26 Şubat 2008 Salı

Nazım Hikmet'in Mektubu


adalet;

Bedri Rahmi'nin, Orhan Veli'nin şiir kitabı kapağına yaptığı resme baka baka bi hal oldum. O resmi niçin nasıl masal gibi dalgalara düşülebileceğini, ve harikulade bir rüya sergüzeşt çocukluk şiiri olduğunu anlamak için, bu mazhariyete erip bu tadı çıkarabilmek için çok ağır bir fiat ödemek, benim gibi on yıl hapis yatmak lazım. Ve insan kapaktaki o resmin şiirini okuduktan sonra kitabın içindekileri - hem de bir kaçı çok cici şiirleri yazan ...... ve hatta klasik manasıyla şiiri yazmaktan ürküyor. Bedri'ye teşekkür ederim, beni mestetti delikanlı, sağ olsun.

Nazım


(Alıntı www.orhanveli.net)

25 Şubat 2008 Pazartesi

Çıplakları Giydirmek


Ersilia; Bir rüya anlattındı bana... Bilmem... Güzel şeylerdi onlar. Ve buraya tamir için geldin. Tıpkı onun tamir için inkar ettiği gibi. Yalvarırım öyle yapma! Mesele şu ki hepiniz şanınıza layık olmaya çalışıyorsunuz. Şey, şey... Şey olduğunuz ölçüde (iğrenç olduğunuz ölçüde demek ister ama bu onda tiksinti ve öylesine bir acıma uyandırır ki, söylemeye bir türlü dili varmaz)... Güzel olmak istediğiniz ölçüde. Evet arkamıza yol yönteme uygun bir elbise giymek. Karşına çıkacak hiç bir elbisem kalmamıştı. Ama öğrendim ki sende... O güzelim bahriyeli üniformanı arkandan çıkarıp atmışsın. O zaman kendimi sokakta yapa yalnız buldum... Ve evet dedim, Üstüme bir avuç çamur daha atayım da, temiz yanım kalmasın. Allah'ım ne iğrenç, ne tiksinme idi o! O zaman... İşte o zaman kendime ölüm için olsun yolunca yöntemince bir elbise yapmak istedim. Niçin yalan söylemişim, görüyor musun? Yemin ederim, sırf bunun için! Artık arkama giyip kendimi gösterecek hayat için asla bir tek elbisem olmamıştı ki bir sürü köpek tarafından parçalanmasın... Bir sürü köpek ki geçtiğim her sokakta daima üstüme saldırmıştı. En bayağı, en alçakça pisliklerle kirlenmesin bende kendimi ölüm için, güzel, en güzel bir elbise bana orada, bir rüya gibi gelen ama tıpkı öbürleri gibi hemen parça parça edilen bir nişan elbisesi yapmak istedim. Ama içinde ölmek için bir elbise idi bu. İnsanların bir parça merhametine sığınarak ölmek için sadece. Ama ne gezer! Ben bu elbisedende yoksun kaldım! Onuda yırttılar, paramparça ettiler çıplak ölmeliydim! Alçaltılmış, aşağılanmış olarak, çırılçıplak! Memnun oldunuz mu? Haydi şimdi gidin, gidin gidin artık. Bırakında sessiz, çıplak öleyim. Gidin. Kimseyi görmek, kimseyi işitmek istemiyorum demeye hakkım vardır sanırım, öyle değil mi? Haydi gidin, gidin de sen karına sende nişanlına bu ölü arkasına giymedi, deyin.
Çıplak öldü...

Çıplakları Giydirmek - Pirandello

İnsanlar genelde kitapları sadece bir defa okunacak çizgi romanlarla karıştırırlar. Ama bu her kitap için geçerli bir kanun değildir. İnsanların bunu fark edebilmesi için ya okudukları bir kitabın açıklamasından çok etkilenmelidirler yada kitaptaki karakterlerden birinin kendilerine çok benzediğini hissetmeliler.

Ben bir kitabın defalarca kez okunması gerektiğini Peyami SAFA'nın Bir Tereddüdün Romanı kitabını okurken fark ettim. Kitabın betimlemeleri güzeldi ama beni etkileyen ne betimlemeler ne de kitabın baş kahramanlarından biri olan Vildan dı. Tabii Muharrir'in etkisi çok büyük olmuştu. Zaten kitabı okuyan herkes Muharrir'in biraz Peyami SAFA olduğunu anlar. Kitapta beni en çok etkileyen kitabın çok kısmında Pirandello'nun Çıplakları Giydirmek Piyesinin bahsinin geçmesiydi.

Bir Tereddüdün Romanı'nı semt kütüphanemizden alıp okuduğum için Altını çizip kenarlarına notlar alamadım, ama okurken insanın içinde altını çizme duygusu hasıl oluyor ve bu dürtüyü durdurmak biraz zor. Kitabı okurken en beğendiğim bölümleri bir deftere yazıp sayfa numarasına kadar not aldım. Kitabı bitirdikten sonra Çıplakları Giydirmek piyesini kesin okumam gerek diye düşünüyordum. Bir Tereddüdün Romanı nı kütüphaneye tekrar götürmek işkence gibi oldu tabii.. Kitabı tekrar götürdüğümde rafların arasında tozlu ince bir kitap vardı sonradan kaplanmış belli ki kütüphaneye en az kırk yıl önce bağışlanmış Çıplakları Giydirmek kitabının 1964 basımıymış meğer tozlu sarı yapraklı bir kitap. Okuduğum ilk piyesde Çıplakları Giydirmek oldu zaten. Kitabın girişinde önce Pirandello'nun daha sonra Çevirmen DR. Feridun TİMUR un fikirleri vardı. Piyeste beni en çok Ersilia'nın ölürken söyledikleri etkiledi. Bahsettiği çıplaklık bir beden çıplaklığı değil, ruhun çıplaklığıydı. Ersilia " Ölümü yalandan dokunmuş bir elbise ile örtmek süslemek" istemişti sadece.


Ölümü üzerine bir elbise olarak bile giyemediğini düşünüyordu ve çırılçıplak öldü. Arkasında güzel entariler vardı fakat, ruhu çırılçıplaktı. İstediği tek şey ruhuna güzel bir elbise giydirmekti.

24 Şubat 2008 Pazar

Kaldırım Çocukları


Şapkamın kenarını gözlerime indirdim pardesumun geniş eteklerini bir harminiye gibi vücuduma doladım,

ellerimi divan durur gibi önümde kavuşturdum kendi kendime sarıldım ve yürüdüm.

Gece yarısından sonra üçüncü saat.

Beyoğlu kaldırımındayım. Ağır ağır yürüyorum. Caddenin kenar çizgileri bir makas ağzı gibi açılarak

bana doğru geliyorlar. Ara sıra sendeliyorum .

Bir tesbihin taneleri gibi havaya dizili ışıklar, ben sendeledikce sallanıyorlar;

bazı tesbih kopuyor ve taneler düşüyor duvarlara çarpıyorum. Söylemeye ne hacet? Sarhoşum.

Duvarlara, sersemlere, sarhoşlara ve uyku sersemlerine çarpıyorum.

Ne yürüyüş, enfes! Ben gece yarısı kaldırımlara bayılırım. Gece yarısı kaldırımların hürriyetine,

kimsezliğine vurgunum. Bende kimsesiz ve hürüm bende kaldırım çocuğuyum.

Hey!... Bütün hayatım onların üstünde gecti, onların kaldırımların üstünde,

bütün hülyalarımı onların üstünde kurum; o hülyalar ki hiç biri olmadı fakat ben severim onları,

kaldırımları.



Onların üsütnde evimde gibiyim. Gelip geçen gelip geçen bütün insanlar misafirimdirler,

sanki bahçemde geziyorlar.

Bütün dükkanlar ve binalar kendi malım ve onları veriyorum, isteyenlere, hırsızlara mal düşkünlerine.

Bana yalnız kaldırımları bıraksınlar yetişir.

Gece yarısından sonra yoldaşlarım pek kibar şeyler değildir. Arabacılar, şoförler, sefiller ve köpekler.

Gece yarısından sonra kaldırımlarda uyumak için kuru bir parça yer arıyan etsiz ve tüysüz, kuyrukları bile tüysüz,

vücutları uzun ve karınları çukur.

Sıska ve sessiz, filozof ve mütevekkil, aç ve yorgun köpekleri bilir misiniz?

Onları ben pek iyi tanırım, onların hayatı benim hayatımdır inanınız.

İnanınız ki en cesur yaşayan biziz üç büyük korku bizde yoktur. Sefalet, hastalık, ölüm korkusu.

Bu en büyük üç zaaftan kurtulduk.

Biz kaldırım çocukları ve kaldırım köpekleri insanların ve hayvanların en kuvvetlisiyiz.

Ölümden kormuyoruz ki hastalıktan korkalim, hastalıktan korkmuyoruz ki sefaletten korkmuyoruz ki,

dolgun bir karın sıvamak ihtiyaciyle hamilerimizin önünde elpençe divan olalim ve onlara

<< afiyeti devletiniz nasıldır efendim>> diye soralim...




Bir Tereddüdün Romani - Peyami SAFA

Cingöz Recai'den Nazım Hikmet'e

gel bakayım
lüle lüle, kıvrım kıvrım, samur saçlı,
pambuk tenli, al yanaklı sarı papam,
gel bakayım anam babam,
gel bakayım yetimlikle maytap eden paşa zadem,
güzel adem!

gel bakayım,
gel ki büyük babaların:
enver paşa, nazım paşa konağında
alıştığın gibi,
alışıp yılıştığın gibi.
seni her gün dizlerimde hoplatayım.
şerefine bütün yetim çocukların anasını satayım.

gel bakayım fidan boylum, asilzadem, güzel paşam.
moda burniyle süreyya paşa locası arasında her akşam
maviş gözlerini süze süze mekik dokuyan
kadıköyün kübik salonarında şiir okuyan
moda şair, kübik şair, kübiklerin kübiği,
cevizliğin, kuşdilinin, mühürdarın bolşeviği!

ben ki - kıtır atma cicim! -
nuvel litererden alma değil.
bolşevik şair mayakofskiden de çalma değil.
senin tulum göbekli, kadayıp enseli burjuvalarından
halkı soyan birkaçının yuvalarından.
para aşırdım.
neden mi, niçin
yolumu şaşırdım?
babası sürgünde öldürülen
bir çocuğu beslemek için!
fakat sen ki paşa konaklarında
kuş dilinde, kuş tüyünde, kuş sütiyle beslendin.
kuş beyninle bolşevizme heveslendin.
baban üç yıl önce ölünceye kadar
zavallıdan para kopardın,
nefesi kokan türk işçisinin vekaletini apardın.
götürüp onu sonra el altından.
enternasyonale zula ettin,
kim bilir kaç
aç biilaç
türk işçisinin ciğerini pirzola ettin!
gel bakayım seninle bir konuşayım
senceleyin bir coşayım:

bre...toprak altında yatan
namık kemale, safaya çatan
bre tümen tümen kıtır bom
bre tümen tümen palavra
bre işçiye yalan
ölüye iftira atan
sağı sola katan
bre kaltaban
bre türk düşmanı, bre vatan haini
şarlatan!

bre propoganda broşürü alimi
bre sırtını ipek divanlara yaslıyan
"sermaye"nin yüzde bire küçültülmüş posasını
yalayarak allamelik taslıyan
orak çekiç markalı
sözüm ona komintern taktikalı
üfürükle şişirme, kursak balon komünisti
dandini bey, züppe salon komünisti!

sen misin "o kavganın kolu bağlı adsız neferi"
yavaş gel, saçmalamaya başlıyorsun,
kolun bağlise nasıl taşlıyorsun,
piçler gibi ölülerin mezarını?
yanlış attın zarını:
görüyorsun şeşi beş
yemek için bir kaç leş
sallıyarak hemen uzun elini
oluyorsun mezarlara tebelleş.

sen misin adsız nefer?
"eynelmefer?"
iki metro boyu afişlerde
gazetelerin tüccar ilanı sayfalarında
kitaplarının üstünde, manzumelerinin altında
bangır bangır bağıran nazım hikmet imzası
ad değil mi?
ne yalan söylersin?
sendeki surat, surat değil mi?

sen adsızsan,
zonguldakta maden kuyusu dibinde
promete gibi, fakat gökten değil
yerin dibinden ateş alan
bize kalori yollayan
işçinin adı nedir?

adlısın, meşhur şairim, adlısın.
amma neyleyim,
yırtık suratlısın.

sen ki iki papele her gün akşam
ulusal dil yazarsın.
önce yazdıklarını bozarsın.
sana her gün üç lira verebilsem ah.
vallah billah
ey o kavganın adsız neferi
hemencecik soldan geri
çevrilerek
ulusalizma-faşizma gömleğini
sırtına geçirerek,
bolşevizmin mezarını kazarsın!

nitekim,
söyliyecek sözün bitince,
marksın sermayesini kediye yükletince
her renkli, herşey adlı reklam gazetesinde
başmuharrirlik yapıyorsun
şimdi de ipekçilerin sermayesine tapıyorsun!

bre.. toprak altında yatan
büyük türk ölülerine çatan
bre tümen tümen kıtır bom
bre tümün tümün palavra
bre işçiye yalan
ölüye iftira atan
sağı sola katan
bre kaltaban
bre türk düşmanı, bre vatan haini
şarlatan!

sen artık buralarda kolay dikiş tutturamazsın
sahte komintern taktikalı
dolmalarını yutturamazsın.

çekil!
bugün yaptığın gibi
metr - goldvin - mayer şirketinin
istanbul kolunun başına dikil
yüzünden maskeni, başından kasketi at
sermayenin altına yat!
yerini şimdi buldun işte:
hak berekat versin, asilzadem,
berekaaaaaaat!
Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok...


Peyami SAFAMatmazel Noralia'nın Koltuğu

Gideceğim

Gideceğim, gideceğim… Suyun üstünde geminin direkleri benim için sallanıyor. Denizlerin, dağların, memleketlerin ötesinde… Oralara, oralara…Tek başıma vahşi ormanlardan geçeceğim. Sayıklamıyorum, sana projemi söylüyorum, inan bana, cinsim ben cins,çırılçıplak öleceğim, fakat leşimi kimse görmeyecek ve ben hançerin haysiyetini kurtaracağım. O bir kalbe girecek, benim kalbime girecek, ah kaçmak, gitmek, oralara vahşi ormanlara, vahşi ormanlardan sahralara…ve insan ayağı basmamış yerlerde, bir ağacın altında ebediyen kalacağım. Asırlarca iskeletim o ağaca yaslanmış duracak. Beni kimse bilmeyecek, bulamayacak… Gideceğim emelsiz, imansız oralara gideceğim ıssız dağlarda ilk aşkımın türküsünü söyleyerek gideceğim. İnan bana, inan bu sefer rüya içinde değilim. O bir kalbe girecek ah, vaat ediyorum…
Entero in un cuore!
Peyami SAFA - Bir Tereddüdün Romanı