15 Temmuz 2015 Çarşamba

kpss mağdurları

iki yıldır özel sektörde çalışıyordum. aynı zamanda yabancı öğrencilere ders veriyordum. özel sektör insanın ağzına sıçar. tabii özel sektöre tahammül etmemin en büyük nedeni elimde bir diplomamın olmayışıydı. özel sektörde devam etmem için gelen o muazzam (!) teklifleri reddedip bir kaç ay önce işten ayrıldım ve şöyle bir durum gelişti, annem kpss ye girmem için elinden geleni yaptı ve ben kaydımı yaptırdım. sınavlardan hep nefret etmişimdir. sınav denince şeytan çarpmışa dönüyorum. neyse efendim çalışmadığınız bir sınav ne kadar iyi geçerse o kadar iyi geçti sınavım. böbürlenmek gibi olmasın güncelden gelen tüm soruları yaptım. tabii ki bunu çok okumaya ve gerekli gereksiz her şeyi ezberleyebilmeme borçuluyum. yine garip bir nokta daha var ben ezberim kötü derim hep. meğer değilmiş. sınavdan çıktıktan sonra ismini bile bilmediğim akrabalarım beni aramaya başladı. aman tanrım ben nasıl bir belanın içine düştüm. aynı şeyi üniversite sınavından sonra da yaşamıştım ama insan unutuyor işte. sınavın nasıl geçti tatlım? ruhsuz bir sesle, bok gibi diyorum. ama neden? hay ebesinin örekesi! sana ne ulan, sana ne! anasını satayım hayatın anlamını ara desen bu kadar sorgulamaz. çalışmadım diyorum aynı ruhsuz sesle. yine soruyor, ama neden? paşa gönlüm istemedi de ondan canım sana ne? benim en büyük zevkim işsiz kalmak zaten. işsiz kalırsam yıllar önce yaptığım gibi garsonluk, bulaşıkçılık, temizlik... yaparım diyorum. herkeste bir şok nidası! aman tanrım olur mu öyle şey. arkadaşım benim gocunmadığım şeyden sen neden gocunuyorsun ki? hem ben öyle de mutluydum. tabii ki öğretmenlik yapmayı çok seviyorum. o çocukların gözlerindeki ışık beni benden alıyor. fakat ben ekmeğimi her yoldan kazanırım size ne? yeni bir iş buldum. yine özel sektörde sürünmeler. olsun aç kalmaktan iyidir. bir dershane sistemiyle daha papaz olur ayrılırım. üçüncü en iyinin de kara listesine girmiş olurum :)

14 Temmuz 2015 Salı

Ne garip adam

Tipik kadın davranışı:bir kadın giderse eğer,arkasına bakmaz! İyi birsey midir bu peki?tartişılir. Kadın,işine yaramayan bir şeyle uğraşmaz.bununla ilgili bir durumdur bu. Oysa kadının hayatta daha önemli görevleri vardır.bu görevleri içgüdülerinden alır.ve gôrevini gayet ciddiye alır. Bu konuşmanın muhatabı sen değilsin telefonda yazıları okuyan.o halde neden mi yazıyorum? Bir tapıcı ahşap bir toteme taparken nasıl ki ulasamadığı bir varsayıma aracı tutarak tapıyorsa,benim seninle konuşmam da öyle. Peki o halde neden msjı 2222 ye falan atmıyorum da sana atıyorum? Bu da bir varoluş problemi.çünkü insan görmek ve görülmk üzerine kurgulanmş. Zaten o tapıcı da görmeye ve görülmeye ihtiyacı olduğundan tapıyor tapinağa. Bak şimdi pişman oldum yazdıklarmdan..veya yazılanlardan.ne o yazıları yazan ''ben''dim,ne gönderilen ''sen''... Her neyse tüm bu yaşananları unut. Bunlarin hic birini soylemedim sana. Sadece şunu söylemek istemiştim: Bu akşam yine her zamanki gibi harika görünüyorsun.

8 Temmuz 2015 Çarşamba

özlem

böyle çok koşturduğum ama hiçbir yere yetişemediğim günlerde, bir nefes alsam, diyorum. elime bir kitap alsam, yanında tavşan kanı çayım, her zaman tüten sigaram. para derdi yok, iş derdi yok. kesik kesik sahneler geliyor aklıma, aylak olduğum zamanlardan. küçücük bir gecekondu, ışık almıyor ama bahçe içinde. en güzel yanı da bahçesi. sürekli rutubet kokan. sobanın yanında dizlerimde battaniyem, yanımda kitap, dergi, gazete yığınları. hangisi okusam acaba aç gözlülüğüyle sabahlara kadar sonra da akşamlara kadar okuduğum günler. kütüphanecileri deli ederdim. istediğim kitabı bulamayınca hepsini seferber ediyordum. kitapların karşısına geçip beni seçmelerini bekliyordum. o beni seçince de başlasın cümbüş! böyle böyle yüzlerce kitap ve yazar keşfettim. tamam şimdi de okuyorum, okumadan yaşayamam zaten. ama gelin görün ki o zamanların hazzını vermiyor. kitabın en güzel yerinde bir iş ya da biri içine sıçıyor. örneğin eski bir dostumu özler gibi özlüyorum yaşar kemal'i sait faik'i, kemal tahir'i... aklıma gelmeyen niceleri. ya da ne bileyim fantastikler, bilim kurgular, polisiyeler... eğer bir mani olmazsa ağustos ayında kusana kadar kitap okumayı düşünüyorum. bu defa her şey planladığım gibi giderse.

2 Temmuz 2015 Perşembe

günlerdir insan gibi uyuyamadım. kedi uykusu. sürekli uykuyla uyanıklık arası dengesiz bir ruh hali. yapmam gereken o kadar çok iş varki. hepsi sürekli omuzlarımda benimle birlikte geziyor. birini bitiremeden diğerinin gereksiz telaşı. benim gibi tez canlı her şey hemen olup bitsin diyen bir insan için bu durum çekilecek gibi değil. bu şehirden giderken çok üzüleceğimi düşünmüştüm. hoş her zaman olduğu gibi yine duygularımdan tam olarak emin değildim. beni buraya bağlayan, çok sevmemi sağlayan binlerce nedenim vardı. oysa adem evladı öyle bir mahlukat ki bir avuç suyla çamurlaşabiliyor. arkamı döndüğüm anda sırtıma saplanan bıçaklarla yeniden anladım bunu. son yedğim kazıklar sayesinde gideceğim için çok üzülmüyorum. gideceğim gideceğim... gitmek fiili ne hoştur aslında. gitmek mi zor kalmak mı sorusuna tabii ki kalmak zor derim her zaman. yıllarca hep kalan olduğumdan. şimdi gideceğim için üzülmenin alemi ne? yine olayın özünden saptım. diyorum ki efendim bu dünyada hepimiz çıkarlarımız için yaşıyoruz. tüm dostluklar, arkadaşlıklar hepsi çıkar uğruna. egolarımız öylesine şişkin ki herkesi tek kalemde harcayacak kadar karaktersizleşebiliyoruz. tamam bunun böyle olduğunu teoride biliyorum ama pratikte sarsıntı yaşıyorum. hayır madem verdiğiniz sözlerin hepsini yiyeceksiniz neden bana adamlık taslıyorsunuz? bu dünyada sırtımı dayayacağım bir ben var benden öte benden ziyade gibi saçma bir cümle kurmak istedim şimdi nedensiz. her nedensiz duygum gibi. geçen gece biri bana, burada ne işin var, dedi. valla şimdi ne desem yalan olur. ruhumun en dengesiz dönemindeyim. bu soruyu kendime bende çok soruyorum ama çeşitli rivayetlerle ele avuca sığmaz cevaplar alıyorum, dedim. tüm bunlara rağmen hayatın güzel olduğunu düşünmek istiyorum ama nafile. bu hayat güzel falan değil. bir yıldır yediğim leziz kazıkların tadı damağımdayken ben şimdi iki saatlik uykuyla aşti yolu gözlüyorum şehir dışından gelen ve ankarayı hiç bilmeyen bir arkadaşım için. uyursam komaya girip telefonu duymamaktan korkuyorum. sınırsız kafein tükettim ama bana mısın demedi. öyle işte her zaman ki gibi saçma sapan macera bile sayılmayacak yaşantılar. anlayacağın nagenin cephesinde yeni bir şey yok

16 Haziran 2015 Salı

Molly hanıma marul almak için markete gittim. salak salak gezinirken şeftaliler öyle güzel koktu ki kendimi bir anda meyvelerin arasında buldum. aman tanrım bu da ne?! meyve yemek bu memlekette lüksmüş meğer. şimdi mi anladın diyeceksiniz ama ben senede bir kere meyveyi ya yerim ya yemem. genellikle zararlı şeyler severim. üzüm on altı lira. hasiktir demekten alamadım kendimi. Türkiyede yaşam standartları yükselmiş! tabii yükseldi. halkın yediği kazık kalitesi yükseldi. yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en mutsuz ülkesi seçilmiş canım ülkem. şaşırmamak gerek. hoş afrika ya da ortadoğuda bulunan ülkeleri düşününce bu araştırma ne kadar objektif diye düşünüyor insan. bu arada size molly hanımdan hiç bahsetmedim sanırım. o benim yeni kızım. kaç yaşında ya da kaç aylık olduğuna dair en ufak bir fikrim yok. eylül ya da ekim ayında bir alışveriş merkezinde arkadaşımı bekliyordum. alışveriş merkezinde beni en üst kata çağıran bir şey vardı. bazı duygular tarif edilemez. içimde karşı konulamaz bir istek. en üst kata çıktım. petshoplara köle tüccarları diyorum. çağımızda insanlar insanları köle olarak kullanmadığı için bu duygularını hayvanlar üzerinde tatmin ediyorlar. dükkanın ortasında bir kafes, tepesinde bir sürü çocuk. hayvan korkmuş köşeye sinmiş. tipini hiç beğenmediğim zengin bir piç kurusu, annneeneeeee bunu bana allll, diyor. anneanne o esnada torununa bir köpek yavrusu beğenmekle meşgül. köpeğin fiyatı bin lira! bir ailenin bir aylık geçim masrafı olduğuna mı yanarım yoksa barınaklarda onca başı boş hayvan varken burada bu köle ticaretine mi yanarım... nefret ediyorum saf kan takıntısından. bu hayvanı almalıyım, o anda düşündüğüm tek şey buydu. hiç değilse bu hayvanı bu bu salak kafesten kurtarmalıyım. sahne karardı ve ben elimde bir gine domuzuyla metroya doğru yürüyordum. aldıktan sonra fark ettim hayvan hamileymiş. al başına belayı! beş tane yavrusu oldu. onlara ev bulana kadar canımız çıktı. şimdi molly bir kafeste hapsolmak yerinde genellikle evde benimle birlikte geziyor. keşke rüyalar gerçek olsa da onu doğaya salabilsem... mestan efendi ölünce yemin etmiştim bir daha ne kedi ne köpek beslerim diye. benim için büyük bir yıkım olmuştu. gelin görün ki benim gibi biri özellikle hayvanlara karşı tövbe tutamıyor işte. kızım ve oğlu bay merlin :)

13 Haziran 2015 Cumartesi

10 haziran

karanlık, duman altı bir ortam. karşımda oturuyorsun, gerçek duygularımı dile getiremiyorum. içim kan ağlıyor ama ben konuşamıyorum. yüzümde salak bir mutluluk ifadesi. mutlu falan değilim aslında. duygularımı utanmadan ifade edebilmeyi çok istiyorum ama olmuyor. sıradan bir bar masamızda on kişi var. öyle hızlı içiyorum ki kusmaktan korkuyorum. tek istediğim bir kaç kadehle sarhoş olmak. öyle kasıyorum ki kendimi ayaklarımı hissetmiyorum. yanımda bana korkan gözlerle bakan bir kız var. kadehi ona doğru kaldırıyorum tek nesefte koca bardağı bitirirken kıza göz kırpıyorum. bardağı yere indirmeden garsona bardağı sallıyorum. işe yaradı, üçüncü kadehten sonra ışıklar gözüme güzel görünmeye başladı. karşımdasın gözlerinde gereksiz bir hüzün. mutlu olman gerek. şu çalgıcı elemana kılım diyorum yanımda oturan esmer kıza. çok ukala! her barda çalan şarkılar niye geldik biz buraya? aslında benim şikayet etmem için bahaneler aradığım ortada. biraz daha zaman geçiyor, ışıklar hızla dönmeye başlıyor. herkesin elleri havada. daha on dakika önce ağlayan insanlar şimdi saçma sapan melodilerle göbek atıyorlar. kalbim hızla çarpıyor. elimi kaldırıp bir kadeh daha istiyorum. bu gece ankaranın bütün sokaklarına kusmak istiyorum. gerçek duygularımı açık yüreklilikle söyleyemediğim için kendime kızgınım. ama konuşamam biliyorum. tek kelime kitlenerek ağlamama neden olacak biliyorum. bir yazıda şöyle diyordu, insanlar duygularını ifade edemedikleri zaman ağlarlar. yani göz yaşları tamamen ifadesizlikten. oysa ben peyami safa gibi düşünmek istiyorum, ağlamak ruhun işemesidir. altı ayda hayatımın allak bullak oluşunu, en çok güvendiğim insanların gözlerimin önünde eriyişini düşünüyorum. eğer bir yetimhanade büyüseydim her şey daha farklı olurdu ama maalesef ben hep babalı piçlerden oldum. ne yani şimdi sende mi gideceksin. seninle gözgöze gelmemek için elimden geleni yapıyorum. çaprazımızdaki masaya sarışın bir kadın oturuyor. ne enaniyet ama! hoş onun kadar güzel olsam belki bende o kadar enaniyetli olurdum diye düşünüyorum. alkol kanıma iyice işliyor gece yarısını çoktan geçmiş. duygularım kalbimi patlatacak gibi masada sürekli geyik yapan insanlar. sallanarak tuvalete gidiyorum işerken kapının arkasında bir yazı çarpıyor gözüme, her güzel şey bitermiş! gözlerim doluyor, boğazım yırtılıyor. saçma sapan bir gurur ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. ışıklar bir anda soluyor. yeniden masa, herkes çok eğleniyor gibi görünüyor. o anda herkesten nefret ediyorum. elimi kaldırıp bir kadeh daha diyorum. başımı artık taşıyamıyorum. öyle büyük bir çıkmazın içindeyim ki sadece ölmek istiyorum. yeni mezun kızlar ayakta duramıyorlar birilerinin kolunda bir yerlere kusuyorlar, birileri birilerine aşkını itiraf ediyor. yan masada ipek üniversitesine giden bir grup var. o ne biçim isim lan diye bağrıyorum. masada herkes bana gözlerini patlatarak bakıyor, kadehim geliyor ayağa kalıyorum, bu kadehi özel üniversiteye gidemeyen, baba parası yiyemeyen, parlement malbora içemeyen yürekli insanlara kaldırıyorum diyorum. kızlar korkup kaçıyor. ama olmuyor işte bu kin bu nefret son bulmuyor. ellerimi masanın üzerine koyup masanın üzerine kapanıyorum, işte oldu ilk damla gözlerimden süzülüyor. çok çişiniz vardır ve siz onu zoraki tutmuşsunuzdur ama o ilk damla kaçınca arkasını tutamazsınız ya, işte öyle bir şey. sarsıla sarsıla bağıra bağıra ağlamaya başlıyorum. birileri omuzlarımdan tutuyor, biri bana sarılmaya çalışıyor ama kalkamıyorum. sonra buz gibi bir el, elimi kavrıyor, saçımı okşuyor. başımı kaldırmak istemiyorum. aylardır bana acıyan gözlerle bakmalarından usandım. başımı kaldırıp seninle göz göze gelmek istemiyorum. biliyorum sende ağlıyorsun. hiç dayanamadık birbirimizin göz yaşlarına. başım daha çok dönüyor, kulaklarım uğulduyor. başımı kaldırdığımda çapraz masada oturan o sarışın kadını görüyorum, elimi tutan oymuş meğer. zoraki gülümsüyorum, başımla selam verir gibi bir hareket yapmaya çalışıyorum. öyle güçlü görünüyorsun ki şu anda diyor. öyle güçlü ve öyle çekicisin ki. aylardır ağlayamıyorum, ağladığım zaman insanların bana acıyacağını ve kendimi zayıf görüp her şeyi bırakacağımı düşünüyorum. gülmeye başlıyorum, ben böyle ağlayabilmek için neler içtim senin haberin var mı diyemiyorum. tebessüm ediyorum, Peyami Safa der ki ağlamak ruhun işemesidir, ruhunun sidik kesesini patlatma diyorum.

12 Haziran 2015 Cuma

tabii ki insanları seviyorum. ama uzaktan, çok uzaktan, kuş bakışı bakarsam seviyorum! insan sarrafı diye bir şey yok bence. ya da sarraf olabilmen için milyonlarca kazık yemen gerek. tam karar veremedim şimdi. bildiğim tek şey ben asla sarraf olamam. eşek bile bir kere düştüğü çukura bir daha düşmezken ben inatla giriyorum. bildiğin eşekten beter oldum. verdiği sözü tutmayan ya da, yaa bebeğim unuttum ben onu, bahanesinin ardına sığınan insanlardan nefret ediyorum. sanırsın dünyanın bütün yükü bunların omuzlarında. ay bir dertliler bir dertliler sorma. bu dertleri yüzünden her şeyi unutmaya ya da herkesi unutmaya hakları var. resmen bahane üretme hastalığına yakalanmışlar. ay konuşmaya başlayınca bir dere yağ bir dere bal iş icraata gelince tık yok. eşeklik bende niye şans veriyorsun ki? neymiş efendim insanların ikinci bir şansa ihtiyaçları varmış. bu felsefeye inandığım için ben gerizekalıyım evet. eğer pimpirikli, işini garantiye alan bir insan olmasam beş yıllık emeğim bir gerizekalı yüzünden çöpe gidecekti. öyle sinirliyim ki geçmiyor! iki bira, bir paket sigara içtim. saatlerce yürüdüm. ay üstelik geçmiş karşıma kendini savunuyor. ağzımdan burnumdan alevler çıkarken sen nasıl benim karşımda durabilirsin. demek ki o da beni hiç tanımamış. bir daha insanlara ikinci bir şans verirken bir kere değil bin kere düşünücem! Allah benim tepemden baksın!