2 Eylül 2014 Salı
Ve Yaz Biter
Bu yaz çok sıkıldım. öylesine sıkıldım, ölesiye sıkıldım. bir aylık tatilim bana bir asır gibi geldi. Hatta o asır uzadıkça uzuyordu. Yıllar önce, daha çocuk sayılacağım yaşta, okuduğum bir kitap geldi aklıma. Kitapta bir zaman sündürücü vardı. En güçlü büyülerinden biriydi bu. Zamanı sündürdükçe sündürüyordu. Peki bizim dünyamızda ki zaman bükücü neden hep gereksiz zamanları sündürüp duruyor? Tüm yaz belkide hiç varolmayan bir büyücüyle kavga ettim. Sürekli salak salak yakındım durdum. Neden benim en çok eğlendiğim zamanları sündürmüyordu da hep sıkıldığım zamanları seçiyordu. Bu benim için çok büyük bir haksızlıktı. Büyücülerden yola çıktım önce Yüzüklerin Efendisi serisini sonra da Harry Potter serisini yeni baştan okudum. Büyücülerin kafaları nasıl işler ona kafa yordum durdum. Onunla da kalmadım başka fantastik eserler okudum. Kendimi durduramadım iki ayda on beş kitap okudum.Hızımı alamadım kitaplar üstüne yapılan yorumları okudum. Bu yazı nereye gidiyor pek anlamadım ama ben sanırım başka bir şeyden bahsedecektim. İşte sıkılmış ruhum ve sürekli sünen zaman yüzünden kafamı toparlayamaz oldum. benim beynim zaten çöplük gibi, biraz daha karıştırarak daha da çıkılmaz bir hale soktum. Kitaplar, filmler, oyunlar, müzikler... karıştıkça karıştı beynimde sonra da alacalı çok leziz lakin mideye dokunan bir çorba çıktı ortaya.
Ben hep söylüyorum ' Azizim, bana on günden fazla tatil yaramıyor! '
10 Ocak 2014 Cuma
Buz gibi bir gündü.Ocak ayının en soğuk günlerinden biri. Bir otel odasındaydık, yanımdaki adamın varlığını unutmuş birbirine girmiş binaları izliyordum. Dışarıda insanın gözlerini kör edecek bir tipi vardı. Yamuk yumuk kurulmuş binaların arasında savrulan kar zerrecikleri gri şehrin içine doğru hızla düşerken şehirle aynı rengi alıyordu. dışarıda insanlar hiç bilmediğim bir dili konuşuyorlardı. anlamıyordum, anlamakta istemiyordum. bunca bilinmezliğin içinde böylesi çok daha eğlenceli geliyordu bana. Yanımda yatan adamın sadece sıcaklığını hissediyordum. hiç konuşmuyorduk. ben sürekli gri ve kokan şehri seyrederken o sürekli uyuyordu. Garipti, tüm şehirler birbirinin aynıydı. İnsanlar çift yaratılmış sözünü almışlarda, şehirler ctrl V ile kurulmuşa uyarlayabilmek için dünyanın tüm kıtalarında, tüm ülkelerinde, şehirlerinde ve kasabalarında inatla uygulamışlardı. Yanımda yatan adam bundan anlamıyordu. anlayıp anlamaması beni de pek ilgilendirmiyordu. O adamı yanımda yıllardır sırf yalnızlığımı gidersin diye taşıyordum. Ona göre de ben hiçbir şeyden anlamıyordum ve o da beni sırf yalnızlığıni gidermek için yanında taşıyordu. Birbirimizden böyle bir şeyi gizlersek eğer tüm o tutkulu aşkımızın ve sevişmelerimizin büyüsü bozulacaktı. Gizlemiyorduk. Gizleyelebileceğimiz bir şey de değildi zaten...
18 Ekim 2013 Cuma
tüm bu belirsizlikler yok olsun. Her şey sütliman olsun. Benim artık bir evim olsun, evimde bir kedim olsun, kitaplarım olsun. o ev yalnız benim olsun. Olsun olsun olsun... fallarda arıyorum artık çareyi. Yaş otuzu buldu ne bir evim var ne de düzenli bir hayatım. Bu hayatı tercih eden de bendim evet ama şu anda bazı şeyler öyle ağır geliyorki. Ankara'nın ağır havası çok yoruyor beni. Antep bunaltıyor. İkisi de olmasın bambaşka bir yer olsun. Önümdeki tüm engeller bir anda yok olsun. Küçük bir bavulun içine sıkışmak zorunda kalmayayım mesela. Çadır da olur benim için hiç fark etmez. Beni terk etmeyen bir adam olsun. çayım tavşan kanı olsun. sigaram sürekli tütsün. Dünya hep güldürsün insanları, hiç kimse ağlamasın. Boşu boşuna kan akmasın, kimse kimseyi saçma sapan fikirler ya da iki karış toprak yüzünden öldürmesin. Ne bileyim yahu! masallar gerçek olsun. Ben doktor ünvanını hemen alayım (iç ses: bok alırsın) ezberci sistem ölsün. kimse benden saçma sapan araştırmalar tezler istemesin. kilo vereyim, spor yapayım, esrarı bırakayım( esrar kullanmıyor aslında :) kitap okumak için daha fazla vaktim olsun. İnsanlar daha hoşgörülü olsun, birbirinin fikirlerine saygı duysun. İnsanlar daha çok okuyup daha çok öğrensin, öğrenirken ilmin bir süzgecinin olduğunun farkında olsunlar.
Karışık bir iş vesselam...
Fırat Lacivert, yorumunu bulamadım. Sanırım bir yorum yapmışsın ama şu anda kayıplarda. nasıl oldu inan bende anlamadım :)
28 Ağustos 2013 Çarşamba
Beyaz bir tavana bakıyorum. İnsanı rahatsız edecek kadar beyaz ve temiz; nereye yakışacağını düşünemiyorum. Etrafımda insanlar koşuşturuyor. Biri tansiyonumu ölçmeye çalışıyor iki tanesi kan alıp serum takmaya çalışıyor. Hiçbir şey hissetmiyorum. Sadece tavana bakıyorum. Hemşirelerden biri " tansiyonu hala düşüyor " diye bağrıyor. Tebessüm etmeye çalışıyorum, edemiyorum. Sanki sağırmışım gibi bir doktor bağıra bağıra " iyi misin Nagehan " diye soruyor. Temiz tavana bakıyorum. Baktığım son şey olabileceğini düşünüyorum. Dışarda çok güzel bir gün var hissedebiliyorum. Kaç gündür özgürce yürüyemedim, yalnız kalamadım düşünmek bile istemiyorum. Ansızın baş ağrımı hatırlıyorum, yeniden midem bulanmaya başlıyor. Öğürüyorum... Öğürüyorum... Öleceğimi düşünüyorum. Ölüm aklıma gelince içimde garip bir his uyanıyor. Kendi kendimi teselli etmeye çalışıyorum ve kafamdaki şeytanların hepsinin ağzının üstüne iki tane okkalı tokat atıyorum. Lekesiz tavanda dev bir kitap hayal ediyorum, okuduğum zaman dünyanın en mutlu insanı olacağımı düşünüyorum ve başlıyorum yazmaya. Kabul ediyorum biraz Yaşar Kemal'den çalıntı ya da alıntı yapıyorum bazı betimlemeleri. Ama bu durum çok hoşuma gidiyor. Bölümleri tamamlıyorum ve dalıyorum. Gözlerimi açtığımda hâlâ kolumda iki serum başımda hemşire var. Uyurken bile bir şeyler yazdığımı anımsıyorum sonra. Tansiyon hâlâ düzelmedi diyor doktora. Doktor yine aynı ses tonuyla iyi olup olmadığımı soruyor. Ben bakışlarımı tavandan çevirmeden okumaya devam ediyorum. O anda hayatta bana en çok zevk veren şeyi bir kez daha anlıyorum, ölümle burun burunayken bile evimde Türk kahvem ve sigaramla, elimde mükemmel bir kitap; işte bunun için yaşamalıyım diyorum kendime... Ve gariptirki gerçekten ölmedim. hayaller insanı yaşatabiliyormuş. Ama Yaşar Kemal'den çalıntı yapmayı bırakmalıyım sanırım :)
Benden size tavsiye sakın kendinizi Türk hekimlere emanet etmeyin:)
16 Şubat 2013 Cumartesi
9 Şubat 2013 Cumartesi
Yıllardır aynı mail adresi, aynı şifreyi kullanırım. Hemde heryerde. yaklaşık yarım saattir bloga girmeye uğraşıyorum olmuyor. neden mi? tek neden benim dalgınlığım. Yüreğime inecekti giremeyince. niye bu kadar heyecanlandıysam. yeni bir blog açmaya sabrım yok onun için heyecanlandım onu biliyorum da çaktırmıyorum aslında... aman da aman meğer ne çok severmişim ben bu bloğu...
26 Ocak 2013 Cumartesi
bazan bir adam sizi alt üst etmişken başka bir adamın tebessümüyle kendinize geliyorsunuz ya işte o hallere çok gülüyorum. tamam, hüzünleniyorum da... ama ne hikmetse daha çok gülüyorum.güzel cümleler duymak istediğim zaman daha çok gülüyorum. güzel cümleler kurup beni mutlu ediyorlar. tıpkı bu gece de olduğu gibi. Evet dedim adama evet, kafam güzel! kafam kadar güzel olmazsın. sakın kafam kadar güzel olmaya çalışma, seni de yakarım kafamı da yakarım. güldü. sadece güldü. öyle sıcak öyle samimi bir gülümsemesi vardı ki.o halime aldırış bile etmedi. " sen güzelsin anladım. hadi seni eve bırakayım." dedi.sonra yine güldü.sonra bende güldüm. karşılıklı deliler gibi güldük.yürüyemedim sallandım. koluna girdim. bir anda bir insanın tebessümüne, sıcaklığına hasret kaldığımı anladım. daha çok gülmeye başladım.ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım? ne zamandan beri bu bozkırın içinde bir tebessüme hasretim?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)