20 Eylül 2012 Perşembe
hayat bizi şaşırtmasaydı her defasında. Çok sıradan ve tekdüze olsaydı her şey. İnanın hiçbir değeri kalmazdı gözümüzde.Ama adem evladı asla buna alışamıyor.Yani bu garipliklere. Ya da ne bileyim kime göre, neye göre garip olduğuna. Yani eşşek kadar oldum hala alışamadım bu dünyaya. hoş her şey tek düze olsa gene şikayet edecektim. ama sürekli kafa patlatmak,sürekli muhakeme yapmakta zor gelmeye başlıyor.sitem eden insanlardan nefret ediyorum ve garip bir şekilde herkes bana sitem ediyor. özel hayat kurcuklayan insanlar dört bir yanımızı işgal etmiş. herkes faşist olmuş. herkes herkesi bir şeyleri yanlış yapmakla suçluyor ama işin garip yanı hepimiz hata yapıyorum ama kimseyi beğenmiyoruz. böyle garip bi mahluğuz. hele bugun yaşadıklarım tam bi komediydi ama o başlı başına piyes olur ya da ne bileyim bin sayfalık roman olur. Ama ne komedi! bildiğimiz toplumsal sorunlardan. en büyüklerinden. durumun içindeyken anlamıyor insan ama biraz zaman geçince, olaya dışardan bakınca gülmeye başlıyor ağlanacak haline. işte böyle hem ağlayıp hem gülüyoruz. ama asla düzelmiyor. her şey garip geliyor. sonra her şey sıradanlaşıyor.tarih sürekli tekerrür halinde ve adem evladı kendi içinde de tekerrür halinde. ne bileyim her dönemde cimri insanlar vardı, her dönemde çirkef insanlar vardı. vardı da vardı anasını satayım. İnsansız bir yere gideyim desem ben yalnızlıktan nefret ederim. İnsanlada yapamıyorum. bilmiyorum ki bu gidişatla ben ne bok yerim...
18 Haziran 2012 Pazartesi
31 Ocak 2012 Salı
İnsanlara eşit haklar veren, işçilerin hakkını koruyanlar komünist miydi? Diye sorar beyinsizin biri. digeri: yok yok onlar sosyalistti der. Sonra bir başka beyinsiz onlar anarşist olmasın der. Dikkatli olun, bu beyinsizlere evlâtlarınızı emanet edeceksiniz. Cocuklarımız dunyayı sarsan akımları bile adam akıllı öğrenmemiş zavallı ucubelerin elinde heba olacak... En kötüsü de aptalligin bulaşıcı olması ...
16 Ocak 2012 Pazartesi
Bana Arkanı Dönme Yoksa...
Size daha evvel de doğulu olmanın zorluklarından bahsetmiştim. Türkiye'de yaşayan insanların yüzde doksanında " coğrafyaya göre adam seçme " hastalığı var. Özellikle kendini zeki ve kültürlü sanan! Doğu batı kavramını, başka bir deyişle de şu hastalıklı garp şark meselesini, Osmanlı döneminde ki ataları gibi algılayan hastalıklı beyinler var. Bu beyinler kendileri gibi düşünen genç beyinler yetiştirdiklerinden ülkemizin durumu daha da vahimleşiyor. Velhasılı olaya şu noktadan dalabilirim: kendini kurt sanan, burada kurtluk milliyetçilik gibi algılanabilir, köpekler için eğer bulunduğunuz coğrafyada " doğu " adı geçiyorsa boku yediniz. Siz Süryani de olsanız, Arap da olsanız, Ermeni de olsanız.... aslında Kürtsünüzdür de yalan söylüyorsunuzdur. Yani siz insan değilsiniz. Siz kim olursanız olun eğer doğuluysanız " vatan haini " siniz. Üzerinize yapıştırlan bu etikete ya deli olursunuz ya da bu hırsla " ben vatan hainiyim ulan. topunuzun gelmişini, geçmişini, zihniyetini.... " diye saydırmaya başlarsınız. Bu ülkede etnik köken araştırması başlatılsın. Kafa taslarımız incelensin. Sonra hitletrin bir zamanlar Yahudilere yaptığı yapılsın. Biz insan olmayı öğrenemediğimiz sürece Allahın sopası bizim gözümüze çok girer. Biz insanları dilleri, dinleri, renkleriyle yargıladığımız sürece Amerikanın, İsrailin, Avrupa ülkelerinin köleleri olmaya mahkumuz. Biz objektif düşünmeyi, bakmayı beceremeyen genç beyinler yetiştirmediğimiz sürece köpekler gibi sürünmeye mahkumuz. Biz bunu haketmiyor muyuz? Kim bunu haketmediğimiz iddia edebilir? Biz öyle bir milletiz ki bırakın doğusunu batısını, memleket faşistliği bile yaparız. Kanımıza işleyen bu faşistlikle ilimize bağlı olan ilçeleri bile sevmeyiz. İnsan postuna bürünmüş köpeklerin arasında yaşarken bir fener yakar Diyojen gibi insan ararız...
13 Kasım 2011 Pazar
Evimi özlüyorum. Bu garip bir özleyiş. çay içtiğim sehpayı, her zaman oturduğum kanapeyi, kitaplarımı.... hiç özlemem sanmıştım. çok çabuk alışırım sanmıştım. bazan bu özleyiş öylesine şiddetli oluyor ki ilk uçakla evime dönmek istiyorum. Bu evsizlik barksızlık canımı öylesine çok yakıyor ki... sonra altı üstü bir bavul eşyamın olduğunu fark ediyorum. dünyanın ayaklarımın altında oldugunu. yıllar boyu süren tutsaklığımı düşünüyorum. mutsuz, umutsuz gün saydığım zamanları. vazgeçiyorum özlemekten. bir yere bağlanmaktansa hep gezerim diyorum. sonra akşam olup o soğuk, yuva hissini vermeyen küçük odalardan birine girince yeniden depreşiyor ev hasretim. sabahlara kadar deli gibi kitap okuduğum gecelerim. hemen uyuyayım diye güzel şeyler düşlemeye çalışıyorum. ama ne gezer. evsizliğim parasızlığım sevgisizliğim geldikçe aklıma, her gece kutsal bir dua gibi aynı şiiri mırıldanıp uyuyakalıyorum:
cep delik, cepken delik,
kol delik, mintan delik,
yen delik, kaftan delik,
kevgir misin be kardeşlik !
Orhan Veli
cep delik, cepken delik,
kol delik, mintan delik,
yen delik, kaftan delik,
kevgir misin be kardeşlik !
Orhan Veli
16 Eylül 2011 Cuma
beynim zonkluyor. ruhum ve bedenim arasında keskin bi bağlantısızlık var. hatta öyle ki sanki ruhum bedenimi çook yukarılardan takip ediyor. ellerim ve ayaklarım bana ait değil gibi. ara sıra göğsümde şiddetli bir ağrı oluyor. o zaman anlıyorum ki ruhum hâlâ bedenimde. ya da ansızın nefesim daralıyor. nefes almayı unuttuğum anlarda oluyor. sokaktan geçen insanların konuşmaları anlamsız uğultular gibi kulaklarıma çarpıyor. dünya bir başka görünüyor. anlamsız, karanlık, karışık... kafamın içinde acaip bir tablo. düşlerim zaman içinde yolculuk yapıyor. ben dünyaya ne zaman geldim? bu zaman nasıl geçti? peki ben dünyaya gelmeden evvel bensiz bu dünya döndü mü? adem evlatları kendine hep garip sorular soruyor. adem evlatları hep yaşayacaklarını sanıyor. bir yıl içinde kaç ölüme şahitlik ettim hatırlamıyorum. ilki beni en çok yıkan, en çok yaralayan ve aylarca depresyon halinde yaşamama neden olan... diğerlerinde hep ilkini düşündüm ağladım. ilkinin hep tek kalacağından emindim. dünya garipti. dünya anlamsızdı. geçer dediler, geçmedi. yalan söylediler. ben de kendime yalan söyledim. gözlerimin içine baka baka, göğsümü kabarta kabarta inanmayacağım yalanlar söyledim. ilki çocukluğumdu, ikincisi ergenlik dönemim, üçüncüsü en güzel gençlik yıllarım, dördüncüsünde ,yani bu gece, bende öldüm. bir daha ne yaşam ne ölüm olmayacak dedim...
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
"Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı."
Orhan VELİ
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
"Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı."
Orhan VELİ
11 Eylül 2011 Pazar
Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için... Uçaklar, gemiler, trenler çiziyorsun duvarlara... Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgar... Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada... Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı... Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü... Ahmet TELLİ
19 Eylül günü. yani tam da ömrümden bir yıl daha yemişken. Kendi haydutlarıma koşarken, yemin ediyorum bindiğim tüm otobüsleri ve uçakları havaya uçurarak geleceğim...
19 Eylül günü. yani tam da ömrümden bir yıl daha yemişken. Kendi haydutlarıma koşarken, yemin ediyorum bindiğim tüm otobüsleri ve uçakları havaya uçurarak geleceğim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
