2 Ağustos 2008 Cumartesi

Ve bir roman daha bitti bir adam ufukta kayboldu gitti


" Her zaman ki yerde. Kahvaltı yapmadan gel."
Kapısına sıkıştırılan bu notu gördüğünde saat sabahın altısıydı. Hangi zaman diliminde bırakmıştı acaba bu notu. Saat kaçta buluşacaklar, hangi tarihte buluşacaklar; hiç bir bilgi yok. El yazısını da tanımasa gizli bir hayranı sanacaktı... Bu adamın tavırları onu çileden çıkarıyordu. Sıradan bir hayatı yoktu, şimdi kapı eşiğinde duran ve o notu elinde tutan kadının.Bugün erken uyanmasının tek nedeni yapacağı iş başvurularıydı.Planlı bir hayatı yoktu, parayı biriktirip sonrada afiyetle beş parasız kalıncaya kadar yemek ve sıradışı olduğunu düşünen insanlarla vakit geçirmek onun için bulunmaz zevklerdi.Bu notu bir kaç dakika önce bırakan adam ise; kendini sıradışı sanan, sıradan bir hayat sürebilmek için elinden geleni yapanlardandı. Kendine nasihat eden yurdum insanlarından hiç farkı yoktu aslında. Emekli olmayı bekler, emekli olduktan sonra torunlarına hediyeler alıp mutlu olabilecek bir adam. Yinede bir psikolog olması ondan birşeyler öğrenebileceğini kendine telkin eder ve bu kendini çok değerli sanan, enaniyetli adamın randevularını kolay kolay geri çevirmezdi. Peki bu adam bu kadar sıradışı bir kadından ne istiyordu? Acaba kendine bu kadar yakın hissetmesi nedendi? Şimdilik gitmesi gereken bir işi yoktu ama uğraması gereken bir kaç iş başvurusu vardı, onlarıda hallettikten sonra her zamanki mekana gider ve beklerdi. Hesabıda ona ödetirdi. Oh! ne ala bir gün.




İş başvuruları umduğundan çabuk bitmişti, saat henüz onbirdi. O her zamanki mekana girdiğinde yine elinde olmadan başını kaldırdı ve güneşin o minicik pencereden içeriye nasıl girdiğini, nasıl her yanı bu kadar güzel aydınlattığını seyretti.Adem evlatlarıda böyleydi işte, küçücük pencerelerle aydınlanabilir. Ama o pencerelerin önüne konan ve kaldırılması mümkün sorunlar yüzünden sonsuz karanlıklara gömülen... Garson müşteriyi iyi tanıdığından ve muhabbetleri olduğundan bu anı bozmak istemedi, yanından sessizce geçti. Her zaman oturduğu masaya oturdu. Bu masanın belirli bir özelliği yoktu. Önünde uzanan koca caddeyi gösterdiği ve kafenin camlarının içeriyi göstermediği düşünülürse; yıllardır insan üzerine yaptığı araştırmayı pekiştirdiği nokta diye tanımlayabiliriz. Bu mekanın tarihini bilmiyordu, bilmekte istemiyordu. Bildiği tek şey yüzyıllarca hamam olarak kullanıldıktan sonra kafe yapıldığı. Ortadaki göbek taşını havuz yapmışlardı. Bu balıkların mütemadiyen aynı tempoda süzüldükleri ve asla şikayet etmemelerine her görüşte şaşırırdı.Daha sonra dışarda yürüyen, insanların mutsuzluğunu ve mutluluklarını seyretmeye koyulurdu.

" Geciktim. Özür dilerim", bu cümleyi kurarken içten ve samimi olduğu her halinden belliydi. Düşünmeden edemedi, "acaba bu adam böyle mi doğdu? Yani hep bu kadar kibar mıydı? Kibarlık araya hep bir mesafe koyar...", bu düşünceler içinde yüzerken cevabın gecikmesinden sinirlenen Sayın Psikolog bir kaç soru daha yöneltti, " nasılsın? iyi görünmüyorsun. Kötü bir gece miydi", Ve bir o kadar sabırsız her isteğin, istendiği anda önüne sunulmasını bekleyen bir tavırla soruyordu bu soruları.
" Hayır ben çok iyiyim. Teşekkür ederim ilgin için. Sen nasılsın?", ne sıkıcı bir giriş, gelişme ve sonucuda bir o kadar sıkıcı olacağa benziyordu. " Kötüyüm ", diyordu iç geçirircesine. " Çok kötüyüm", neden diye sormak gelmesede içinden, sormak zorundaydı ve sordu," neden?" cevap vermemesi, acil olarak çağrılması, o anda kalp krizi geçirmesi... O kısacık anda tüm bunları ve daha da fazlasını geçirdi aklından. O kadar düzenli bir adamdı ki, kalp krizi de dahil hepsini hesaplamıştır diye düşündü. " Bu ilişkinin sonu ne olacak?" , bu soruyu asla beklemezdi, bekleyemezdi. Ne ilişkisi? Bu soru ona bir tokat gibi gelmişti. Tüm gece uykusuz kalması ve yüksek dozda aldığı ağrı kesiciler yüzünden düşüncelerini yeteri kadar toplayamıyordu, ama bu soru her şeyin bir anda yerli yerine oturmasına yardımcı oldu. " Hangi ilişki?! ", Soruya soruyla karşılık verirken burnundan ateş soluyan bir ejderha gibiydi ve sesi kubbeyi çınlattı, havuzdaki balıklar bir kaç saniyeliğine bile olsa rotalarını şaşırdılar. Eğer o balıkların rotasını şaşırdığını görseydi ve çınlayan kubbede ki camın çıtırdağını duysaydı insanın bu dünyada ne kadar büyük değişiklikler yapacağını daha iyi anlar ve kendine vermesi gereken değeri verirdi. " Herkes bize bakıyor! Biraz daha sakin ol. En büyük hatan bu işte. Kendini kontrol edemiyorsun.", İşte yine bilgece konuşmalar. Herkes ona bakarsa baksındı. Ne yani onlar hiç sinirlenmez, seslerini yükseltmezler miydi? " Ben yeteri kadar sakinim. Bu soruyu açıklamanı bekliyorum", şimdi daha sakindi ama yeteri kadar olduğu konusu tartışmaya açılabilir, ve Sayın Doktor gibi bilge adamlar ve kadınlar tarafından yeteri kadar rezalet sebebi sayılabilir ve kınanabilirdi.
" Bizim ilişkimiz. Bir erkek ve kadın arasında geçebilecek doğal ilişkilerden olan. Anladığını düşünüyorum", evet artık ipler kopmuştu ve kendini artık kızgın bir boğa gibi hissediyordu.Ve bu kızgın boğa matadoru öldürebilirdi. Boğaların matador öldürmesi seyrek rastlanılan bir olay olsada bu gün o seyrek rastlantılardan biri olacak ve matador ölecekti. " Ben... Sanırım anladım. Kendi kendine gelin güvey olma ilişkisi. Böyle bir ilişkinin varlığına ne zamandan beri inanıyorsun...", bu cümle yarıda kalamazdı karşısında ki bilge atağa geçecekti ama şimdi olmazdı. Madem başladı bitirmek zorundaydı. Derin bir nefes aldı, nemli hava ciğerlerini doldurdu ve bu havayı iyi değerlendirmeliydi. " Ben ortada bir ilişki göremiyorum. Senin bilgeliklerin ve bu kibarlığın çoğu zaman beni çileden çıkarsa da senden birşeyler öğrenebilirim umuduyla bu dostluğu sürdürdüm ' dostluk ' diyorum çünkü bundan öteye gitmedi asla. Ama sen şimdi benim karşıma geçmiş benim haberdar olmadığım bir ilişkiden ve sonumuzun ne olacağından bahsediyorsun.", kelimeler ağzından ne kadar net dökülüyordu ve kendine zorla hakim olduğu ne kadar da belliydi. " Şimdi konuşma sırası bende " diye düşünürken saniyelerle yarışıyor ve bilgeye lafı kaptırmamak için düşünebileceği kadar hızlı düşünüyordu. Karşısında oturan bu bilge adam şimdiye kadar edindiği deneyimlerden bilmeliydi ki, bu kadın çok zekiydi ve gözünen hiç birşey kaçmazdı. İlk darbeyle birlikte bizim bilge arkasına yaslanmış rahat görünmeye çalışan ama bu tepkilerden rahatsız olan, konumu ve bilgeliği yüzünden kendini sakinleştirmeye çalışan, duygularını hep bastırıp hep pozitif olmaktan söz eden bu adam belliki şimdi aynı cümleleri kendi kendine yineliyor ve hala bu cümlelerin bir insanı sakinleştirebileceğini düşünüyordu. Ne büyük bir yanılgı.
" Çok merak ediyorum, nasıl böyle bir sonuca vardın? Ne gördün? Ne duydun? Tavırlarımdan ne çıkardın?", işte şimdi kendi isteğiyle sözü bilgeye bırakmıştı ve gelecek cevabı merakla bekliyordu." Tavırların önemliydi, evet. Ama bu tavrını görünce senin gerçekten desteğe ihtiyacın olduğu konusunda haklı olduğumu düşünüyorum." Bir darbe daha. Bu bitmez tükenmez bir maça dönüşecekti. Her söz hakkında bir kaç gol yiyecek, bir kaç gol atacaktı. Ama galip o olmalıydı. " Bana göstermiş olduğun yakınlık, o ilgi ve saatlerce bıkmadan ettiğimiz sohbetlerin nedeni sadece benim bir psikolog olmam mıydı yani?",
" Bu soruyu istemeden de olsa az evvel yanıtladım sanırım. Ama eğer çok merak ediyorsan daha da açayım,", bir an durakladı ve karşısında oturan bilgenin ağzını açmasına fırsat vermeden derin bir nefes aldı, ciğerleri bir daha nemli havayla dolmuştu, bu nemli havayıda idareli kullanmak zorundaydı, birdahaki nefes molasında sözü o alabilir ve saatlerce konuşurdu... " Aslında bizim sohbet ettiğimiz falan yoktu. Sen konuşuyordun ben susuyordum. Müdahale etmem gereken yerlerde öz cevaplar veriyordum. Ama senin kurduğun o anlaşılmaz ve sonu gelmez cümleler beni boğuyordu. Her konuda söz söyleme hakkı tanıyorsun kendine. Hiç bir konuda pes demiyorsun. Fikirlerini muhattabına kabul ettirene kadar direniyorsun. Aslında bu bir kabullendiriş bile sayılmıyor, karşındaki insan sadece sen sus diye kabullenmiş gibi davranıyor.", şakaklarında yeniden başgösteren ağrıyla durakladı. Saatlerce sürmemesi için dua ediyordu. Bilge yeniden sözü aldı, " Senin kendine duyduğun şu güven. Nasıl geliştirdin bunu? Nasıl kendinden bu kadar emin olabiliyorsun ve bu kadar kaygısız...", bu sorular böyle uzayıp gidecekti, ama bizim esas kızın vereceği cevapları merak ediyordu ve ona söz hakkı tanıyordu. " Bu durum bir çok erkeği rahatsız ediyor ve bir çok erkeğide önce hayran bırakıyor, sonra nefret ettiriyor. Sanırım bu yüzden asla uzun bir ilişkim olmadı. Sende nefret edenlerdensin belliki. Beni bu hale içinde bulunduğum hayat standartları ve çevremdeki insanlar getirdi diyelim. Ama bu durum diğer insanları neden bu kadar rahatsız ederki?", kafe neredeyse dolmuştu. Bu ses yoğunluğu baş ağrısını dahada şiddetlendirdi. keşke daha sakin bir yerde olsaydık diye iç geçirirken, çayını masanın üzerine damlattı, ve kaygısızca damlalara bakarken, adam eline bir peçete aldı ve damlaları sildi. Kadın hışımla kafasını kaldırdı. Keşke bakışlarıyla bu adamı öldürebilseydi.Fincana kaşığı daldırdı ve kaşıktaki çayı aynı noktaya döktü. Sonra adamın yüzüne arsız arsız gülerek baktı, "işte senden nefret etmemin bir nedeni de bu.", artık saygılı olmak zorunda değildi. İçinden geçen tüm cümleleri söylüyor ve sadece rahatlıyordu. " Beni rahatsız eden tarafın sadece bu güvenin. Felsefelerin arkasına sığınıp istediğin herşeyi yapabileceğini sanıyorsun. Yanıldığını yaşlandığın zaman öğreneceksin...", ne garipti ki çay olayına değinmemişti bile, ondan nefret ettiğini söylemişti ama tepki bile vermemişti. Bu da diğerleri gibi arkasını dönüp gidecek ve bir daha karşılaşmamaya dikkat edecekti. Sevincini gizlemeye çalıştı. " Evet, o benim ardına sığındığım felsefelerden daha koruyucu birşeyler bulsam onlarında ardına sığınırım.", cevabı bu kadar lakayt vermesi adamı daha da kızdırdı. " Bizim tek sorunumuz senin kendi kendine gelin güvey oluşun, ben bunun dışında sorun göremiyorum." dedi ve sanki birşeyler unutmuşçasına ekledi, " benim bu tavırlarımdan bu kadar rahatsız oluşun ve bir ilişkinin gidişatı hakkında konuşmak isteyişin; sen şuna tutuldum da evlilik veya ciddi bir birlikteliği sana kabul ettiremeyeceğim için bir meydan savaşına girdim ve bu görüşmemiz son görüşme olacak desene.", yüzünde güller açıyordu sanki. Az evvel şakaklarından başlayan ağrılardan eser kalmamıştı, büyük bir savaştan çıkacak ve eve gidip duşa girecekti, başka hiçbirşey düşünmek istemiyordu... Adamsa içinden çıkılmaz bu durumu toparlamak ve bir an önce kalkmak istiyordu. " Hayatım boyunca hiç böylesine aşşağlanmamıştım ve hiç böylesine defedilmemiştim. Sen kendini ne sanıyorsun?! Nasıl olurda benim gibi bir adamı böylesine bir hiç yüzünden kaybetmek istersin?", aman Allah'ım dedi kadın. İşte yine başladık. " İlkler yaşanmak zorunda, yoksa nasıl öğrenceksin hayatı?", ve bu cevabı yüzünden gerçekten bilgeye kalp krizi geçirtecekti. Masadan ağır, ama sinirini belli etmek istercesine bir tavırla kalktı. Arkasına bakmadan uzaklaştı. Kadın artık rahattı, yeni bir sigara yaktı. Çaynı tazeletti. Adamın çıkışı; yeniden, yeniden, yeniden... gözlerinin önünden geçiyordu.



Ve bir roman daha bitti, bir adam ufukta kayboldu gitti.

7 yorum:

cizgilidefter dedi ki...

"Adem evlatlari da boyleydi iste
kucuk pencerelerle aydinlanabilir"
Penceresi nevrotik,kadinin..,
cok ofke olmali icinde.
Aydinlik...
agartir mi ki her karanligi
bosuna mi yirtariz yoksa perdeleri
Ardimizdan lanet okuyan perdeler birikip perde perde,bi oyun olmazlar mi,can yakmazlar mi,bir nefeste bin lanetle...

guzel oykuydu

kaldirimcocuklari dedi ki...

bu güzel yorumun üstüne daha ne denir ki... teşekkür ederim

seyyahbusra dedi ki...

güzel bir yazıydı..van goghun yaptığı resmi görünce neler anlatıyor acaba dedim...okudum....
van gohgun yaşadıkları geldi aklıma...
güzeldi vesselam.

kaldirimcocuklari dedi ki...

teşekkür ederim... bende merak ettim şimdi van goghun yaşadıklarını =)

seyyahbusra dedi ki...

şizofren,deli bir ressamdı...ilginç biriydi ve ilişkilerinde hep sorunluydu...belki de sanatçıların ortak kaderi...sıradışı...çekilmez :)

kaldirimcocuklari dedi ki...

öyleyse sanatçı olabilirim, tescilli bir deli ve şizofrenim =) garip olan deli olduğumu tedavi görmek zorunda olduktan sonra bile kabullenemememdi =)

seyyahbusra dedi ki...

:)) süper o zaman.edebiyata adını yazdırabilirsin.