16 Kasım 2008 Pazar

Aldanış


" Düzelir" diyor, yüzüne kayıtsızlıkla bakıyor. Nasıl düzelecek diye düşünüyor. Nasıl olacakta bu işin içinden çıkacaklar. Diğer arkadaşı bir kaşını yay gibi havaya kaldırıyor, soluk teni bir an canlanır gibi oluyor, önce bir şeyler geveliyor, sanki söylemekten vazgeçmiş gibi kafasını sallıyor. " Düzelir diyorum sana. Herşey geçer gider. Altı üstü bi kaç kuruş para" ikinci arkadaşı dayanamıyor bu muhabbetin gidişatına. Kaşını yeniden yay gibi kaldırıyor havaya, " Düzelir düzelir... Yeter be ne düzelecekmiş bal gibide ayvayı yedin işte!"
Zeynep gözlerini halıya dikmiş artık onları dinlemiyor. Düzelir ve düzelmez tartışması sanki onun yanında yapılmıyormuş gibi. Sanki o patavatsız arkadaşı ağzını hiç açmamış gibi, hiç bir şeye tepki vermeden duruyor öylece... Zeynep'in bu Karadeniz'de gemileri batmış gibi oturması ve arkadaşlarının Zeynep'in derdini unutup birbirleriyle kıyasıya mücadeleye girmelerine neden olan şey Zeynep'in evine gelecek olan haciz. Kağıtlar Zeynep'in eline ulaşır ulaşmaz o en çok sevdiği iki dostunun yanında alıyor soluğu. Belki yardımları dokunur diye...


Dışarıya çıktığı zaman yüzüne çarpan sıcak hava onu biraz kendine getiriyor. Kafasından geçenlerin hiç birini tam anlamıyla ölçüp tartamıyor. Mayıs güneşinin ısıttığı sokaklar hâlâ sıcacık, insanlar akşam üzeri telaşıyla evlerine koşuşturuyor. Eve gitmek istemiyor, sabaha kadar sokaklarda gezmek, gezerkende sadece düşünmek istiyor. Düşünmek ama neyi? Düşünecek o kadar şey varken hiç bir şey düşünememenin ne kadar kötü olduğunu anlıyor. Bir çay bahçesine oturuyor, bir çay istiyor, başını ellerinin arasına alıp kara kara düşünmeye başlıyor...


Düşündükçe bataklıkta çırpınan biri gibi daha da batıyor. Hoş düşünebildiğini de söyleyemeyiz ama. Evindeki o didine didine aldığı eşyaları götürecekler, belki ona oturacak bir halı bile bırakmayacaklar. Çözüm araması gerektiği yerde hep aynı şeyleri canlandırıyor gözünde. Onu öldürmek gerek diye düşünüyor bir ara, öldürmek ama nasıl. Adam senetleri imzalattı sonra güyya bir kaç işlem için Ankara'ya gitti. Gidiş o gidiş. Şüphelenmedi tabi Zeynep. Ne de olsa üç yıllık sevgilisi. Aynı evi paylaşıyorlardı. Nasıl şüphelensindi ki? Nasıl samimi, nasılda içten bir adamdı... Üç yıl koskoca üç yıl hiç mi hata yapmaz bir adam, dedi ama iş işten çoktan geçmişti. Hadi evdeki eşyaları götürdüler, evde elli milyarlık eşya ne gezer? Bu defa deliler gibi gülmeye başladı. Öyle gülüyordu ki karnını tutup masaya abanmak zorunda kaldı. Elli milyarlık bir ev ha, dedi Elli milyar...


Hacize bir gün vardı. Arkadaşları dışında hiç kimseye bundan bahsetmemişti. Gururluydu üç yıldır birlikte olduğu adamdan böylesine bir kazık yemek ve bu durumu herkesin öğrenmesi dünyada istediği en son şeydi. Arkadaşlarını da sıkı sıkı tenbihlemişti, " siz merak etmeyin herşeyi hallederim ben " bu cümleye arkadaşları da pek inanmadılar ama ellerinden ne geliyordu ki? Evde yalnızdı, yatağın üzerine uzanmışken aniden yerinden fırladı, bir zamanlar sevgilisine ait olan çekmeceyi açtı, bir an aydınlandı yüzü. Sanki tüm kurtuluş onun içindeymiş gibi çekmeceye uzun uzun baktı. Silahı yavaşça eline aldı, mermileri kontrol etti, emniyeti açtı. Yatağın kenarına oturduğunda herşeyden kurtulmuş gibi hissediyordu kendini. Namluyu şakağına dayadı, ürperdi önce, elini tetiğe koydu artık sadece tek şey kalmıştı. O tetiği çektikten sonra herşey bitecekti. Gözlerini sımsıkı yumdu. Gözlerinin önünden kırmızı bir şerit geçti. Sanki biri omzuna dokunmuş gibi zıpladı yerinden sol tarafa döndü baktı. Orada ne gördü, omzuna kim dokunduysa ansızın vazgeçti.Boşluğa baktı güldü, baktı ağladı...


Sabah erkenden uyandı o görüntüye tahammül edemeyeceğini biliyordu. Dışarıya çıktı aynı çay bahçesine gitti bir çay bir simit istedi. Bugün kara kara düşünmek yerine dudaklarının ucunda bir tebessümle geziniyordu. Saatine baktı masaya parayı bırakıp kalktı. Yürüdükçe kendini daha iyi hissediyor ve haciz memurlarını düşünmüyordu, eve döndüğü zaman evi ne halde bulacağınıda... Bir parka girdi, banka oturdu çantasından bir sigara çıkardı. Gözlerini kapayıp arkasına yaslandı, gözlerinin önünden aynı kırmızı ışık geçti. Yavaşça çantasını açtı silahı çıkardı, emniyet açık... Silahi şakağına dayadı. Bir kadın feryad etti. Zeynep gözleri kapalı silahın namlusu şakağında öylece oturuyordu. Yavaşça gözlerini açtı etrafında hiç tanımadığı insanlar vardı. Bir kaç dakika sonra polisler geldi. Polis Zeynep'in elinden silahı alabilmek için elinden geleni yapıyor ama Zeynep oralı bile olmuyordu. Silah şakağında sadece gülüyordu. Sonra eli sağına düştü Polis yavaş, tedirgin yaklaştı. İnsanlar rahatlamıştı, bir el ateş edildi...

5 yorum:

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

birşeyler düğümlendi okudukça hele sonda rahatlıyan insanlar gibi nedense rahatlıyamadım ben...

Boş Arsa dedi ki...

Acı, koyu, ulaşılmaz...

Sağolun...

kaldirimcocuklari dedi ki...

yalnızlık okulu: ne desem bilemedim...

Boş arsa: siz de sağolun...

Hiçkimse dedi ki...

Kaotik, feminen ve protest buldum. Buna rağmen öykü yoğunluğunu okuyucuya iyi yansıtıyor. Yer yer savruklarda yok değil.

Yine de çok sevdim. Tebrikler..

kaldirimcocuklari dedi ki...

Acemilik işte =) Beğenmenize çok sevindim sağolun...