olsaydı da yapabilseydim :) ama bir gün insanları bu dünyadan tamamen uzaklaştıracak bir roman ya da öykü kitabı yayınlarsam tüm hakkı senin olsun :)