21 Şubat 2016 Pazar

siz üzülmeyin diye ben sürekli gülüyorum. canım dediğin insan seni nasıl canınla tehdit eder. şimdi bana bir kadeh sıcak şarap gerek bir de tükenmeyen sigara. yalnızlık için hap bulsunlar vallahi her gün içeceğim. yalnızlık allaha mahsusmuş o zaman neden beni sürekli yalnızlıkla imtihan ediyor. biliyorum hepsi geçecek. neler neler geçmedi ki. keşke her geçen kalbimden ve ruhumdan kocaman bir parçayı alıp götürmeseydi. mutlu anlar ne kadar kısa sürüyor? sanırım ben yalnız ölmek zorunda kalacağım. çaresiz, kimsesiz...

ey hayat

bağıra bağıra ağlamak istiyorum. ağladım evet, sabaha kadar ağladım ama yetmedi. gözlerim yanıyor, kalbim sıkışıyor ve nefes almakta zorlanıyorum. yine de ağlamak istiyorum. damarlarımda kan yerine hüzün akıyor. aldığım her nefes ciğerimi parçalıyor. korkuyorum. yaşamaktan korkuyorum. ıssız bir dağın tepesinde ağaç olmak istiyorum ya da kıpkırmızı bir avuç akdeniz toprağı. kalbimi büyük bir taşın altında parçalamak istiyorum. ruhumu zerrelere ayırıp dünyanın dört bir yanına göndermek. herkesten ve her şeyden nefret etmek istiyorum. bu hayat son bulacaksa bulsun artık. çünkü ben tükendim, parçalandım. kelimeler kifayetsiz kalıyor duyguların yanında.

14 Şubat 2016 Pazar

bir çakmaklık ya da bir gaz dolumluk adamlar

henüz açmadığım koliler vardı. bugün can sıkıntısından onları açtım. gerekli gereksiz her şeyi biriktiren bir insan değilim, kitap kurtları, sinema ve tiyatro biletleri bir de çakmaklar dışında. bir kolinin içinde kitaplarla beraber bin tane çakmak çıktı. hepsini dün gibi hatırlıyorum. sonra tebessüm ettim ve ' ne adamlar sevdim zaten yoktular ' dedim. herkesin hayatında kalan artıklar izler. benim hayatımda ise taşı bozulmuş ve gazı bitmiş çakmaklar vardı. sonra bir kitabın ilk sayfasında ' kalbinde hep kalıcı olmak dileği ile vıdı vıdı vıdı....' ondan da bir çakmak kalmıştı. bu kadar çok hatırayı bu kadar çok ızdırabı bir kaç çakmağa mı sığdırdım şimdi ben? neden bu adamlar hep bir gaz dolumluk oluyor. üstelik taşları hemen tükeniyor. hayatımda kalıcı olmak isteyen onca insan varken ben neden şimdi bu kadar yalnızım.

19 Aralık 2015 Cumartesi

gecelerden nefret ediyorum. oysa eskiden ne çok severdim. şimdi kafamın içinde kör düğüm olmuş düşünceler ve duygular yüzünden bir şey okuyamıyorum, seyredemiyorum. keşke duygularımı ve düşüncelerimi çıkarıp bir kenara koyabilseydim. oysa olmuyor. tanrı bizi cezalandırmak için yolladı yeryüzüne. hiçbir günahımız yokken hemde. bizi denemesi için biz ona ricada bulunmadık. biz cenneti istemedik; hele cehennemi hiç istemedik. biz şeytan ya da melek istemedik. biz altmış yıllık, en fazla yüz yıllık ömür istemedik. nefret ediyorum. herkesten ve her şeyden nefret ediyorum. tüm bencilliğiyle sadece kendini düşünen insanlardan nefret ediyorum.

30 Kasım 2015 Pazartesi

kafama sıkıp gitmek istiyorum. son iki ay. zaman hem çok hızlı akıyor hemde hiç geçmiyor. tezatlıklar zamanlarındayız. iki ay sonrası sonsuz bir karanlık. hayal kuramıyorum, mutsuz muyum peki? hayır, mutsuz değilim ama endişelerim var. kafamın içinde durdurulamaz kaoslar. ocak ayından beri altından kalkamadığım ve sürekli neden tanrım neden, dediğim olaylar. biri gelince ardından bini geliyor sanırım. uyusam da iki ay sonra uyansam ya. ben bu dünyaya gelmek istemedim. sorsalar ya da ne bileyim tanıtım filmi falan gösterselerdi yahu! sabah yedide uyanmam gerek lakin direniyorum. sürekli tanrıyla kavga halindeyim. odak sorunum var o da zirve yaptı son aylarda. atilla ilhanın dediği gibi ' sonum kötüye varacak biliyorum...' tanrıya sürekli beni neden böyle yarattın diyorum. ben doğmadan büyük bir günah işlemişte olamam heralde. tibete gidip oradaki rahiplere katılmak istiyorum. bir yarış motoru alıp türkiyeyi onunla gezmek istiyorum. bu işler benim üstümden alınsın artık. çok marjinalmişim. ulan ben mi istedim böyle olmayı? yok arkadaş sıçarım marjinalliğine. güzel düşler görmek istiyorum, bana huzur veren insanların omuzlarında hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. içimde ne varsa etrafımdaki insanlara böğüre böğüre kusmak istiyorum. perşembe gününden beri yollardaydım. uzun yolları hep sevmişimdir. ah o deniz, o güneş... hiç bitmesin istedim. ama her güzel şey bitermiş. insanın aşık olduğu şehirler olurmuş. nedensiz sayısız şehire aşığım. otel odalarına, içkilere, tütünlere. sayısız adama aşığım. beni benden alan. bir deniz kıyısında oturuyoruz, olmazsa olmaz rakı masası. ben içimden sürekli, batsın böyle güzellik, diyorum. batsın,varolmasın. gece bir, ben çakır keyif olmuşum, elimde rakıyı kokluyorum. sonra kadeh kaldırıyorum, içiyorum ulan dünyanın her türlü güzelliğine diye. yanımdaki adamı yalnızlığımı gidersin diye taşıyorum. o muazzam manzarayı size nasıl anlatayım ki? gün batımı, deniz kokusu. gök kıpkırmızı, bir tarafta bulutlar. bir kaç kadeh daha içeceğim, yalnızlığıma, terkedilmişliğime, hep yalnız ve mutsuz geçen yıllarıma. hep kızgın olduğum insanlara. yaşamak iseyip yaşayamadığım hayatlara. yarım bırakmak zorunda olduğum hayatlara. en çok çocukluğuma içeceğim. soğuk günlere, sıcak günlere, baharlara... kokuşmuş ceset kokan sokaklara, sisli yollara, beni benden alan dizelere, kitaplara, kahramanlara, savaşlara... karadenize baktığım için heralde nazımın dizeleri geliyor aklıma, karşıyaka memleket... şiiri mırıldanıyorum. sonra dünya gözüme çok çirkin görünüyor, neden diyorum? kadehi yere atıp tuzla buz etmek istiyorum. gözlerim kan çanağı. rüzgar tüm bedenimi ipek gibi sarıyor. bir kaç adım atsan denizdesin. kaybolur gidersin karadenizin karanlıklarında. böyle zamanlarda hep annemi düşünüyorum...

gereksizlikler

yaşadıklarımız bizi nasıl böyle değiştirebiliyor? bizi yıkacak olayları nasıl böyle soğuk kanlılıkla karşılayacak hale geliyoruz? korku ve acı insanı değiştiriyor. mutluluktan daha çok değiştiriyor. karanlığın içinde soğuk ve sıcak. aydınlığın içinde soğuk ve sıcak. ister karanlık olsun ister aydınlık, acı verdiği sürece insanı olgunlaştırıyor. gereksiz bir olgunluk. en çok korktuğum şeylerden biri bu acılar beni zaman zaman insanlıktan çıkarıyor. kendimi tanıyamıyorum zamanla. umut, ümit, aşk, sevgi, güven... bir bir sözlüğümden çıkmaya başladı. bu durum canımı yakıyor. sonra diyorum ki kendime demek hâlâ ölmemiş bu duygular. sonra önüne geçemediğim bir fırtına kaplıyor ruhumu. her zaman gel gitlerim olmuştur ama hiçbir zaman bu kadar güçlü olmamıştı. hiçbir zaman beni böyle derinden sarsmamıştı. tanrıyla olan kavgalarım daha da arttı. hesaba ben çekilmeyeceğim, bundan sonra tanrıyı bile ben hesaba çekeceğim!

20 Kasım 2015 Cuma

insanın gönül işleri bir kere kırık gidince bir daha düzelmezmiş. sanki bir cadı seni lanetliyor, sonra da orosbu karı gibi kahkaha atıyor. buradaki orosbu karı kelimelerine dikkat! bunlar tamamen karakter orosbuluğu. yani böyle... bilmiyorum bende... insanların hepsi birbirinin arkasından konuşup yüzüne gülüyor. eşek kadar oldum hâlâ bu iki yüzlülüğe dayanamıyorum. kimse kimseyi beğenmiyor. insanlar birbirlerini aptal ilkokul çocukları gibi eleştiriyor. mübarek sanki kendi abide! zaten ankaraya gittiğim zaman seyretmeyi en çok istediğim oyun antebe geldi, antebe gelince ankaraya gitti. bu nasıl iş be! bir öğrencim var beni hiç sevmiyor. ne desem muhalefet. oy bazen pencereden aşağı atmak istiyorum ama nirvanaya ulaşmak kolay değil . derin bir nefes alıp kendimi sakinleştiriyorum. beni sevmeyen ve benden nefret eden ne çok insan varmış benim etrafımda. çok şaşırdım yahu! halbuki ben kimseye dokunmam. kendi halinde garip bir insanım. gerçekten öyle miyim acaba? tabii bu durumu bir de karşımdaki insanlara sormak gerek. amaann boktan boktan işler ama yinede güzel şeyler olabiliyor. çok şükür benim başıma aylardır gelmedi ama olabiliyor heralde...