16 Eylül 2011 Cuma

beynim zonkluyor. ruhum ve bedenim arasında keskin bi bağlantısızlık var. hatta öyle ki sanki ruhum bedenimi çook yukarılardan takip ediyor. ellerim ve ayaklarım bana ait değil gibi. ara sıra göğsümde şiddetli bir ağrı oluyor. o zaman anlıyorum ki ruhum hâlâ bedenimde. ya da ansızın nefesim daralıyor. nefes almayı unuttuğum anlarda oluyor. sokaktan geçen insanların konuşmaları anlamsız uğultular gibi kulaklarıma çarpıyor. dünya bir başka görünüyor. anlamsız, karanlık, karışık... kafamın içinde acaip bir tablo. düşlerim zaman içinde yolculuk yapıyor. ben dünyaya ne zaman geldim? bu zaman nasıl geçti? peki ben dünyaya gelmeden evvel bensiz bu dünya döndü mü? adem evlatları kendine hep garip sorular soruyor. adem evlatları hep yaşayacaklarını sanıyor. bir yıl içinde kaç ölüme şahitlik ettim hatırlamıyorum. ilki beni en çok yıkan, en çok yaralayan ve aylarca depresyon halinde yaşamama neden olan... diğerlerinde hep ilkini düşündüm ağladım. ilkinin hep tek kalacağından emindim. dünya garipti. dünya anlamsızdı. geçer dediler, geçmedi. yalan söylediler. ben de kendime yalan söyledim. gözlerimin içine baka baka, göğsümü kabarta kabarta inanmayacağım yalanlar söyledim. ilki çocukluğumdu, ikincisi ergenlik dönemim, üçüncüsü en güzel gençlik yıllarım, dördüncüsünde ,yani bu gece, bende öldüm. bir daha ne yaşam ne ölüm olmayacak dedim...  

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
"Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı."
Orhan VELİ

1 yorum:

Gülsen dedi ki...

Takipteyim...