7 Aralık 2008 Pazar

Ne Okuyalım Hocam?


Beni salak yerine, cahil yerine, hödük yerine, mal yerine... koyan insanlardan hiçbir zaman hazzedemedim. Hem kim hazzeder böyle birşeyden? Ders aralarında sanki boynunun borcuymuş gibi abuk sabuk nasihatlerde bulunan hocalardan da hiç hazzedemedim. Bu hocalardan biri sınıfın içinde volta attığı yerde bize okuyup okumamamız gerek kitapları sıralıyor, ( sorduk sanki kuş beyinli) yüzünde insanı çileden çıkaran ve kendini bilge sanan insanların, belirli bir kitleye hitap eden politikacıların o silik ifadesi, " kişisel gelişim okuyun" diyor. İnsanların kendilerini geliştirmesine bu kadar takan bir dal daha görmedim desem yeridir heralde. Adında hayır yok bi kere. Kişiler istedikleri zaman hayatın içinde kimseden destek almadan kendilerini geliştirebileceklerine mi inanıyorum nedir? Destek ama nasıl bir destek? Adamın bitirdiği üniversite amerikada bir numaraymış, sonra ingilterede master yapmış, sonra bilmem kaç tane kitap çıkarmış mış onlarda yok satmış... Alanlar yansınlar dertlerine bundan bizene? Birde utanmadan aynı bilge tavırlarla, " edebiyat kitapları, siyasi kitaplar okuyup kafanızı fazla karıştırmayın" diyor. Ben senin de senin öğrencilerinin de karışan kafalarınında... Sınıfta kimse ağzını açıp tek kelime edemiyor. Bişey desende seni dinlemeden, cümleni bitirmeden savunmaya geçecekler. Zaten sınıfın içinde kitapla alakası olan kimsede yok. Olsada seslerini çıkaramazlar diye düşünüyorum.
Birinci taaruzu atlatmış olmanın iç rahatlığıyla kendimi kantine atıyorum. İkincinin ve üçününde geleceğini bile bile sanki hiç birşey olmamış gibi muhabbetin koyuluğuna bırakıyorum kendimi. Eve döndüğüm zaman bu konulara kafa yoracak çok fazla vaktim olacak nede olsa. Bir kaç kişi hocanın nutuklarından söz açıyor ben sadece dalga geçip, tavırlarını taklit etmekle yetiniyorum. Sonra içlerinden hocayı şiddetle savunanlar çıkıyor. Ne diyelim biz bu gruba? Yalaka, hıımm güzel bi etiket aslında. Kendi benliğinin farkında olmayan, kendini keşfetmemiş, önüne çıkan herkese hayran olacak türden insanlar her an karşımıza çıkar. Bunlarda o kategoriye giriyorlar işte. Ben tüm umursamazlığımla onlarlada kafa buluyorum. Laf cambazı falan olmaya gerek yok diye düşünüyorum. Kopyaladıkları kadını tanıyorum ve kopyalama sınırlı olduğundan bunlarla eğlenmek benim gerçekten hoşuma gidiyor. Akşam hava kararana dek onları çileden çıkarıyorum ve eve umduğumdan daha huzurlu dönüyorum. Sonra sabah ola hayır ola diyorum...

Sabahın sekizinde hoca " bugun ders işlemeyip sohbet edelim" diyor. Allah'ım nasıl mutlu oluyorum. Ne bileyim bana yükleneceklerini. Müneccim miyim ben? Mutlu oluyorum işte... " Aranızda, diyor benim açtığım konulardan rahatsız olan arkadaşlarınız varmış" otomatik olarak tüm kafalar bana çevriliyor. Ben gülmemek için kendimi zorlarken nasıl da şekilden şekile girdiğimi tahmin edebiliyorum... " Evet, diyorum ben varım..." O aşşağılayan ifadeyi asla unutamam, ama bu ifade beni sadece güldürüyor. Ben sırıttıkça hatune kişi çileden çıkıyor. Gülümsemenin etkili bir silah olduğunu hep düşünürüm ama bu silah hiç bu kadar öldürücü bir etki yaratmamıştı.
Ben büyük bir cesaretle kişisel gelişimcilerden ve onların kitaplarından asla tat almadığımı ve gereksiz kitaplar olduğunu söylüyorum. Sonra aklıma bi cümle geliyor. Ama vallahada billahada o cümleyi nasıl kurdum nasıl böyle bi cesaret sergiledim o kadarını hatırlamıyorum. Cümleyi duyunca belki sizde hak verirsiniz, " kişisel gelişim kitaplarının masturbasyondan farkı yok. Sadece insanın kendini kandırmasından ibarettir ve etkisi fazla sürmez... " falan filan diye devam eden uzun bir cümleydi. Sınıfta öldürücü, hiç değilse beni öldürecek bir sesizlik oldu. Sesizliği bozmaya cesaret edebilir miyim diye düşünürken sessizliği istemeden bozuyorum. Sanki istem dışı konuşuyorum, derin bir nefesten sonra " evet, kesinlikle bende böyle düşünüyorum" diyorum. Hoca uzun nutuklarından birini yine atmaya başlıyor bense şiddetle fikirlerimi savunuyorum. Sonra sınıfın en güzel kızlarından bir tanesi söz istiyor, " ayıp diye bir kitap vardı," diyor. Kitabın adımı ayıp, yoksa kız söylemek mi istemiyor diye epey bi kafa yorduktan sonra fark ediyorum ki bahsettiği kitaplardan bir tanesi Acemi Pezevenk diğeri Benim Hüzünlü Orospularım. Hoca kızı takdir ediyor tabii, öyle isimleri anmadığı için. Tabii bende sazan gibi atlayıp kitapların isimlerini tek nefeste söylendiğim için kınanan bakışlar altında kalıyorum. Hayır anlamıyorum adamlar bu isimleri seçtiyse ben neden utanacakmışım. Üstelik sokaklarda bu kelimeler Allahın her günü havada uçuşurken.Ve aynı anda bir kaç kitap okumayı kimsenin bünyesinin kaldıramayacağından bahsediyor. Felsefenin ve metafiziğin ne kadar derin ve tehlikeli yollar olduğunu anlatıyor. Bende merak ediyorum acaba hayatı boyunca felsefe veya metafizik kitapları okudu mu? Cevabı " tabii ki hayır! " okusan şaşardım zaten. İnsan bilmediği şeylerden korkar. Cehennemi görmez ama onu düşünmek bile insana azap verir. Yeni şeylerden korkar, eski hayatını alt üst edeceği için. Bu kadın hayatın gerçeklerinden korkuyor, kendi otoritesinin sarsılacağı ve vaaz vereceği öğrencileri kalmayacağı için... Edebiyat, siyaset, felsefe... kitaplarını savunurken yine akşam oluyor. Akşama kadar kantinde dersliklerden birinde onlarla deliler gibi tartışıyorum. Güzel bir sonuca varamayacağımı aslında ne kadar saplantılı insanlar olduklarını bildiğim halde kendimi eğlendirmek için onlarla zaman öldürüyorum...


Ertesi sabah hocanın odasına çağrılıyorum. Beni bekleyen şeyi gerçekten merak ediyorum. Odaya girdiğimde üç kuş beyinli kendi aralarında bişeyler konuşuyorlar ben girince derin bir sessizlik oluyor. Üçünün karşısına bir sandalyeye oturuyorum. Rahat, sakin ve huzurlu. En yaşlıları söze başlıyor, " lafı dolandırmadan soracağım, hangi gizli örgüt için çalışıyorsun?" aslında hiç bir örgüt için çalışmadığımı anlatsam olay bu kadar eğlenceli olmazdı. Aklıma gelen ve dünyayı sarsan tüm örgütleri ve korkulan liderlerini sıralarken, onların hiç biriyle çalışamayacağımı veya onlarla aslında asla anşlaşamadığımı anlatıyorum. Yüzlerinde şaşkınlıktan şaşkınlığa atlayan ifadelerle beni dinliyor ve soru yağmuruna tutuyorlar. Sonra kendime soruyorum " harbiden ben hangi örgüt için çalışıyorum?" Ben diyorum aslında hiç biriyle içli dışlı olmadım. Benim çalışma tarzım daha farklıdır, işimi bitirir paramı alır yoluma giderim. Son gelen teklifse beni epey düşündürdü, hep bir ağızdan " neymiş teklif?" diyorlar. Tetikçi olmamı istediler ve bu iş için biçilmiş kaftan olduğumu gerçekten soğuk kanlı olduğumu söylediler, e bu kadar gaza kim dayanır bende kabul ettim...Sonra dedim ki, eğer biri karşıma çıkarda " bizim haydutlarımız bir kelebeğin önünde diz çöker" derlerlerse işte o örgüt için canımı bile veririm. Komik mi? Bana sorarsanız çok güzeldi. Ama adıma yapılan işlemler ve benim o işlemlerden kurtulmam epey zaman aldı...


KIZIMA

Vücut,akan bir sudur,
Adem,bir umman,kızım.
Hayatın aslı budur,
Gayrısı yalan,kızım.

Madem ki bir ırmaksın,
Çağlayıp akacaksın,
Niçin derdiyle yaksın,
Seni bu devran,kızım.

Gönlünü sal sevince,
Düşünme fazla ince.
Oku,vakti gelince,
Bahtına meydan,kızım.

Ömründe dört fasıl var,
Üçü kış,biri bahar.
Çalış ki görmesin kar
Sendeki nisan,kızım.

Gül mateme uzaktan,
Ne çıkar ağlamaktan?
Sen ayrılma şafaktan,
Geceler zindan,kızım.

Neş'eli ol,neş'eli,
Varsın desinler deli!
Eğlenmeli,gülmeli
Her gün,her zaman,kızım.

Gençlik tutulmaz elle,
Geçirme boş emelle.
Sen bunu böyle belle,
Güzel kızım,can kızım

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

9 yorum:

idil Ttotay dedi ki...

vallahi ben o sınıfta olsam alkışlardım seni:) Kişisel gelişim kitaplarıyla ilgili aynı fikirde olmsak bile.. ki bikaç kişisel gelişim kitabıyla ilgilendikten sora bunlara ihtiyacı olmadiğini anlamiş bi kişiliğim.. wallahi tebrik ederim.. :)

ali@ dedi ki...

Hoş bir yazı olmuş.

Yoksa aktarılanlar gerçekten yaşandı mı? Öyleyse bravo size. Birilerinin ağzının payı verilmeli ne de olsa. :)

Fakat yazı ile sondaki şiir arasında bir bağlantı kurmakta zorlandım. Onu açıklamak da size kalsın artık.

Kolaylıklar ve iyi bayramlar...

kaldirimcocuklari dedi ki...

idil Ttotay: kişisel gelişimcilere karşı fazla sertim biliyorum=) sağol...

ali@: evet gerçekten yaşandı =)
bu yaşanan komediden sonra bu şiiri kendime armağan ettim. okuyup okuyup tebessüm ediyorum =) Sizede iyi bayramlar

EVRAKA dedi ki...

ağzına sağlık okudukca derın bır ohh cektım :)

kaldirimcocuklari dedi ki...

ne demek efendim her zaman:P

seyyahbusra dedi ki...

Madem ki bir ırmaksın,
Çağlayıp akacaksın,
Niçin derdiyle yaksın,
Seni bu devran,kızım.

bu satırlar sizi anlatıyor kaanatimce. :)
kişisel gelişim kitaplarından hazzetmeyen biri olarak takdir ettim.ben de her fırsatta kişisel gelişim kitaplarının kişinin kendisini kandırdığını savunurum.bir hocanın da kendi fikrini dayatma arzusu da anlaşılır bir durum zaten.çok kişisel gelişim kitabı okumuş :)

kaldirimcocuklari dedi ki...

evet bu satırlar beni anlatıyor sanki =) çok fazla okumuş onun dışında bide bu kitaplarla kafayı bozmuş =)

NoSTATIC dedi ki...

"eğer biri karşıma çıkarda " bizim haydutlarımız bir kelebeğin önünde diz çöker" derlerlerse işte o örgüt için canımı bile veririm"...

hahahhahah!:Dkeyiflendim bak gece gece!
bunu dedinmi hakkatten?
dediysen onlar n'aptı?Ay çok iyiymiş hikaye yaa.Çok yaşa emi :))

kaldirimcocuklari dedi ki...

anlamadılar. anlamayan insanlar gibi bir sonraki cümleyi beklediler. bir sonraki cümlenin bir öncekini açıklayabilecceğini düşündüler. anlamamaları benim daha çok işime yaradı ama =) Sende çok yaşa. hatta hep birlikte hehe