16 Aralık 2008 Salı

” Köşe başını tutan leylak kokusu Yakamı bırak da gideyim. ” Oktay Rıfat


Orada, o sokağın başında sokaktan geçen herkesi gören, herkesi duyan ve tüm sokağa hakim bir köşe vardır. Bilirim diyeceksiniz ki " e her sokağın bir köşesi olur, hatta iki köşesi olur", hayır bu köşe diğerlerine benzemez. Köşedeki koca çınar sanki bekçisidir sokağın. Yemek kokularına yol vermez ki başka sokaklara çıksınlar, çocuk kahkahalarını yakalar havada hep orada çınlasınlar diye. İşte o günde o köşe başını mesken edinmiştim. Zamanı düşünüyordum, sadece zaman vardı aklımda. İçimden geçip gidebilir mi acaba diyordum kendime. Peki neden görünmez zaman. Aynalara bakınca aslında zamanın görünebildiğini fark ettiğim anlar olmuştu. Ama o anda yanımda bir ayna yoktu. Olsada Zamanın beni nasıl değiştirdiğini anlar mıydım bilmiyorum. Değişen ben miydim yoksa zaman mı? Değişimi yaşarken onunda benden etkilenebileceğinide düşünüyordum. Zaman bir insandan etkilenseydi bu kadar güçlü olur muydu? Bir sürü çelişki içinde boğulmakta zordur. Kendi düşünüp tasarladığın dünyayı yine kendi düşüncelerinle yıkmak ve yeniden bir şeyler inşa etmekte zordur. Çınara anlatsam derdimi anlamazdı beni. Onun istediği tek şey bu sokaktaki güzellikleri zorlada olsa burada tutmaya çalışmaktı. Bu köşe başında duran koca çınar bana bu sokağı sevdirmişti. Gariptir ki konuşuyordu sanki, ben onun yanına uzun süre gitmesem bana darılıyordu. Ama seviyordu beni. Hemde çok seviyordu. Nerden mi biliyorum, eğer sevmeseydi buraları her terk etmek istediğimde yakama yapışan şeyler salıvermezdi ardımdan.

Zaman ve çınar arasında sıkışıp kalmışken iki kadın geçti sokaktan, sesleri yakaladı havada kulağıma yolladı
- ya kardeş tam kırk yıl oldu buralara geleli. Diyordu biri. Diğeri iç çekerek cevap veriyordu
- Ya sorma bizde otuz yılı doldurmuşuz. Gitmek istedik ama nasip işte bir türlü ucu ucuna yetmedi ki...

Sinirlendim ok gibi fırladım. Çınara öfkeyle baktım. Dostum değildi artık düşmanımdı. Nasıl olurdu da bu insanları bunca yıldır buraya bağlayabilirdi. O kadınlar bir zamanlar kim bilir ne kadar güzeldiler gençtiler. Bir sokağa bunca insanı nasıl mahkum edebilirdi. Çok kızdım çok... Hiç bir şey söylemeden uzaklaştım yanından. O gün bugündür gitmem yanına ama o hâlâ azad etmez beni, diğer insanlar gibi...

11 yorum:

NoSTATIC dedi ki...

Çok güzeldi....

kaldirimcocuklari dedi ki...

beğenmene sevindim=)

H.Y. Ergün dedi ki...

Gerçekten güzeldi. Etkilenmemek güç.

kaldirimcocuklari dedi ki...

sağolun =)

mani pani dedi ki...

ne güzel yazıyorsun sen =)

kaldirimcocuklari dedi ki...

o sizin güzelliğiniz efenim =)

NoSTATIC dedi ki...

hep güzel yazar kaldırımçocukları ki :))
Ahh ahh,bloga başladığım zamanlardaki ilk favorilerimdendi..Böyle koyu gri rengi vardı sayfasının,pek kıskanmıştım,sonra beyaz yaptı,bende yaptım .Ama walla bu sefer denk geldi kıskandığımdan deel!Çok severiz kaldırımçocukları'nı :D

kaldirimcocuklari dedi ki...

ah canım =) zaten üç rengim var gri, siyah beyaz =) siyah beyaz denilince de en büyük beşiktaş diye böğüren biriyimm zaten :P teşekkür ederim çok mutlu oldum gecenin bu vakti =) mutlu olmanın zamanı varmış gibi kih :P

NoSTATIC dedi ki...

Ahahaaaa!hem de komiktir kendileri:D

kaldirimcocuklari dedi ki...

=)

NeGaTiF-iM dedi ki...

Hani her çanta, bavul satan dükkan gördüğümde bir çanta almalıyım evden kaçarken eşyalarımı neye koycam derim =) Ama hiç bi zaman tenezzül etmem o çantayı almaya yada doldurmaya. İşte çantayı alamayışım tek sebebi leylak kokusu. Mahallede deilde bahçenin koşesinde her bahar kokusuyla şaad eden leylak yüzünden.