21 Kasım 2009 Cumartesi




Son bir kaç aydan beri içimde bitip tükenmeyen bi huzursuzluk var... bitip tükenmeyen bi çelişki var. insanın her zaman huzursuz ve mutsuz olması dünyanın en berbat duygularından biri. ortada üzülecek bi şeyler olmamasına rağmen her akşam ağlama seansları düzenlemesi. Sait Faik okuyup ağlıyorum. Sabahattin Ali okuyup ağlıyorum, Tezer Özlü okuyup ağlıyorum, Tomris Uyar okuyup ağlıyorum... Hatta Rıfat Ilgaz'ın pijamalılarını okurken böğüre böğüre ağladım geçen gece... Dolu dolu yaşadığını sanarken bi karadeliğe düşmek gibi bi şey bu. Durmadan düşüyorum... Beni en çok rahatlatan şey şu fotoğrafta gördüğünüz sokaklarda ayaklarıma kara sular inene kadar gezdikten sonra oradaki bi kafede it gibi titreye titreye bi şeyler içmek. son zamanların yaygın modası her kafede bi köpek var. onlar olunca gezinin sonu çok daha eğlenceli oluyor. moda olması can sıkıcı. bir zamanlarda camekanlara japon balığı kouyuyolardı. Hadi köpeği anlıyorum biraz, sonuçta kafeler hep bahçeli. köpeklerde çok uysal. ama o göt kadar fanusların içinde o zavallı japonlar ne yapsınlar insaf merhamet yahu! O köpecik bayan Lena. O kadar maymunluk yaptım bak bana diye ama bakmadı :) neyse bi kaç kere daha denerim artık...

2 yorum:

Ful yaprakları dedi ki...

çok iyi bilirim o huzursuzluğu..boşluk da eşlik eder sinsi sinsi:(
ama geçiyor, geçmesi dileğiyle:)

Kaldırım çocukları dedi ki...

neyseki insanoğuluna mahsus olan her şeyin belirli bir ömrü var. geçmesi için bende elimden geleni yapıyorum :)