<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570</id><updated>2012-01-31T00:59:54.664+02:00</updated><category term='Hermann Hesse'/><category term='Sıradan Şeyler'/><category term='Ahmet Hamdi Tanpınar'/><category term='Cumartesi Çocukları'/><category term='Alıntılar'/><category term='Ruhun Kusması'/><category term='Hemingway'/><category term='Pirandello'/><category term='Charles Dickens'/><category term='Halit Ziya Uşaklıgil'/><category term='Meşa Selimoviç'/><category term='Recaizade Mahmut Ekrem'/><category term='Peyami SAFA'/><category term='saçmalık'/><category term='Refik Halid Karay'/><category term='İncelerken'/><category term='Günden kalan kırıntılar'/><category term='gü'/><category term='Geceden Kalan Kırıntılar'/><category term='Mim'/><category term='Bekçi&apos;den...'/><category term='Yaşar Kemal'/><category term='Karen Blixen'/><category term='Cengiz Aytmatov'/><category term='Gündelik'/><category term='Kendi Kalemimden'/><category term='Filmler'/><category term='Orkun Uçar'/><category term='Adnan ÖZyalçıner'/><category term='Jose Moura De Vasconcelos'/><category term='Franz Kafka'/><category term='Elif Şafak'/><category term='Conelia Funke'/><category term='Zoran Živković'/><title type='text'>Haydutlarım Bir Kelebeğin Önünde Diz Çöker</title><subtitle type='html'>Ruh Döven</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>152</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-7342342236494630130</id><published>2012-01-31T00:59:00.001+02:00</published><updated>2012-01-31T00:59:54.673+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>İnsanlara eşit haklar veren, işçilerin hakkını koruyanlar komünist miydi? Diye sorar beyinsizin biri. digeri: yok yok onlar sosyalistti der. Sonra bir başka beyinsiz onlar anarşist olmasın der. Dikkatli olun, bu beyinsizlere evlâtlarınızı emanet edeceksiniz. Cocuklarımız dunyayı sarsan akımları bile adam akıllı öğrenmemiş zavallı ucubelerin elinde heba olacak... En kötüsü de aptalligin bulaşıcı olması ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-7342342236494630130?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/7342342236494630130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=7342342236494630130&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7342342236494630130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7342342236494630130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2012/01/insanlara-esit-haklar-veren-iscilerin.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3772113858261057470</id><published>2012-01-16T01:39:00.000+02:00</published><updated>2012-01-16T01:39:06.518+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Bana Arkanı Dönme Yoksa...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-bstnXN2EAm0/TxNjhXZXgQI/AAAAAAAAAhM/tjnELfO7gsw/s1600/46752_1387542531741_1327392507_30936783_2492538_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-bstnXN2EAm0/TxNjhXZXgQI/AAAAAAAAAhM/tjnELfO7gsw/s320/46752_1387542531741_1327392507_30936783_2492538_n.jpg" width="253" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Size daha evvel de doğulu olmanın zorluklarından bahsetmiştim. Türkiye'de yaşayan insanların yüzde doksanında " coğrafyaya göre adam seçme " &amp;nbsp;hastalığı var. Özellikle kendini zeki ve kültürlü sanan! Doğu batı kavramını, başka bir deyişle de şu hastalıklı garp şark meselesini, Osmanlı döneminde ki ataları gibi algılayan hastalıklı beyinler var. &amp;nbsp;Bu beyinler kendileri gibi düşünen genç beyinler yetiştirdiklerinden ülkemizin durumu daha da vahimleşiyor. Velhasılı olaya şu noktadan dalabilirim: kendini kurt sanan, burada kurtluk milliyetçilik gibi algılanabilir, köpekler için eğer bulunduğunuz coğrafyada " doğu " adı geçiyorsa boku yediniz. Siz Süryani de olsanız, Arap da olsanız, Ermeni de olsanız.... aslında Kürtsünüzdür de yalan söylüyorsunuzdur. Yani siz insan değilsiniz. Siz kim olursanız olun eğer doğuluysanız " vatan haini " siniz. Üzerinize yapıştırlan bu etikete ya deli olursunuz ya da bu hırsla " ben vatan hainiyim ulan. topunuzun gelmişini, geçmişini, zihniyetini.... " diye saydırmaya başlarsınız. Bu ülkede etnik köken araştırması başlatılsın. Kafa taslarımız incelensin. Sonra hitletrin bir zamanlar Yahudilere yaptığı yapılsın. Biz insan olmayı öğrenemediğimiz sürece Allahın sopası &amp;nbsp;bizim gözümüze çok girer. Biz insanları dilleri, dinleri, renkleriyle yargıladığımız sürece Amerikanın, İsrailin, Avrupa ülkelerinin köleleri olmaya mahkumuz. Biz objektif düşünmeyi, bakmayı beceremeyen genç beyinler yetiştirmediğimiz sürece köpekler gibi sürünmeye mahkumuz. Biz bunu haketmiyor muyuz? Kim bunu haketmediğimiz iddia edebilir? Biz öyle bir milletiz ki bırakın doğusunu batısını, memleket faşistliği bile yaparız. Kanımıza işleyen bu faşistlikle ilimize bağlı olan ilçeleri bile sevmeyiz. İnsan postuna bürünmüş köpeklerin arasında yaşarken bir fener yakar Diyojen gibi insan ararız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3772113858261057470?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3772113858261057470/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3772113858261057470&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3772113858261057470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3772113858261057470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2012/01/bana-arkan-donme-yoksa.html' title='Bana Arkanı Dönme Yoksa...'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-bstnXN2EAm0/TxNjhXZXgQI/AAAAAAAAAhM/tjnELfO7gsw/s72-c/46752_1387542531741_1327392507_30936783_2492538_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-7767534934534222808</id><published>2011-11-13T01:23:00.001+02:00</published><updated>2011-11-13T01:32:26.187+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Evimi özlüyorum. Bu garip &amp;nbsp;bir özleyiş.&amp;nbsp; çay içtiğim sehpayı, her zaman oturduğum kanapeyi, kitaplarımı.... &amp;nbsp;hiç özlemem sanmıştım. çok çabuk alışırım sanmıştım. bazan bu özleyiş öylesine şiddetli oluyor ki ilk uçakla evime dönmek istiyorum. Bu evsizlik barksızlık canımı öylesine çok yakıyor ki... sonra altı üstü bir bavul eşyamın olduğunu fark ediyorum. dünyanın ayaklarımın altında oldugunu. yıllar boyu süren tutsaklığımı düşünüyorum. mutsuz, umutsuz gün saydığım zamanları. vazgeçiyorum özlemekten. bir yere bağlanmaktansa hep gezerim diyorum. sonra akşam olup o soğuk, yuva hissini vermeyen küçük odalardan birine girince yeniden depreşiyor ev hasretim. sabahlara kadar deli gibi kitap okuduğum gecelerim. hemen uyuyayım diye güzel şeyler düşlemeye çalışıyorum. ama ne gezer. evsizliğim parasızlığım sevgisizliğim geldikçe aklıma, her gece kutsal bir dua gibi aynı şiiri mırıldanıp uyuyakalıyorum: &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000207; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; font-size: 14px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: black; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;cep delik, cepken delik,&lt;br /&gt;kol delik, mintan delik,&lt;br /&gt;yen delik, kaftan delik,&lt;br /&gt;kevgir misin be kardeşlik !&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000207; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; font-size: 14px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: black; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;Orhan Veli&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-7767534934534222808?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/7767534934534222808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=7767534934534222808&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7767534934534222808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7767534934534222808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2011/11/evimi-ozluyorum.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8828089697197639902</id><published>2011-09-16T01:35:00.000+03:00</published><updated>2011-09-16T01:39:01.130+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;beynim zonkluyor. ruhum ve bedenim arasında keskin bi bağlantısızlık var. hatta öyle ki sanki ruhum bedenimi çook yukarılardan takip ediyor. ellerim ve ayaklarım bana ait değil gibi. ara sıra göğsümde şiddetli bir ağrı oluyor. o zaman anlıyorum ki ruhum hâlâ bedenimde. ya da ansızın nefesim daralıyor. nefes almayı unuttuğum anlarda oluyor. sokaktan geçen insanların konuşmaları anlamsız uğultular gibi kulaklarıma çarpıyor. dünya bir başka görünüyor. anlamsız, karanlık, karışık... kafamın içinde acaip bir tablo. düşlerim zaman içinde yolculuk yapıyor. ben dünyaya ne zaman geldim? bu zaman nasıl geçti? peki ben dünyaya gelmeden evvel bensiz bu dünya döndü mü? adem evlatları kendine hep garip sorular soruyor. adem evlatları hep yaşayacaklarını sanıyor. bir yıl içinde kaç ölüme şahitlik ettim hatırlamıyorum. ilki beni en çok yıkan, en çok yaralayan ve aylarca depresyon halinde yaşamama neden olan... diğerlerinde hep ilkini düşündüm ağladım. ilkinin hep tek kalacağından emindim. dünya garipti. dünya anlamsızdı. geçer dediler, geçmedi. yalan söylediler. ben de kendime yalan söyledim. gözlerimin içine baka baka, göğsümü kabarta kabarta inanmayacağım yalanlar söyledim. ilki çocukluğumdu, ikincisi ergenlik dönemim, üçüncüsü en güzel gençlik yıllarım, dördüncüsünde ,yani bu gece, bende öldüm. bir daha ne yaşam ne ölüm olmayacak dedim... &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Tüfeğini depoya koydular,&lt;br /&gt;Esvabını başkasına verdiler.&lt;br /&gt;Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,&lt;br /&gt;Ne matarasında dudaklarının izi;&lt;br /&gt;Öyle bir rüzgar ki,&lt;br /&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Kendi gitti,&lt;br /&gt;İsmi bile kalmadı yadigâr.&lt;br /&gt;Yalnız şu beyit kaldı,&lt;br /&gt;Kahve ocağında, el yazısiyle:&lt;br /&gt;"Ölüm Allahın emri,&lt;br /&gt;Ayrılık olmasaydı."&lt;br /&gt;Orhan VELİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8828089697197639902?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8828089697197639902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8828089697197639902&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8828089697197639902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8828089697197639902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2011/09/beynim-zonkluyor.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-1261160561103488074</id><published>2011-09-11T02:58:00.000+03:00</published><updated>2011-09-11T02:58:11.654+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için... Uçaklar, gemiler, trenler çiziyorsun duvarlara... Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgar... Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada... Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı... Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü... Ahmet TELLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Eylül günü. yani tam da ömrümden bir yıl daha yemişken. Kendi haydutlarıma koşarken, yemin ediyorum bindiğim tüm otobüsleri ve uçakları havaya uçurarak geleceğim...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-1261160561103488074?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/1261160561103488074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=1261160561103488074&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1261160561103488074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1261160561103488074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2011/09/usuyunce-aglyorsun-yalnzm-dememek-icin.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6105556357465390270</id><published>2011-08-19T06:18:00.003+03:00</published><updated>2011-08-19T06:39:47.817+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-U8ka7Gyw7Vw/Tk3a-W4DKWI/AAAAAAAAAhI/2rMf-fFPN9s/s1600/pisim.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 307px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-U8ka7Gyw7Vw/Tk3a-W4DKWI/AAAAAAAAAhI/2rMf-fFPN9s/s320/pisim.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5642406672992512354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eğer büyük bir karar alıyorsanız, bu karar sizin hayatınızda belki de köklü değişiklikler yaratacaksa, etrafınızdaki insanların iç yüzünü daha net görebiliyorsunuz. Aslında nasıl kalleş oldukları, nasıl iki yüzlü oldukları, sizin arkanızdan neler söyledikleri ve buna karşın yüzünüze karşı neler söyledikleri... Bu şehirden bir süreliğinede olsa uzaklaşmak istiyordum, hemde tam bir yıldır kafama bunu iyice koymuştum. gökten düşer gibi bir fırsat düştü önüme diyemem ama yıllardır didindiğim, bu uğurda çıldırmayı bile göze aldığım bir çalışmam vardı. ve sonunda - kendimi artık yeşil bir canavar gibi hissetsemde - yıllardır uğruna çarpıştığım şey benim bu dünyada en çok istediğim şeyi ayaklarımın altına serdi. Aslında bu durum karşısında çok mutlu olmam gerekiyordu. her şeyde yaptığım gibi sağır kurbağa rolünü ustaca oynamam gerekiyordu ama yapamadım. yine ve yeniden sinir harpleri... uykusuz geceler, durmadan tekleyen bir kalp. bir aydan beri süren ağır bir depresyon. hoş bu depresyonun bir de öncesi vardı. ama ne öncesinde ne de ondan bir öncesinde hiç bir depresyon insanların şu anda benim ayağıma attığı çelme kadar yıldırmadı beni. Aslında bu şey benim yarım kalan hayatımı tamamlama fırsatımdı.  kim bilir belki de hiç başlayamadığım bir hayattı. tüm bunları bile bile ayaklarıma çelme üstüne çelme takmaktan utanmadılar.  tam yedi yıldır uğruna savaştığım şey olduğunu bilmelerine rağmen, yüzüme gülerken arkamdan söylemedikleri saçmalık ve etmedikleri hakaret kalmadı. ve bu salak insanlar koca adamlar ve kadınlar olmalarına rağmen hâlâ her şeyin gizli kalacağına inanan salaklar. bunca yaşadığın şeyden sonra böyle saçma bi şey seni neden bu kadar çok yıprattı derseniz, bu dünyada ne yaşanırsa yaşansın benim insanlara karşı içimde hâlâ bi umudum vardı... kim bilir belki hala vardır da kendini belli etmiyordur...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6105556357465390270?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6105556357465390270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6105556357465390270&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6105556357465390270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6105556357465390270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2011/08/eger-buyuk-bir-karar-alyorsanz-bu-karar.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-U8ka7Gyw7Vw/Tk3a-W4DKWI/AAAAAAAAAhI/2rMf-fFPN9s/s72-c/pisim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6947115917862353537</id><published>2011-07-19T02:40:00.001+03:00</published><updated>2011-07-19T02:42:25.236+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>uyandığımdan beri aynı şarkı, aynı nakarat... " kimseye etmem şikayet, ağlarım kendi halime... "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6947115917862353537?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6947115917862353537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6947115917862353537&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6947115917862353537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6947115917862353537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2011/07/uyandgmdan-beri-ayn-sark-ayn-nakarat.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8757414335660658553</id><published>2011-06-27T01:32:00.001+03:00</published><updated>2011-06-27T01:33:41.102+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>bu gece, bundan bir önceki gece, ondan önceki.... sonra sonra sonra..... ama aslında en cokta bu gece, celladıma gülümseyecek kadar karamsarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8757414335660658553?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8757414335660658553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8757414335660658553&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8757414335660658553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8757414335660658553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2011/06/bu-gece-bundan-bir-onceki-gece-ondan.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-529210307373190360</id><published>2010-12-20T00:07:00.003+02:00</published><updated>2010-12-20T00:21:34.204+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>içimde gittikçe büyüyen kinden ve nefretten korkuyorum. sebepsiz gibi görünüyor. çoğu insanın anlam veremediği, boş gözlerle baktığı bi nefret. onları düşündükçe nefesim daralıyor. yerli yersiz kalbim tekliyor. gün içinde defalarca midem bulanıyor. bi sindirilmişlik, bi susturulmuşluğun yıllardır büyüyen kini artık zincirlenmiyor. teferruatın hiç önemi yok. bundan evvelde olmadı zaten. her şey boş. her şey anlamsız. bi anlamsızlıklar denizinde yüzüyoruz. bu koşturmaca, bu anlam aramacaların hepsi yalan. aslında kocaman bi boşlukta yüzüyoruz. hayatlarımız gereksizlik abidesi. bakıp bakıp övünmek için saçma sapan tatminlere girişiyoruz. aslında bi bok yediğimiz yok. kafalarımızdaki kusursuz resimleri gerçek sanıp kendimizi kandırıyoruz. nefes alamıyoruz, yaşayamıyoruz. işin komik yanı ölemiyoruz. sessiz sedasız ölmek istiyorum. yürürken, uyurken, derin derin bir şeyler düşünürken. her şey ansızın olup bitsin. tıpkı kötü bir rüyadan uyanır gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-529210307373190360?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/529210307373190360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=529210307373190360&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/529210307373190360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/529210307373190360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/12/icimde-gittikce-buyuyen-kinden-ve.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2402481164934382270</id><published>2010-12-05T23:35:00.004+02:00</published><updated>2010-12-06T00:12:11.679+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>son zamanlarda ne kadar çok kitaba başlayıpta yarım bıraktığımı görseniz şaşarsınız. bi ajandam var, her okuduğum kitabı yazarım. alıntılarımı ona yaparım. geçen yılla bu yılı kıyaslayınca karşıma tam bir fiyasko çıkıyor. her şey yarım yamalak hayatımda. eskiden beri hep bi yaşanmamışlık vardı aslında. ama bu kolay kolay okuduğum kitaplara ya da yazmaya kalkıştığım şeylere yansımazdı. yaşanmamışlık ne kadar çok olursa olsun hiç değilse onlar yarım kalmasın ya da ne bileyim bi yerlerinden tutup kendimle birlikte sürüklemek isterdim. aslına bakılırsa son zamanlarda yürüdüğüm, konuştuğum, bi yerlere baktığım zamanlarda aklımda durmadan bi şeyler yazıyorum. ama ne zaman aklıma yazmak ya da okumak gelse hep yarım kalıyorum. yarım yarım yaşayıp, yarım yarım ölüyorum. artık sigaralarımı bile yarıdayken söndürüyorum... yollarda kendi adımlarımı sayarak yürürken, ansızın en başa dönmek istiyorum. biirr ikii üççç dörtt beşş alttııı... asla onu bulamıyorum. eğer bi tepeden aşağı doğru kayar gibi iniyorsam, manzaramda güzelse ne aklımdaki kağıt kaleme takılıyorum ne de adımlarımın sayısına. gariptirki çoğu zaman yaşamak omuzlarımdaki en büyük yükmüş gibi geliyor. gaipten sesler yükseliyor etrafımdan. ansızın en çok sevdiğim melodiler etrafımı sarıyor. sesleri arıyorum. ama hani öyle bakınarak değil. neredeysem etrafımı kolacan ediyorum önce. eğer evdeysem tek tek odaları geziyorum. yanımda birileri varsa " sesi duyuyor musun " diyorum. hayır olanların farkında değiller hala. bi gün bi kadın " elbise dolabımda biri var. durmadan sevdiğim şarkıları söylüyor" demişti. bense sadece sırıtmıştım. onları bende duyuyorum demeyi çok isterdim. " bi gün bana gel, sende duyacaksın eminim " demişti. ona gitmeye asla cesaret edemedim. kim bilir belkide büyü bozulsun istemedim. elbise dolaplarımızın sırrı yalnız bizde kalmalıydı.  yalnız biz duymalıydık. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Akşamları o buz gibi beton yığınından çıkıpta şehrin ışıkları altında yürürken, ayaklarıma hakim olamıyorum. ara sokaklara dalıyorum, hiç tanımadığım, bilmediğim sokaklara. Sonra sokakların aslında ne kadar da birbirlerine benzediklerini farkediyorum. insanlar gibiler. yaşıyorlar, nefes alıp veriyorlar. her sokağın farklı bir kokusu var. köşe başlarında ağaçlar varsa eğer o sokakları daha çok seviyorum. evlerin hepsi tek katlı oluyor. mutfak pencereleri bahçeye değilde sokağa bakıyorsa kırk çeşit yemek kokusu birbiriyle harmanlanıyor. gözlerimi kapayıp kokuyu çiğerlerime çekiyorum. asla yaşayamayacağım garip yaşamlar düşlüyorum. aralık kapılar görünce içeriye dalmak istiyorum. sonra ana caddelere çıkınca, kendimi istasyonlara, garlara atmamak için zor tutuyorum. tren garının etrafında dolaşıyorum. yanımda hiç tanımadığım insanlar taşıyorum. seyyar gibiler. canım isteyince çıkarıyorum. istemezse katlayıp çantama koyuyorum. büyük caddeler pis kokuyorlar. insanın midesini bulandıran, kusma hissi uyandıran iğrenç bir koku var her yerde. oralarda yürürken, hep daha hızlı yürümek istiyorum. hatta koşmak istiyorum, deliler gibi koşmak. hiç bir yerde uzun süre kalmak istemiyorum. birileri bana uzun süre bakmasın istiyorum. kendi içime dönüş anlarından birini yaşarken kendi sesimi bile duymak istemiyorum. derin bi sessizlik sarsın her yanı. ama bu müzik beni yalnız bırakmıyor... Sokaklar hep aynı sokaklarmış gibi geliyor. insanlar hep aynı insanlar. korkuyorum. hemde çok korkuyorum. ya müzik gibi aslında onlarda yoklarsa...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2402481164934382270?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2402481164934382270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2402481164934382270&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2402481164934382270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2402481164934382270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/12/son-zamanlarda-ne-kadar-cok-kitaba.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6167118127922639946</id><published>2010-11-27T23:26:00.001+02:00</published><updated>2010-11-27T23:28:44.082+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sevgili ve pek muhterem arkadaşlarım, gecenin bu vakti şu güzel şarkıyı sizinle paylaşmadan edemedim. dinleyelim dinlettirelim...&lt;a href="http://fizy.com/#s/1ai2xn"&gt; Timur Selçuk- Dönek türküsü &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6167118127922639946?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6167118127922639946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6167118127922639946&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6167118127922639946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6167118127922639946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/11/sevgili-ve-pek-muhterem-arkadaslarm.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-285430845311766984</id><published>2010-11-14T18:06:00.002+02:00</published><updated>2010-11-14T18:20:51.616+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>insan hayatı çok değerlidir. kimse bunun aksini iddia edemez öyle değil mi? kesinlikle insan hayatı çok değerli. insan hakları insanlara değer verir. e adı üstünde "insan hakları", hayvanlara değer verecek değil ya. örneğin bir insan trafik kazası geçirip hastaneye götürülünce ve bu insanın kalça kemiği kırık ve kafa tası çatlamış olunca o insana anında müdahale edilir. bu insana verilen değerin en büyük kanıtıdır. kırıkları olan bu insan acı acı feryad eder. filmler çekilir.... sonra sizin yüzünüze şunu vururlar " ssk artık trafik kazalarına bakmıyor." ameliyat için on milyar para gereklidir. tıkır diye parayı yatırabilirsen hastanı ameliyata alacaklardır. kasko nun ödemesi gereken parayı kasko ödemediği için özel hastahanelerin hiç biri bu ameliyata yanaşmaz hatta adını sanını duyurmuş özel ama çok özel hastanelerde başhekim tarafından yazılmış bir yazı vardır " trafik kazasında yaralanan insanları acilin kapısından bile almayacaksınız "  yetmiş iki yaşındaki dedem tam dört gündür bu kanun ve bu düzen yüzünden kırıkları ve çatlaklarıyla yatıyor. hastanelerde doktor yok. doktoru olan özel hastaneler ameliyat etmeyiz diyorlar. dedeme vurup kaçan orospu çocuğu dolmuş şoforu bir bucuk trilyonluk hattın sahibiyken on milyarı ödememek için kırk takla atıyor. Bizim ülkemizde insana öylesine değer verirlerki... eğer cebinde bir anda saydırabileceğin trilyonların varsa tanrı yerine sana taparlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-285430845311766984?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/285430845311766984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=285430845311766984&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/285430845311766984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/285430845311766984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/11/insan-hayat-cok-degerlidir.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3393360321564033267</id><published>2010-10-31T21:03:00.002+02:00</published><updated>2010-10-31T21:24:33.731+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>salak bir amerikan filmini  izlemek zorundayım. zorundayım çünkü bulunduğum noktadan kıpırdayamıyorum. kıpırdayamıyorum çünkü hasta olan kardeşimi yalnız bırakmamam gerek ve kardeşim o salak amerikan filmini izlemekte ısrar ediyor. filmin birbirinden salak sahneleri yüzünden ve araya zort diye on dakikada bir giren salak reklamlar yüzünden beynimin içinden garip sesler yükselmeye başladı. seslere yetişemiyorum, ekrandaki salak görüntüler midemi bulandırıyor. salak reklamları her gördüğümde sesli küfür ettiğim için biraz stres atmış oluyorum ama film başlayınca stresim yeniden tavan yapıyor ve beynim yeniden isyan sesleriyle doluyor. insanlar neden birilerinin ölüm sahnesini izlemek isterki. dev gibi bi herif dev gibi ikinci herifi telle boğuyor. bu sahneyi izlerken farkında olmadan nefes almıyorum ve boğularak ölmekten korkkuyorum. ne zaman salak amerikan filmlerinde salak vurulma sahnelerini görsem sanki burnumun ucunda kan kokusu yükseliyor. bir de " ulan bi insan vurulunca bu kadar kolay ölür mü " demeden edemiyorum. Ve bu salak film sona ererken yine vazgeçilmez ve harika mesajlarını veriyor&lt;div&gt;" bir amerikalı üzerinde sadece  donuylada olsa bomba düzeneğini yok eder! bir amerikalı ölüm ensesinde dahi olsa sevdiği hatunu şakadanak öpmekten hatta dakikalarca bu öpüşmenin keyfini sürmekten geri kalmaz ve bir amerikalı her zaman dünyayı kurtaracak kadar zekidir... " &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3393360321564033267?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3393360321564033267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3393360321564033267&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3393360321564033267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3393360321564033267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/10/salak-bir-amerikan-filmini-izlemek.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3441887974805968256</id><published>2010-10-13T13:02:00.000+03:00</published><updated>2010-10-13T13:02:50.257+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Eylül lül lül lül lü...</title><content type='html'>son günlerde en sık kurduğum cümle, eylül geldi biz hâlâ çifte kavrulmuşuz oluyordu. Ekim geldi bizim cephede değişen hiçbir şey olmadı.  kim bana " nasılsın " dese " bitkisel hayattayım " diyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3441887974805968256?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3441887974805968256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3441887974805968256&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3441887974805968256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3441887974805968256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/09/eylul-lul-lul-lul-lu.html' title='Eylül lül lül lül lü...'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-7661894786755710474</id><published>2010-07-12T23:50:00.000+03:00</published><updated>2010-07-12T23:51:10.180+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntılar'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;" Teşekkür ederim, " dedi Lucy, kutuyu açtı ve içinden bir kibrit aldı. " Hepinizin dikkatine! " diye seslendi. Sesi yankılanmıştı. "  HEPİNİZİN DİKKATİNE! BİR DAHA GÖRÜŞMEMEK ÜZERE KÖTÜ ANILAR! " &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Philip Ridley, Dakota Pink &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-7661894786755710474?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/7661894786755710474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=7661894786755710474&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7661894786755710474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7661894786755710474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/07/tesekkur-ederim-dedi-lucy-kutuyu-act-ve.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5398409574250764099</id><published>2010-05-25T02:21:00.004+03:00</published><updated>2010-05-25T02:48:25.659+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>Neden insanlar yerine getiremeyecekleri büyük sözler verirler ? neden sonra hiçbir şey olmamış gibi küçücük bir özürle arkalarına bakmadan çekip giderler? hayal kırıklığı kırgınlıktan daha baskın oluyor sanırım bu durumda. yerle bir olan bir dünyanın içinde, enkazlar altında ölmeden yaşayabilmek. kim bilir belki ölüm daha az acı verir. bilmiyorum hiç ölmedim. yinede öyle olacağını umuyorum. kimi zaman bu hayal kırıklığı aylarca hatta yıllarca sürebiliyor. peki yok olan güvenin hesabını kimden sormamız gerekiyor? her hayal kırıklığının ardından kendimize ve bu dünyaya küsüşümüzün hesabını? öyle bir enkazın altındayım ki çıkamıyorum. bir ses veya bir nefes istemiyorum. böylesi güvensiz ve duygusuz kalmak istemiyorum. arka arkaya gelen şeyler sanki bir tezi doğrular gibi. Tanrım artık " neden " demek istemiyorum. biliyorum aslında neden falan yok ve yine biliyorum ki aslında çok fazla neden var. ama öylesine yoruldum ki... arkasına bakmadan gidenler, hiç bir iz bırakmadan yok olabileceklerini sanıyorlar. arkalarında bıraktıkları zavallı kazazedelere hiçbir şey olmayacak sanıyorlar. oysa öylesi lanet izler vardır ki hayaletlere benzerler,  aslında elle tutabileceğiniz, gözle görebileceğiniz tüm izleri sildiğinizi düşünürsünüz. peki düş gücünde her zaman yanınızda taşıdığınız izleri kim silecek? baltaladığınız dağarcık inatla ayakta kalmaya devam eder. siz görüntülerle sesler birleşmesin, yoktan hayaletler beni rahat bıraksın istersiniz. düşünmeden giden, her şeyin bittiğini iddia eder. oysa bu lanet olası dağarcık sizinle birlikte olduğu müddetçe her şey öylesine zorlaşır ki... bir yapbozun parçaları gibidir diğer hayal kırıklıkları. verilen sözleri zamanla unuttuğunuzu sanarsınız. aslında kimse ne hayatınıza girmiştir ne de söz vermiştir. sonra ansızın acımasız bir yok oluş projesi daha. o yapboz parçaları siz istemeseniz de bir araya gelir. sonra sizin, o parçaları beyninizdeki farklı odalardaki farklı dolaplara yerleştirmeniz yine aylar alır... hesap soracak birilerini arıyorum. gırtlağına çöküp geberene kadar dövecek birilerini arıyorum.... &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:Verdana, Courier, Helvetica, sans-serif;font-size:13px;"&gt;&lt;pre style="white-space: pre-wrap; word-wrap: break-word; width: 640px; overflow-x: auto; overflow-y: auto; font: normal normal normal 12px/normal verdana; "&gt;Benden bir ruhsuz yaratmayı Nasıl başardınız&lt;/pre&gt;&lt;pre style="white-space: pre-wrap; word-wrap: break-word; width: 640px; overflow-x: auto; overflow-y: auto; font: normal normal normal 12px/normal verdana; "&gt;Benden bir hissiz yaratmayı Nasıl başardınız&lt;/pre&gt;&lt;pre style="white-space: pre-wrap; word-wrap: break-word; width: 640px; overflow-x: auto; overflow-y: auto; font: normal normal normal 12px/normal verdana; "&gt;Benden bir uyumsuz yaratmayı Nasıl başardınız&lt;/pre&gt;&lt;pre style="white-space: pre-wrap; word-wrap: break-word; width: 640px; overflow-x: auto; overflow-y: auto; font: normal normal normal 12px/normal verdana; "&gt;Benden sizden biri yaratmayı Nasıl başardınız&lt;/pre&gt;&lt;pre style="white-space: pre-wrap; word-wrap: break-word; width: 640px; overflow-x: auto; overflow-y: auto; font: normal normal normal 12px/normal verdana; "&gt;Yaşamak istemem artık aranızda&lt;/pre&gt;&lt;pre style="white-space: pre-wrap; word-wrap: break-word; width: 640px; overflow-x: auto; overflow-y: auto; font: normal normal normal 12px/normal verdana; "&gt;Yavuz Çetin&lt;/pre&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5398409574250764099?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5398409574250764099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5398409574250764099&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5398409574250764099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5398409574250764099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/05/neden-insanlar-yerine-getiremeyecekleri.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8504284733644489179</id><published>2010-05-22T16:25:00.005+03:00</published><updated>2010-05-22T16:48:27.754+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günden kalan kırıntılar'/><title type='text'>yüksek yüksek tepelerden ev tutmasınlar</title><content type='html'>evde fare var. böyle bir cümleyle giriş yaptıktan sonra gelişme ve sonucu nasıl getiririm bende pek kestiremiyorum. ama ciddiyim evde bir adet şeker mi şeker fare var. ben geceleri uyku sorunu çekip azıcık televizyon azıcık kitap kurcuklarken, bir o kanepenin arkasına bir o kanepenin arkasına koşup kendince evde adrenalin yaratıyor. halbuki bilmiyor ki ben öylesine tembel bir mahluğumdur ki üzerime yılan salıverseler yerimden kıpırdayamam. sevgili kedim mestan'da benimle birlikte aynı kanepenin üzerinde sabaha kadar pinekliyor ve onunda pek umrunda olduğunu sanmam. mestanla birlikte aynı kanepenin üzerine yayılıyoruz ve bu dünyada sıramızın gelipte sevinç ile ayrılacağımız günü bekliyoruz. evde yalnızken birbirimizin gözünün içine bakıp " hadi yemeği bu akşam sen yap " diyoruz. ama ikimizde öylesine tembeliz ki her defasında yemekleri Nevzat yapıyor. sevgili kardeşim Nevzat sende olmasaydın açlıktan ölürdük... yemeği mideye indirmek ne kadar eğlenceli bir işse yapmak o kadar ağır ve zor geliyor bana. bana kalsa tüm paramı hazır yemeklere yatırır ayın sonuna doğruda açlıktan ölürdüm... şimdi midemin kazındığını hatırladıkça daha da mutsuz oluyorum. zaten iki gün boyunca tırmandığım tepeler yüzünden haddinden fazla enerji sarf ettim. dünya daha çok üstüme geliyor. azıcık midem bulanıyor. bir mucize gerçekleşsede mutfakta bir şeyler pişse sonra benim önüme düşse... ahh ahhh.... rüyalar gerçek olsa. birde acıkınca ciddi anlamda daha da mutsuz oluyorum. o kısacık anlarda yaşadığım mutlulukların tadı damağımdan silinmiyor. sanırım günde sadece bir kere yemek yememle alakalı bir şey bu. sonra bu gökyüzü, bu rüzgar. sağımda duran faturalar. solumda duran dersler. hiç çalmayan telefonum. hem fenerbahçe sonra Baykal. bunlardan bana ne? ben açım arkadaş sadece açım. dünyanın gidişatı ya da çarkların nasıl döndüğü son zamanlarda umrumda bile değil. bu arada Buket Uzuner'in Balık İzlerinin Sesi kitabını okuyorum günde yarım sayfa. iyi gidiyor gibi. ertesi güne kadar okuduklarımın çoğunu unutsamda... Blogger beni deli etme niye fotoğraf yüklemiyosun sen? oysa göstermek istediğim çok tatlı bir kurbağa vardı. bu defa çalmadım kendim çektim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8504284733644489179?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8504284733644489179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8504284733644489179&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8504284733644489179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8504284733644489179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/05/yuksek-yuksek-tepelerden-ev-tutmasnlar.html' title='yüksek yüksek tepelerden ev tutmasınlar'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-528825303414022129</id><published>2010-05-07T02:59:00.004+03:00</published><updated>2010-05-07T03:16:15.407+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geceden Kalan Kırıntılar'/><title type='text'></title><content type='html'>Hâlâ cümle kurabiliyorum sanırım. uzun olmasada kısa ve basit cümleler. sadece sıradan hayatın gerektirdiği. sadece sıradan meramları anlatmaya yeten cümleler. Ama hâlâ cümlelerimle ruhumu ısıtamıyorum. sadece benim cümlelerim noksan kalmıyor bu soğukluğun ve acizliğin yanında. başkalarının cümlelerini de duyamıyorum, okuyamıyorum. evet yüreğim çok soğuk. her hangi bir iskandinav ülkesine taşınmama gerek kalmadı. yüreğim her zaman soğuk olunca ellerim ve ayaklarımda hep soğuk oluyor. mayıs güneşi elinden geleni yapmasına rağmen ne ruhumu ne de ayaklarımı ısıtamıyor. kızamıyorum, bağıramıyorum ve en önemlisi sevemiyorum. kendimi uzunca bir süredir kapı önüne konan kedi yavrusu gibi hissediyorum. kim bilir belki sadece hissetmeklede kalmıyorumdur. yani ben kapı önüne gerçekten konarken bu uydurmalar ve rivayetlerle teşbih üstüne teşbih yaparken aslında kendimi kandırıyorumdur. kitapların arasında sıcak intiharlar ve yeni ölüm senaryoları saklıyorum. bayatlamasınlar diye açıp okumaya kıyamıyorum! ocak ayından beri yanımda götürüp getirdiğim kitaplardan utanıyorum. "aman efendim bakmayanız öyle ölü balıklar gibi yüzüme, elbet sizide bitirir tadınıza varırız" diyorum ama nafile. sanki tüm heveslerimin üzerine kezzap dökülmüş gibi. yeşermiyor hiçbir şey. ..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-528825303414022129?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/528825303414022129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=528825303414022129&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/528825303414022129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/528825303414022129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/05/hala-cumle-kurabiliyorum-sanrm.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4296053693118936761</id><published>2010-05-01T19:10:00.003+03:00</published><updated>2010-05-01T19:34:06.214+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günden kalan kırıntılar'/><title type='text'>kendimden şüpheleniyorum yoksa ben kaçık mıyım?</title><content type='html'>karşıma geçmiş böbürlene böbürlene " bir insan tek renk olmalı " diyor. " sen bulanıksın " bu bulanıklığın nereden çıktığını anlamak için çokça düşünmeme gerek yok. her şeyi sorgulayan ve hep şüpheyle yaklaşan birine tek renk insanın vereceği en doğal tepkidir diye düşünüyorum. ona göre tek renkli olmak sevdiğini sonuna kadar sev, nefret ettiğinden sonuna kadar nefret et. bu hayattan ne istediğini bil. peki ben bu hayattan gerçekten bir şey istemiyorsam ne olacak? her konuda net olan insanlardan nefret ediyorum. her şeyin üstesinden geleceklerini düşünen bilgili şirinlerden de nefret ediyorum. beni durmadan sorumsuzluk, vurdum duymazlık ve rahatlıkla suçlayan insanlardan da nefret ediyorum. tamam bunların hepsi doğru olabilir ama bunu durmadan benim yüzüme vurmanın ne alemi var? durmadan kafam karışıyor. suları bulandırmadan edemiyorum. Sonra o insanları düşünüyorum, hayvanlar gibi sadece güdüleriyle hareket ediyorlarmış gibi bir hisse kapılıyorum. insan böylesi somut ve donuk nasıl yaşar şaşıyorum. Değişim içinde değişime inanıyorum, herkes her zaman değişir ama bu değişimi herkes her zaman anlamaz. net olmaya çalışıyorum olmuyor. aklıma girdiğim salak sınavlar geliyor, " kaç netin var? " hocam sormayın o kadar yanlış yapmışım ki elde var sıfır dememek içinde kendimi zor tutardım o zamanlar. net olmalıyım, net olmalıyım. bu cümleyi yineledikçe daha çok saçmalamak istiyorum. öyleki gecenin bir yarısı pencereyi açıp avaz avaz bağırmak istiyorum. kendimi soğuk suların içine bırakmak istiyorum. hatta diyorum ki gökdelenler benim üzerime devrilsin, volkanlar beni yaksın, denizler beni boğsun, trafik canavarları bir beni bulsun... ölüm seçiminde bile bir karar veremiyorum. en temizi biraz daha temiz hava. belki tüm cesaretimi toplar hepiniz kaçıksınız diye bağırabilirim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4296053693118936761?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4296053693118936761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4296053693118936761&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4296053693118936761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4296053693118936761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/05/kendimden-supheleniyorum-yoksa-ben-kack.html' title='kendimden şüpheleniyorum yoksa ben kaçık mıyım?'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6669533102082428721</id><published>2010-04-27T00:28:00.000+03:00</published><updated>2010-04-27T00:29:34.552+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; color: rgb(51, 51, 51); line-height: 15px; "&gt;Hayır sus!..&lt;br /&gt;Gitmeni anlarım ama sus!..&lt;br /&gt;Bahanelerini cüzdanına kaldır...&lt;br /&gt;Gitmek zorundayım'la başlayan cümlelerini ağzının içine topla...&lt;br /&gt;Küçükken öğrenememişsin!..&lt;br /&gt;Ağzında yalan varken konuşma...&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; color: rgb(51, 51, 51); line-height: 15px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; color: rgb(51, 51, 51); line-height: 15px; "&gt;Özdemir ASAF&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6669533102082428721?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6669533102082428721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6669533102082428721&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6669533102082428721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6669533102082428721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/04/hayr-sus.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2786446066277601833</id><published>2010-04-21T20:07:00.003+03:00</published><updated>2010-04-21T20:08:16.460+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günden kalan kırıntılar'/><title type='text'>oğlumun kızı anne olursa ben ne olurum?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S88u1k3EdgI/AAAAAAAAAdY/hSIh9mILZ08/s1600/K%C4%B1z%C4%B1m.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S88u1k3EdgI/AAAAAAAAAdY/hSIh9mILZ08/s320/K%C4%B1z%C4%B1m.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5462636370986300930" /&gt;&lt;/a&gt;üç cinsin kırmasından elde ettiğim şu gördüğünüz  anaç kedi gitti bir tekire gönül verdi. Bu yavrularda ortaya karışık ürünlerimin sonuncu postası oldu :) kırkbir buçuk kere maşallah benim kuzularımaaa diye çığırtkan kuşlar gibi geziyorum şimdilerde evin içinde...  yavrucanlar fotoğafta pek belli olmaya bilir. yavrucanların iki tanesi gece karanlığı gibi yanındayken bile fark edemiyorsunuz :)&lt;span id="goog_1569291663"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2786446066277601833?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2786446066277601833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2786446066277601833&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2786446066277601833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2786446066277601833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/04/oglumun-kz-anne-olursa-ben-ne-olurum.html' title='oğlumun kızı anne olursa ben ne olurum?'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S88u1k3EdgI/AAAAAAAAAdY/hSIh9mILZ08/s72-c/K%C4%B1z%C4%B1m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8792097587304514780</id><published>2010-04-15T19:13:00.000+03:00</published><updated>2010-04-15T19:13:43.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günden kalan kırıntılar'/><title type='text'>normallikle a- normallik arasında</title><content type='html'>Normal insanların üzüldüğü şeylere bende üzülmeye başlamıştım. Normallikle a- normallik arasındaki çizgiyi artık karıştırır olmuştum. örneklerle bi şeyler ifade etmeye gerek yoktu, bende hızla normalleşmeye başlamıştım. ya da gecikmiş olan bir normalleşmeydi bu. yani biraz yaşlanmakla, biraz da sıradan yaşamaya başlamakla ilişkiliydi. ben nerde ne zaman bir şeyleri ertelemeyi başarmıştım şimdi düşünsemde bulamıyorum. Geriye dönüp geçmişe dair bir şeyler düşünmeye başlayınca keskin dönümlerden başka hiçbir şey hatırlamıyorum. keskin dönümler beni genelde hayal kırıklığına ve karamsarlığa itiyor. Geçmişin her karesinde mutsuzmuşum gibi garip bir yük biniyor omuzlarıma. geriye dönmektense yüzyıl daha yaşamayı yeğlerim diyorum. geriye dönmektense hep hafızasız bir balık gibi yaşamayı. şimdi ismini bilmediğim kuşlar çığırtkanlar gibi tepemdeler. bu bahar kelebekler daha bi fazla sanki. ne geçmiş, ne gelecek. kitaplarımın arasında sıcak bir intihar, bir sigara, bir bardak çay...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8792097587304514780?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8792097587304514780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8792097587304514780&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8792097587304514780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8792097587304514780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/04/normallikle-normallik-arasnda.html' title='normallikle a- normallik arasında'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5198752999931365403</id><published>2010-04-07T02:16:00.000+03:00</published><updated>2010-04-07T02:16:22.864+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gü'/><title type='text'>Sevgili Günlük</title><content type='html'>Ulan sevgili günlük diye başlamak geldi içimden. tekrar tekrar, sevgili, pek muhterem günlük gibi hitaplarda bulunursam da hiç şaşırma... Yazmak isteği nüksedince ve havada bu kadar güzel olunca, benim içimdeki bu bahar şaşkınlığı ve yorgunluğu yerini " hayat çok güzel, her şeye rağmen " namelerine bırakınca daha çok saçmalayasım geldi. Akşam üstü gezintilerinde gözlerime takılan camekanların yazıları bile canımı yakarken ansızın peyda olan bu yaşama sevincinin nedenini bende pek anlayamadım. Nâgehâni duygularla dolup taşan bir insan oluşuma da hâlâ alışamadım ya. Saati saatini tutmayan ölümcül hastalar gibi hissediyorum bazen kendimi. Sağımdan ve solumdan hızla insanlar akarken bende hayatın temposuna ayak uydurmak zorundaymışım gibi, içimde bi yerlere geç kalıyormuş ya da evine dönmenin telaşı içindeymişim gibi duygulara kapılıp sonra bu duyguların aslında çok saçma olduklarını fark ediyorum. Duyguların yetişmeleri gereken bi işleri ya da evleri yok diyorum kendime. Ama gözlerimin önünden hayat akarken... &amp;nbsp;bu denli hızlı akıp bi yerlere bi şeyler yetiştirecekmiş hissini verirken, yetiştireceği o adı anılmaması gereken cismi kendimmiş gibi düşünmeden edemiyorum. Bu cümlelerin ağızlarını gözlerini yamultmadan da edemiyorum. Eğer şimdi imkanım olsaydı size yazdığım kağıdı ve el yazımı göstermeyi çok isterdim. cümleler ve yazı böylesi dengesizken harflerim ve kağıdımda bir yerlere bir şeyler yetiştirmek istiyormuş hissini veriyorlar. Uzun süredir yapmadığım bir şeyi yapıyorum aslında. Önümde hızla akan ve her dakika değişen caddeye bakıyorum, oturduğum konumda insanları görmem imkansız ama gelen sesleri hiç bir şekilde bastıramıyorum. bastıramadığım seslerle anlıyorum ki tam arkamda hayat birilerinin istediği veya istemediği gibi akıyor. Şimdilik benim için caddedeki insanlar tanımsız kalıyor. Ellerinde poşetlerle camekanların içine düşen kadınlara her zamanki gibi tiksintiyle bakıyorum. Onlardan tiksindiğim için kendimden tiksiniyorum. Sonra kendimi haklı çıkaracak bahaneler &amp;nbsp;bulmaya çalışıyorum. Bahanemin çok olduğunu biliyorum ama en önemlisi benim nezdimde bu bahanelerin aslında can alıcı fikirler olması ve bahaneden çok daha yüksek çıtalara sahip olması. Sonra baharın verdiği şaşkınlıkla akılları birer karış havada yeni yetme kızlarla oğlanlara takılıyor gözlerim. Sanırım onların verdikleri saf enerji baharın güzelliğini daha da ortaya koyuyor. Sonra onların haddinden fazla saf olduklarını düşünüyorum. ön yargısız, tecrübesiz, yeni yetme olmaları da cabası zaten. Yeniden lise çağlarına dönmek ister miydim acaba diye bi soru geçiyor aklımdan. bu sorunun cevabını içimdeki bi kadın çığlık çığlığa " hayııırrrr!" diye bağırarak veriyor ve ben bu sese verecek tepki bulamıyorum. Saflar işte salaklar deyip burnumu kıvırıyorum. Ensemde delici bakışlar hissetmeye başlayınca kıvırdığım burnumu farklı insanlara çevirmem gerektiğini anlıyorum. Bir çok kişiye aynı anda burun kıvırırsan bakacak yer bulamazsın işte diyorum kendime. Yalnızlığın verdiği can sıkıntısıyla kapalı alanlarda çok fazla kalamıyorum. içeride hepimize yetecek kadar hava yoookkk diye bağırasım geliyor ansızın. Böyle ortamlarda kendimden geçip akıl hastaları gibi davranmamak için kendimi hemen sokağa atıyorum. Sonra ne kadar hızlı yürürsem ve ne kadar hızlı bu kalabalıklardan ve kapalı alanlardan uzaklaşırsam o kadar iyi diyorum. İçeriye bi giren bir daha çıkamıyor çünkü... çok iyi biliyorum. Durmadan akan hayat, durmadan değişen renkler, durmadan öten kuşlar... parklarda güneşlenen bir kaç kedi ve köpek. ve tabii bir kaç insan. parklarda sanki hayat daha yavaş. iki ileri bi geri giden mekanlar yok mudur? mesai saati dolunca şehir daha gürültülü, daha çekilmez, sanki arabalar çoğaldıkça hava daha kirli. Saatlerin rivayetlerini büyücülerin cümleleri gibi algılayan ruhum daha da dalgınlaşıyor. Park çok güzel ama arabaların gürütüleri buraya kadar geliyor. Evet bahar geldi çiçekler çok güzel ama hava hala kirli ve nefes alıp verdikçe bizi de kirletiyor. insanlar doğuyorlarmış her bahar... çevremi sokak çocuklar sarıyor, " abla bi dal sigara versene be, abla valla okul paramı çıkarmaya çalışıyorum noluur bi mendil alsan...." hayat güzeldi öyle değil mi? Güneş batıyor &amp;nbsp;ayaz şehri kuşatıyor. Güneş varolan güzelliklerin yanı sıra can acıtan şeyleri de gözüme gözüme sokuyor. ama Nâgehan hayat çok güzel kendini kandırabilirsin. piçin biri köşede hasta bir sokak köpeğini tekmeliyor, sol tarafta iki kurbağa birbirine kur yapıyor. gökyüzü kuşlarla kaplanıyor ellerinde sapanlar çocuklar kuşları öldürmek için birbirleriyle yarışıyor. Hayat çok güzel oynuyor. muhakemeleri bir kenara bırakmayı başarabilirsen, kör olursan eğer, sağır olursan, canına yandığımın insanlarını yok sayabilirsen eğer... hayat kendi akışında, hangi akış bende bilmiyorum ama güzel olabilir... yok arkadaş yok! böyle güzellikte olmaz olsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5198752999931365403?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5198752999931365403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5198752999931365403&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5198752999931365403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5198752999931365403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/04/sevgili-gunluk.html' title='Sevgili Günlük'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5862836753610753259</id><published>2010-03-30T02:01:00.000+03:00</published><updated>2010-03-30T02:01:26.110+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bahar yorgunuyum. Hatta ben bu durumu daha da abarttım, bahar beni çok pis çarptı... daha martın biriyken yerde miyim gökte mi sorularıyla kendi kendimi yeyip bitirmeye başladım. Yerde veya gökteydim. Yerle gök arası bir yerlere sıkışıp kalmışta olabilirdim. Önemli olan benim yerle gök arası mekik dokumam veya ikisi arasına sığmıyormuş hissine kapılmam değildi... Ben zaten bu dünyaya ait değildim, yerinde göğünde veya kuytusunda köşesinde olmuştumda değişen neydi? Başladığım kitapların hepsini yarım bırakışlarım, filmlerin ilk yarım saatine bile tahammül edemeyişlerim, olayı daha da abartıp bir şiiri sonuna dek okuyamayışlarımda bahardandı belki. Kim bilir delirme noktalarında suçu yükleyecek kimseyi bulamayıp her suçu bahara atıyorumdur... Her şeyden uzaklaşmam gerektiğini düşündüğüm bir anda sessiz, sakin, kimsesiz bir eve gittim. Sanırım martın ilk hafttasıydı. Evin tren yoluna o kadar yakın oluşu o evde üç hafta kadar kalmama neden oldu. Trenle çağrışım yapan bir şeyler vardı ve ben bunu kendimden saklıyordum. Okuyacak ve bir şeyler seyredecek çok fazla vaktim vardı. Benimse tek yaptığım şey o küçük balkona özellikle tren saatlerinde çıkıp yeşillikler arasından trenin yolunu beklemek oldu. Kaç farklı kitaba başladım ve kaç kere kitaplar gözüme canlı kanlı katiller gibi göründü hatırlamıyorum. Haftalardır yapmak istediğim tek şey tembel hayvanlar gibi güneş nereye ben oraya, sonrada kıvrılıp kalmak. Yaptım aslında hemde çoğu insanın istemeyeceği kadar çok yaptım velakin insanın beyni durmaksızın işleyince sadece bedenin dinlenmesi belirli bir süre sonra hastalık halini alıyor. Beyin de dinlenmek istiyor ama uyku anında bile onu kemiren ve rahatsız eden şeyler olduğu müddetce o zavallıcık anlıyor ki onu dinlendirecek tek şey sonsuz uyku. Bu da ucu açık bir seçenek oluyor aslında. Daha evvel ölmemiş olan ben onun beynimi dinlendirebileceği yargısına nasıl vardım anlamıyorum. bu konuya varış sebeplerimden biri bazı yazarların bunu sonsuz uyku diye adlandırması olabilir. Ama ikiside uykuysa ikisinde de aynı huzursuzluklar yaşanacak demektir. Bir şeyleri sorgularken aynı olay üzerinden elli kere geçtiğimi ve hep tüm günahları kendime yüklediğimi fark ediyorum. Örneğin gittiğim çay bahçelerinde veya kafelerin bahçelerinde gördüğüm güler yüzlü insanlara çatık kaşlarla baktıktan sonra günlerce kendimi suçluyorum. elbette bu benim yaptığım en küçük hata oluyor. ama hatalar silsilesinde yerini alınca diğer hataların üzerine kdv bedeli gibi binip ödemem gereken bedelleri ağırlaştırıyor. Son zamanlarda, ama bu son zamanlar çok uzun zamanlar oluyor... ağzımı ne zaman açsam saçmaladığımı fark ediyorum. Son zamanlarda birilerinin gelmişine geçmişine, yeddi ceddine çok fazla küfür ediyorum. Son zamanlarda çok fazla kıskanıyorum, çok fazla sinirleniyorum, çok fazla içiyorum, çok karamsar olduğumu da daha çok fark etmeye başlıyorum ve çok fazla sakinleştirici almak zorunda kalıyorum... son zamanlarda her şey güzelken ansızın yalnız kalan ve terkedilen kadını oynuyorum. belkide son zamanları hayatımdan sonsuza dek silip çıkarmam gerekecek... Sonra aklımda güzel bir an peyda oluyor. O anı gerçekleştirmek için bisikletime atlayıp tren yolunu gören bir yere gidiyorum, gözlerim eskiden alışık olduğum sahneleri arıyor. kulaklarımdan içeriye doğru yankılanan şarkıları dinlemeye tenezzül bile etmiyorum. bisikletin üzerinde herhangi bi aracın altında kalma korkusunu bile hissetmeden yapabildiğim en iyi şeyi yapıp deliler gibi pedal çeviriyorum. sonra son zamanlar yanımdan ışık hızıyla, dinlemediğim bir melodiyle, kitapların kokusu arasına sinmiş bir adamın kokusuyla, sonsuza dek süreceğini sandığım ama onun da biteceği bir yanılgıyla.... tekerlerin altındaki asfalt gibi &amp;nbsp;kayanın yerine bir yenisi gelmeyecek ve zamanın yeniden dönmeyeceği gibi... akıyor... biçimsiz, sürati belli olmadan, görünmeyen eller kalbimi bir taşın altında ezer gibi, taşlar kalbimi ezerken ben artık yıpranan sinirlerle hiç bir şey hissetmeyecekmişim gibi düşünürken ve aslında ustaca kendimi kandırmaya çalışırken... bisiklet geçebileceği tüm tehkileki yollardan ve tehlikesini görünürde değilde kalbinde barındırdığını bildiğim ara sokaklardan hızla geçiyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5862836753610753259?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5862836753610753259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5862836753610753259&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5862836753610753259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5862836753610753259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/03/bahar-yorgunuyum.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4439544225716956626</id><published>2010-03-07T00:10:00.000+02:00</published><updated>2010-03-07T00:10:40.965+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>klavyenin kutsal ihaneti bir insanınkine asla eş değer sayılmadı... sayılamazdı... klavye cansızdı kansızdı...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S5LSRJHopiI/AAAAAAAAAdM/qWVbzdeYJjc/s1600-h/KARTal.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S5LSRJHopiI/AAAAAAAAAdM/qWVbzdeYJjc/s320/KARTal.jpg" width="261" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;klavyemin olmayışı güzeldi hoştuda... şu blog sevdası yedi bitirdi beni. aslında çok fazla şey yazdım, yazdım ama ajandalarıma yazdım. e şimdi benim gibi nefes alıp vermeye bile üşenen biri nasıl olurda onlardan bazılarını seçer ayıklar buraya ekler... en temizi kaçırılmayan yazma hevesleriyle anında yayınlamak. yoksa bi kaçtı mı o heves bir daha yakalanmıyor... ajandadan bilgisayara, bilgisayardan ajandalara dönüş süreçlerim hep olur. yalnız bu klavye kıtlığında ve yokluğunda anladım ki bu blogger denen mahluğa çok pis bağlanmışım ben... artık bende buraya bir nevi yaşam destek ünitesi demeye karar verdim. insan ne garip döngüler içine giriyor. bundan bir kaç yıl evvel ajandalarımdaki yazılarımı kimseye okutmazken şimdi çığırtkanlar gibi sanal günlük denen şeyde herkesin okumasına izin veriyorum. kim bilir belkide benimde içimde okunulma ve beğenilme hevesi vardı. dışarıya biraz zor vurulan hatta gizli kapaklı yaşanması gerektiğini hissettiğim bir heves. hissediyordum da neden farkına varamadım orasıda ayrı muamma... hayat bazı şeylerin varlığına ya da yokluğuna alıştırıyorda biz varla yok arası gidip gelirken alıştığımız şeylere bile garip bakıyoruz. ama bazı şeylerin alışılması güç oluyor. bir klavyenin ihaneti örneğin... klavye çok pis ihanet eder, klavye yalan söyler, klavye caka satar, sonrada zeytin yağı gibi üste çıkar. canlı kanlı olmasına gerek yok sanırım. biz ihanetleri hep canlı kanlı şeylerin üzerinde mi tatbike çalışacaktık? oysa bir klavyede pekala ihanet edebilirdi... klavyenin canlı kanlısını düşünüyorum da... sanırım bu can, kan ve kutsal ihanet üçlüsü benim canıma, kanıma daha çok koydu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4439544225716956626?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4439544225716956626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4439544225716956626&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4439544225716956626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4439544225716956626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/03/klavyenin-kutsal-ihaneti-bir-insannkine.html' title='klavyenin kutsal ihaneti bir insanınkine asla eş değer sayılmadı... sayılamazdı... klavye cansızdı kansızdı...'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S5LSRJHopiI/AAAAAAAAAdM/qWVbzdeYJjc/s72-c/KARTal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5209045013334575324</id><published>2010-02-21T02:48:00.001+02:00</published><updated>2010-02-21T02:48:51.911+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geceden Kalan Kırıntılar'/><title type='text'></title><content type='html'>üşüyorum. parmaklarımı hissetmiyorum. ruhum bir parçasını oradan kaçırmış gibi. sanki ayaklar beni yarı yolda bırakmışta geziye çıkmış gibi. beynim paydos zilini çalmışta coktan uykuya yatmış gibi. ama ben üşüyorum. tipiden sonra soba bulmuşumda başında beklerken ellerimle ayaklarım ansızın uyuşmuş gibi. üşüyorum anlıyor musun?&lt;br /&gt;inceden inceye yüreğim sızlıyor. ruhum yüreğimi bırakıp akşam gezintisine cıkmasın diye dua ediyorum.&lt;br /&gt;iyiyim diyorum kendime.&lt;br /&gt;ben iyiyim... ben iyiyim... ben iyiyim...&lt;br /&gt;iyiyim dedikçe omuzlarıma bi şeyler yükleniyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" kimseden bi beklentin yok. ondan böyle rahatsın ve sakinsin " demişti hıyarın biri&lt;br /&gt;sahi kimden ne beklentim olacakti.&lt;br /&gt;ama bu soğuk ve üşüme neden?&lt;br /&gt;beklentiler odun gibidir seni ısıtır demeliydi hıyarın oğlu!&lt;br /&gt;beceremedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse ne diyorduk, beklentiler odun gibidir insanı ısıtır. sonra mart gelir, anaaa bi bakarsın bitmiş odun!&lt;br /&gt;yeni odun almak gerekir? öyle değil mi?&lt;br /&gt;ama üşürsün ulan kıçın donar!&lt;br /&gt;beklentileri odun olarak ele alırsak ve bittiğini hesaplarsak onlar üşür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki ben neden üşüyorum?&lt;br /&gt;gizli kapaklı beklintiler. failleri yok ulan bunların kimden ne beklersin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5209045013334575324?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5209045013334575324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5209045013334575324&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5209045013334575324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5209045013334575324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/02/usuyorum.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-883717562294741668</id><published>2010-02-04T03:42:00.001+02:00</published><updated>2010-02-04T03:43:56.607+02:00</updated><title type='text'>isyan</title><content type='html'>klavyem yok, internetim yok, farem yok... yok oğlu yok anasını satıym&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-883717562294741668?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/883717562294741668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=883717562294741668&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/883717562294741668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/883717562294741668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/02/isyan.html' title='isyan'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-7503466003972063219</id><published>2010-01-21T14:10:00.006+02:00</published><updated>2010-01-21T15:26:46.761+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Sms mi? Mesaj mı? Şiir mi? Çalıntı çakma cümleler mi?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S1hWB2yKflI/AAAAAAAAAcs/Ue3_J_4Cle8/s1600-h/16565f54-2009_12_28_m.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 256px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S1hWB2yKflI/AAAAAAAAAcs/Ue3_J_4Cle8/s320/16565f54-2009_12_28_m.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429183940680908370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonumun çalmasını bekliyordum, hemde öyle bir sabırsızlıkla bekliyordum ki tarifi mümkün değil. Önemli bir görüşme olduğunu vurgulamama zaten gerek yok, ama ben inatla vurgulamak istiyorum. Bekleyiş sırasında telefonum mesaj geldiğine dair alametler verdi, " hadi lan ordan! mesaj mı " diye isyan naraları attığım yerde büyük bir işkenceyle mesajı açtım, mesajı anlayabilmek için bir ileri, bir geri beş dakika gidiş ve gelişler yaşadım. Mesajın hangi dilde yazıldığına dair tahminlerde bulundum; bu dil bizim dilimize çok benziyor ama hiç sesli harf yok, bu dil bizim dilimize benziyor ama hiç " ş,ç,ğ,ü " yok, eğer ben bu mesajı anlarsam kaçıncı yüzyıldan ve hangi mağra adamı tarafından atıldığını da anlarım diyorum. Mesajın kimden geldiğini bilmiyorum, belli ki yanlış numara meselesi. Bu yanlış numara da numaradan geliyor çoğu zaman... Aldığım yardımlar sonucu mesajı anlayabildim, buraya o mesajı yazıp işkence süresini uzatmak istemem elbette. Kim bilir belki de siz abarttığımı düşüneceksiniz, yeni nesil bunu hep yapıyor diyeceksiniz, bu yeni neslin yaptığı yeni modaya uygun yepyeni bir şeydi; Ünlü bir şairin şair kadar ünlü bir kaç dizesini almış, evrimleştirmiş, yeni dillerinin  kurallarına uydurmuş, bunca arsızlıklada kalmamış şiirin mahramiyetine el atıp içindeki kelimeleri değiştirmişlerdi. Şiire şiirle karşılık vermek istedim, bu dürtünün neden beni böylesine dürttüğünü anlamadım. Çok sevdiğim bir şiiri yazıp yolladım. Belki de anlamaya çalıştığım şey aynı dili konuşup konuşmamamızdı. Aynı dili konuşuyorsak bana benim dilimde bir şeyler yazıp yollayabilirdi. Cevap şöyleydi " ay dont andırstend. bu n yha anlmdm " içimdeki hayvani dürtüleri dürtükleyerek cevap vermek istedim, " ebenin örekesi! Gerizekalı, kuş beyinli, beyinsiz... " Okuduğu dizeleri reklam sloganı gibi algılamış olsaydı bu kadar sinirlerim bozulmazdı. Yaptığım şey belki bizi kalıplaştıran o sevimli görgü kurallarına aykırıydı, gençleri şiirden şairden uzaklaştırmaktı, gençlerle aramıza aşılmaz bir çin seddi örmekti... Ama bu hangi gençlikti? Hangi yeni nesildi? Evrimi durdurup farklı evrimlere yol alan, hiç değeri olmayan, hiçbir şeye saygı duymayan, birbirlerine özenip hep aynı cümleleri kuran,iki kelamlarından biri küfür ve hakaret olan, kaliteli müzikten,filmden,  kitaptan anlamayan, modern çağın içinde gittikçe yozlaşan,gerileşen nesil mi? Biz bu beyinsizlere mi yeni nesil diyorduk? &lt;br /&gt;Bu nesil, bir ayda beşbin mesajı ayın ortasına bile gelmeden bitirmekten radyasyona maruz kalan beyinleri işlevini kaybetmiş, robotlaşmış, dünyaya niye geldiğini unutmuş, bu hayatı cep telefonlarında ve bilgisayarlarında yaşayan,   sizinle konuşurken size saygı duymadan, gözünüzün içine baktığı yerde on parmak mesaj yazabilen, operatörleri her ay ihya eden, " mesaj okuduğum kadar kitap okusam şimdiye kadar alim olurdum " dedikten sonra gıcık gıcık gülebilen. Hayatın kan emicisi gibi yaşayıp birde utanmadan bununla gurur duyan... En güzel duygularını bile mesaj yoluyla söyleyen, mesajla sevişen, mesajla evlenen... Kim bilir bunların yanına ne şıklar  eklenir. Bu gidişat nereye? Ey gençlik biz sizi bilgisayarlarınızın içine ışınlayalım, o çok sevdiğiniz renkli sanal alemlerde yaşayın... Bizde kafa dinleyelim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-7503466003972063219?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/7503466003972063219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=7503466003972063219&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7503466003972063219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7503466003972063219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/01/sms-mi-mesaj-m-siir-mi-calnt-cakma.html' title='Sms mi? Mesaj mı? Şiir mi? Çalıntı çakma cümleler mi?'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S1hWB2yKflI/AAAAAAAAAcs/Ue3_J_4Cle8/s72-c/16565f54-2009_12_28_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-1497405673445151034</id><published>2010-01-15T02:42:00.002+02:00</published><updated>2010-01-15T02:46:41.390+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Düş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S0-638rlUyI/AAAAAAAAAck/Di_SR0eWSxk/s1600-h/d%C3%BC%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 249px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S0-638rlUyI/AAAAAAAAAck/Di_SR0eWSxk/s320/d%C3%BC%C5%9F.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426761546349237026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dün, düşümde bir düş gördüm. Düşün içinde düşler, çoğaldıkça çoğaldı. Rant yapan düşüşlerin yükselişlerini bekledim. Düş içinde düşüş yaşandı. Düşleyemeyeceğim şeyler düştü önüme, düşünmemeye çalıştıkça. Kısırdı döngü, dögünün randı düştükçe zorla kucakladı kaldırdı insanlar. Düşerken bir yaprak, bir çocuk yükseldi bulutların içine. &lt;br /&gt;Düşler çoğaldı, düşler azaldı. Çoğalması umut vadederken azalması insanı düşündürdü. &lt;br /&gt;Düşler vardı orada. çokta uzakta sayılmazlardı. ne zaman ki çok uzakta değiller dedim, yaklaşmaya çalıştım kayboldular. öylesine gerçek, öylesine güzellerdi ki... yaklaşmaya dokunmaya çalıştım. çalıştıkça silikleşti, donuklaştı... Çalıştıkça düştüm düşlerin içinden. Düş içinde hangi düşe düştüğümü bilmeden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşler vardı gerçek sandım. sonsuza dek mutlu yaşayacağımızı sandım. Düşler mutlu etti. dokunmaya çalışmadığım sürece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşler vardı silikleşti&lt;br /&gt;Düşler vardı donuklaştı&lt;br /&gt;Düşler vardı aslında yoktu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve düşler yok olduğu kadar varoldu. Tıpkı düşüşlerimiz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resim: Joan Miró&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-1497405673445151034?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/1497405673445151034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=1497405673445151034&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1497405673445151034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1497405673445151034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2010/01/dus.html' title='Düş'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/S0-638rlUyI/AAAAAAAAAck/Di_SR0eWSxk/s72-c/d%C3%BC%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-833357744857651157</id><published>2009-12-12T15:26:00.003+02:00</published><updated>2009-12-12T15:32:22.492+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Kevser'e</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SyOa4_wekpI/AAAAAAAAAcc/PloBdF1W1ZY/s1600-h/IMG_2434.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SyOa4_wekpI/AAAAAAAAAcc/PloBdF1W1ZY/s320/IMG_2434.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414341481007583890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsanların bu hayatta kolay kolay keşfedemeyeceği, belirsizlik içinde yüzen ama zaman geçtikçe yeni yeni kılıflar uyduracağı şeyler çıkar her daim karşısına. Hatırlıyorumda sen doğduğunda benim üzerimde bıraktığın ilk izlenim " acep bu kız uzaylı mı " olmuştu. Kocaman kafan ve çekik gözlerinle bana bir hayli çekici ve eğlenceli gelmiştin. Senin bu dünyaya gönderilme amacını o zamanlar düşünmeye başladım. Çekik ve kısık gözlerin içinde garip bir gizem ve sır saklıyordu. Bu sır biz birlikte büyüdükçe yok olacağına daha da arttı. Zamanın ince işlemeleri çekik gözlerindeki gizemi, cesur bakışlarını ve zekayı daha da belirginleştirmesi benim sana olan hayranlığımı ve merakımı daha da arttırdı. İlk okula başladığın gün, insanların faal olarak ilk sosyal yaşama atıldıkları o gün, senin asla durup dinlenmeden ve asla bıkmadan hep yeni şeyler öğrenmeye açık, aynı gayretle ömrünü noktalamayı planladığını düşünmüştüm. Çoğu insan hayatın gizemini ve sırrını aramaktan çabuk bıkar. Öyleki kimileri aramaya tenezzül bile etmez. Ama senin gibi dünyaya bir cin gizemiyle gelenler asla bıkıp tükenmek bilmeyen bir enerji ve merakla bakarlar çevrelerine. Ve inanıyorum ki insanlara hep çekici gelen ve merak uyandıran gözlerin her zaman gizemli ve merakla bakacaklar bu dünyaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf sevgili ve pek kıymetli bi arkadaşıma ait :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-833357744857651157?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/833357744857651157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=833357744857651157&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/833357744857651157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/833357744857651157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/12/kevsere.html' title='Kevser&apos;e'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SyOa4_wekpI/AAAAAAAAAcc/PloBdF1W1ZY/s72-c/IMG_2434.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4172872852290312737</id><published>2009-12-07T03:35:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T03:37:19.410+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geceden Kalan Kırıntılar'/><title type='text'>Zorunlusun, Zorunluyum, Zorunluyuz...</title><content type='html'>Giriş cümlesini toparlayamadım şimdi. Her yazının bir girişi olmalı mıydı? Elbette bu zorunlu bir şeydi. Oldum olası sevmem zorunlu etiketi altında yapılan işleri. Yıllarca tek kitap bitiremeyişimin  sebebi de zorunluluk oldu. Bu zorunluluklar yüzünden okula gitmekten, erken kalkmaktan, meyve yemekten, spor yapmaktan... nefret ettim. Yıllardır yapma denen şeyleri inadına yaptım. Salak saçma konular çıkarıp bunun üzerine kompozisyon yazın denen ödevlerde asla başarılı olamadım. Zorunlu olduğum için asla resimden ve beden dersinden yüksek not alamadım. Asla flüt çalamadım. Zorunluyduk yapmak zorundaydık. Zorunlusun bu sunumu sen yapacaksın dedikleri zaman, eşşek kadar bi hatun olmuştum ama tuvaletin penceresinden kaçtım. Kendimi caddeye attığım zaman içimdeki heyecanı ve sevinci size anlatamam. Bir an sandim ki kırk yıllık mahkumum ve yıllar yılı süren bir çaba sonucu kaçmayı başarabilmişim. Eğer sen yapacaksın yerine yapmak ister misin deselerdi durum kesin tam tersi olurdu. İkinci hafta kaçamayıp sahneye apar topar çıktıntan sonra yaptığım konuşmayla beşyüz kişiyi zırıl zırıl ağlatmıştım. Sadece istediğim için çıkmıştım o sahneye. İnsanların gözlerinin içine bakarken, ne hissettiklerini düşünürken dudaklarım otomata bağlanmış gibi kıpırdıyordu. Ne söylediğimi, ne anlattığımı ve neden o koca sahnede olduğumu unutmuş gibiydim. Hatırladığım tek şey o insanlar benim gözlerimin içine içine bakarken ara sıra kendime " zorunlu değilsin, kendi iradenle çıktın " dememdi. Ve ben dakikalar sonra sahneden indiğimde boynuma atlayan bir kaç kişiyi hatırlıyorum. Sanırım yaşadığım anları unuturken birinci sıraya hep zorunlu olmadan yaptıklarım geliyor. Zorunlu olarak yapmam gereken ve beni çekilmez bi insan kılan hiç bir görüntüyü unutamıyorum. Din hocasını da bu yüzden asla sevemedim. Zorunluyduk ezberlemek zorundaydık. Ve ben hiç birini  ezberlemedim. Doğal olarak kırıkların içine birde din dersi eklendi... Yağmurda yürüyemezdik her bi yanımız çamur olurdu. En çok yağmurda yürümeyi sevdim. Akşamları dışarıya yalnız çıkamazdın laf atan olurdu. Her gece gizli gizli sokaklara attım kendimi. Şimdi şu ayazda otururken, rüzgar uğuldayıp son yaprakları savururken bu dünyanın hangi zorunluluk yüzünden döndüğünü düşünüyorum. Şu karşıdan karşıya geçebilmek için kendini arabaların önüne atan adam hangi zorunlulukla canını tehlikeye atıyor acaba? Hızla giden arabaların arasında hatalı sollama yapıp ani bi frenle canını zor kurtaran sarışın yosma hangi zorunlulukla yaşamla ölüm arasındaki çizgiyi görmüyor acaba? hangi zorunlulukla bu dünya böylesine çekilmez ve ölüm denen şey böylesine çekici gelebiliyor acaba? Hayatım zorunlu olarak bitmeden kendi seçimim ve irademle son noktayı koyma arzusuyla doluyor her geçen gün içim... Hayatlarını kendi iradeleriyle sonlandıran insanlara zorunlu olmadan saygı duyuyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4172872852290312737?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4172872852290312737/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4172872852290312737&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4172872852290312737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4172872852290312737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/12/zorunlusun-zorunluyum-zorunluyuz.html' title='Zorunlusun, Zorunluyum, Zorunluyuz...'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2014432096581261062</id><published>2009-12-04T22:00:00.003+02:00</published><updated>2009-12-12T15:26:35.834+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geceden Kalan Kırıntılar'/><title type='text'></title><content type='html'>oysa hangimiz bilebiliriz ki gerçeği,ya gerçek bir yanılgıysa yaptığımız tüm yanlışların kare kökü içimde taşıdığım acılara eşdeğerse... yapma Allah aşkına... yapma Nagehan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümlenin sahibini arıyorum... Evet çok ciddiyim. Eğer kaybolduğumun farkındaysan bul beni...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2014432096581261062?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2014432096581261062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2014432096581261062&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2014432096581261062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2014432096581261062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/12/oysa-hangimiz-bilebiliriz-ki-gercegiya.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8070793595528658909</id><published>2009-11-26T01:25:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T03:35:30.820+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntılar'/><title type='text'></title><content type='html'>Gustav Janouch: 'Kafka ile Söyleşiler'den...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafka’yı makamında bir Reclam - Bücherei sıralacını incelerken bastırmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kitap başlıklarından kafayı buluyorum” dedi Kafka. “Kitaplar uyuşturucu gibi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çantamı açtım ve içindekileri gösterdim. “Sayın Doktor, ben bir esrarkeşim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırmıştı Kafka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yepyeni kitaplar!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çantamı onun yazı masasına boşalttım. Kafka hızla kitapları elinden geçirdi ardı ardına, sayfaları hızla çevirdi, oradan buradan bazı parçalar okudu ve kitapları bana geri verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki sen bunların hepsini okuyacak mısın?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımı salladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dudaklarını büzdü Kafka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok zaman harcıyorsun ıvır zıvırlara. Günümüz kitaplarının çoğu güncel yaşamımız üzerine gelip geçici eleştiriler. Ortadan çok çabuk kalkıyorlar. Daha çok eski kitaplar okumalısın. Eski eserleri -Goethe. Eskiler yaşamın en derin anlamını ortaya koyuyor -sürekliliği. Yeni olan şeyler, en gelip geçici olan şeylerdir. Bugün güzeldir, yarınsa gelip geçici ve gülünçtür. Yazın böyledir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki ya şiir?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şiir yaşamı değiştirir. Bazen daha da beterdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı vuruldu. Babam içeri girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Oğlum ve mirasçısı, sizler baş belası mısınız?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümsedi Kafka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yo hayır! Şeytanlardan ve cinlerden söz ediyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.karakutu.com/"&gt;karakutu&lt;/a&gt;'dan alıntıdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8070793595528658909?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8070793595528658909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8070793595528658909&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8070793595528658909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8070793595528658909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/11/gustav-janouch-kafka-ile-soylesilerden.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6042595496171801861</id><published>2009-11-21T22:09:00.004+02:00</published><updated>2009-11-21T22:28:51.204+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SwhMvhotmcI/AAAAAAAAAcU/9s17Ow0fqyw/s1600/lenaa.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SwhMvhotmcI/AAAAAAAAAcU/9s17Ow0fqyw/s320/lenaa.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5406655732024973762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SwhKVnJuIdI/AAAAAAAAAcM/LYfnknz-Fks/s1600/Resim+084.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SwhKVnJuIdI/AAAAAAAAAcM/LYfnknz-Fks/s320/Resim+084.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5406653087805743570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir kaç aydan beri içimde bitip tükenmeyen bi huzursuzluk var... bitip tükenmeyen bi çelişki var. insanın her zaman huzursuz ve mutsuz olması dünyanın en berbat duygularından biri. ortada üzülecek bi şeyler olmamasına rağmen her akşam ağlama seansları düzenlemesi. Sait Faik okuyup ağlıyorum. Sabahattin Ali okuyup ağlıyorum, Tezer Özlü okuyup ağlıyorum, Tomris Uyar okuyup ağlıyorum... Hatta Rıfat Ilgaz'ın pijamalılarını okurken böğüre böğüre ağladım geçen gece...  Dolu dolu yaşadığını sanarken bi karadeliğe düşmek gibi bi şey bu. Durmadan düşüyorum... Beni en çok rahatlatan şey şu fotoğrafta gördüğünüz sokaklarda ayaklarıma kara sular inene kadar gezdikten sonra oradaki bi kafede it gibi titreye titreye bi şeyler içmek. son zamanların yaygın modası her kafede bi köpek var. onlar olunca gezinin sonu çok daha eğlenceli oluyor. moda olması can sıkıcı. bir zamanlarda camekanlara japon balığı kouyuyolardı. Hadi köpeği anlıyorum biraz, sonuçta kafeler hep bahçeli. köpeklerde çok uysal. ama o göt kadar fanusların içinde o zavallı japonlar ne yapsınlar insaf merhamet yahu! O köpecik bayan Lena. O kadar maymunluk yaptım bak bana diye ama bakmadı :) neyse bi kaç kere daha denerim artık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6042595496171801861?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6042595496171801861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6042595496171801861&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6042595496171801861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6042595496171801861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/11/son-bir-kac-aydan-beri-icimde-bitip.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SwhMvhotmcI/AAAAAAAAAcU/9s17Ow0fqyw/s72-c/lenaa.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3064910428310237562</id><published>2009-10-31T02:04:00.001+02:00</published><updated>2009-10-31T02:06:23.368+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geceden Kalan Kırıntılar'/><title type='text'>Geceden kalan kırıntılar</title><content type='html'>hani ben yerli yersiz saçmalayınca, sonra yerimde duramayıp zıp zıp zıplayınca, ansızın çığırtkan kahkahalarla gülüp gözlerimden yaş gelirken karnımı tutup yerlere abanınca, uzaklara dalıp giderken gözlerime "bi şeyler desene" der gibi bakılınca. hareketlerim ve düşüncelerim kalıplar içine sığdırılmaya çalışılınca... tüm insanlardan nefret ediyorum. tahmin edemeyeceğiniz kadar çok nefret ediyorum hemde... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenliğin takıntılı halleri sanardım bu duyguları... oysa insan çok büyüdüm desede aynı duygular içine kazınıp kalıyormuş. Belki bi gün yaşlanıcam ama asla büyümüycem =)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3064910428310237562?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3064910428310237562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3064910428310237562&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3064910428310237562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3064910428310237562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/10/geceden-kalan-krntlar_31.html' title='Geceden kalan kırıntılar'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8879904847696767408</id><published>2009-10-25T03:26:00.001+03:00</published><updated>2009-10-25T03:26:00.148+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Trans</title><content type='html'>bunlar tamamen trans modundayken söylenmiş, yazılmış ve yapılmış fiilerdir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynıyordu, tam olarak bilinmeyen bir dereceyle. hem bilinse ne olurdu ki? bilimde bilimselliği ile açıklayamazdı... dünyanın merkezindeki sıcaklık gibi onunda asla düşmeyen bir sıcaklığı vardı. merkeze inmeye gerek yoktu yer yer patlamalarla kendini zaten hissettiriyordu. patlamalar esnasında etrafında bir şey bırakmamak gerekti. Alimallah her şeyi yakar külleri bile kalmazdı. Dedim ya çok sıcaktı. dokunsanız elinizi acının etkisiyle hemen çekerdiniz. kaynıyordu ve konuşmaya ihtiyaç duymuyordu. başı defterine gömülmüş harıl harıl bir şeyler yazıyordu. konuşsada anlatabileceğini düşünmüyordu. yazmak en iyisiydi onun için. pencereden bakınca sokak lambasına yaslanmış elindeki boş şarap şişesini inatla bırakmayan bi ayyaş gördü. hırpani giyisiler içinde. direğe sırtını dostuna dayar gibi dayamıştı. elindeki şarap şişesi geçmişinden yadigardı. gözleri boştu ve boşluğa dalmıştı. usul usul yağmur yağmaya başlamıştı. kıpırdamadı adam yerinden. içindeki yangın sönsün diye yeniden masanın başına geçti diğer adam. ayyaşı yazdı, yazarken yücellti. yağmuru yazdı, yazarken alçalttı. yücelttiği adam kaldırıma uzandı, şarap şişesine sarıldı. alçalttığı yağmur rahmet oldu doldu odasına. odasının tavanı ansızın yok oldu. yatağına uzandı uyanıkken bir düş gördü, o ayyaş oydu kalbi dupduruydu. ne ateş vardı yüreğinin ortasında ne kaybetme acısı. tavanı kubbeydi birazda akıtıyordu. lambası biraz paslanmıştı ama güzel aydınlatıyordu geceyi. komşusu bir sokak kedisi bir kaç sokak köpeğiydi ama konuşabiliyorlardı. şarap şişesine sarıldı. hangisi gerçek asla anlamadı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8879904847696767408?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8879904847696767408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8879904847696767408&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8879904847696767408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8879904847696767408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/10/trans.html' title='Trans'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8450600410662222498</id><published>2009-10-16T02:48:00.003+03:00</published><updated>2009-10-16T02:51:58.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geceden Kalan Kırıntılar'/><title type='text'>Geceden kalan kırıntılar</title><content type='html'>Canım yanıyor! dedim anlamadı. yüzüme baktı bin bir duygu içinde&lt;br /&gt;İçim acıyor dedim anlamadı. yüzüme bakti, kendi lugatindan bi şeyler yamadı. yamadıklarını beğendi göğsü kabardı. &lt;br /&gt;konuştum asla anlamadı. lugatı oldukça genişti ki her şeye anlam yükleyebiliyordu. ama bizim anlamlarımız farklıydı. sanırım seslerden yola cıkarak kendi dilindeki karşılıklarını buluyordu. Sahi, biz ne zamandan beri farklı dilleri konuşmaya başlamıştık?&lt;br /&gt;daha bu sabah bana " çay içer misin?" diye sormamış mıydı?&lt;br /&gt;e, bende " evet " demiştim de çay getirmişti.&lt;br /&gt;Desenize hiç değilse ses olarakta, anlam olarakta uyuşan kelimelerimiz var. ama ne çıkar? bir bardak çay benim acımı dindirmiyorki...&lt;br /&gt;sahi çay alır mıydınız?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8450600410662222498?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8450600410662222498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8450600410662222498&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8450600410662222498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8450600410662222498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/10/canm-yanyor-dedim-anlamad.html' title='Geceden kalan kırıntılar'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-407038857639702846</id><published>2009-10-16T02:45:00.001+03:00</published><updated>2009-10-16T02:47:01.410+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geceden Kalan Kırıntılar'/><title type='text'>Geceden kalan kırıntılar</title><content type='html'>hayata bakarken boyut değiştiriyorum. çoğu zaman garip masallar bana daha gerçekçi geliyor. iki kafalı ejdarhalardan daha kötü  görüyorum atom bombalarını. hem ejderhalar halt etmiş atom bombalarının yanında. ola ki bir ejderha ateş püskürttüğü zaman o ateşin hükmü yıllarca sürüyorsa ona bir şey diyemem. ve çoğu zaman başka zamanlardan ve mekanlardan yonttuğum şeyleri şimdiki zamanlara ve mekanlara yamamaya çalışıyorum. uzun cümle kuramayışımı ve bir şeyler yazamayışımı bu yamalara yoruyorum. kafamda yarattığım dünyalar silik kalıyor beyaz kağıtlar üzerinde. ağızları burunları olmuyor çoğu zaman, konuşamayan şeyler insanlara hiçbir şey katamazlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-407038857639702846?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/407038857639702846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=407038857639702846&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/407038857639702846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/407038857639702846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/10/geceden-kalan-krntlar.html' title='Geceden kalan kırıntılar'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3140926951802391378</id><published>2009-10-11T03:12:00.003+03:00</published><updated>2009-10-11T03:35:37.497+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Conelia Funke'/><title type='text'>Mürekkep Dünya</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/StEoT-XdZdI/AAAAAAAAAbo/u2KvI4TVpTE/s1600-h/m%C3%BCrekkep+d%C3%BCnya.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 209px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/StEoT-XdZdI/AAAAAAAAAbo/u2KvI4TVpTE/s320/m%C3%BCrekkep+d%C3%BCnya.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391134552563213778" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Parmaklarımı kitapların üzerinde gezdirirken, damarlarımdan içeriye can veren bir şeylerin sızdığını hissederim çoğu zaman. Burnumu bir kitaba dayamış derin derin soluk alırken, oksijen maskesiyle nefes alıyormuş gibi hissederim. Parmaklarım, burnum, kalbim ve beynim bütünleşirse bir kitapla bilirim ki bir ömür o karakterler ve cümleleri benimle birlikte yaşayacaklar. Onların öykülerini ben, benim öykülerimin ama gerçek yaşam öykülerimin içinde devam ettiririm. Ve bu benim için dünyanın en büyük hazzı olur. Bazı karakterler kapı komşum gibi olur. Her sabah veya her akşam selamlaştığım. Bazıları dünyanın bitmez dertleri içinde kendimi tutamayıp ağlarken omzuma dokunup beni teselli eder sanki. Mürekkep dünyalar var her kitabın içinde. Bizi içine çeken, içinde yaşatan ve çoğu zamanda bizim karakterleri zorla kendi zaman dilimimize ve kendi mekanımıza çektiğimiz. Hayal dünyamızda bize yoldaşlık eden o kahramanları canlı kanlı karşımıza çıkarıp, onların gerçekten o kitapların içinde yaşadıklarını ve gerçek karakterlerden çoğu zaman daha gerçek olduklarını fantastik bir dille anlatan Cornelia Funke benim gibi düşünen çoğu okuru mutlu etmiştir eminim. Kitaptaki çoğu karakterin kitaplara ve kitapların içinde yaşayan kahramanlara hayran oluşu, kitaplara değer veren ve onları biblolar gibi koruyup saklayanlar, dünyanın dört bir yanından el yazması kitap toplayanlar, kitaplar saklanmak ve vitrinlere dizilmek için değil diyenler. Kitapların kenarları kıvrılınca, sağlarına sollarına notlar düşünce daha değerli olduklarını düşünenler... Öyküleri okurken karakterleri yanlarında hissedenler ( gerçekten yanlarında olabilme ihtimallerini de göz önünde bulundurun... ).  Harika bir üçlemenin ikinci kitabı. Fantastik okumayı seviyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3140926951802391378?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3140926951802391378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3140926951802391378&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3140926951802391378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3140926951802391378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/10/murekkep-dunya.html' title='Mürekkep Dünya'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/StEoT-XdZdI/AAAAAAAAAbo/u2KvI4TVpTE/s72-c/m%C3%BCrekkep+d%C3%BCnya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-693287856832876933</id><published>2009-10-07T02:29:00.001+03:00</published><updated>2009-10-07T02:30:51.761+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Karabasan  II</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SsvTF21Zu-I/AAAAAAAAAbg/H3W7SCeO2FI/s1600-h/filistin.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 248px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SsvTF21Zu-I/AAAAAAAAAbg/H3W7SCeO2FI/s320/filistin.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389633476651236322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;... Kentteki en eski mezarlıktı, mezarlığa girince kentten ve mezarlıktan da eski ağaçların soğuk gölgesi en sıcak günlerde bile insanı üşütüyor hatta donduruyordu. O her girişinde karıştırıyordu bu duyguyu. Bu yüzyıllık ağaçlar mıydı onu üşüten yoksa buradaki huzursuz ruhlar mı? Huzursuz olan ruhlar mıydı yoksa tüm huzursuzluğu çeken kendi günahkar ruhu muydu? Bakımsızlıktan ve üzerine yanlışlıkla düşen bombalardan her yer taşlarla taşlardan da ziyade kemiklerle doluydu. Ama hala sağlam mezarlar vardı içlerinde. Gün ışığını tutan uzun ağaçların üzerinde kargalar daireler çizerek bir alçalıyor bir yükseliyordu. kargaların sürekli hareketlerini yaklaşan ve uzaklaşan seslerinden anlıyordu. Mezarlığın içinde dışardakinin aksine her daim dönen devinimli bir rüzgar vardı. Rüzgar ağaçların arasında ıslık çalarak kubbedeki kargalar gibi hep dönüp duruyordu. Ama asla dışarıya çıkmıyordu... Bir kaç ağaç devrilmiş kökleri cesetlerin kolları ve bacakları gibi cansız dışarıya fırlamıştı. Yağmur gibi yağan bombalar artık ağaçların hatta ölü bedenlerin canını yeniden yeniden alıyordu. Islık gibi etrafında dönüp duran rüzgar onu rahatsız etmeye başlamıştı. Sanki rüzgar artık ıslık çalmıyordu da bir şeyler fısıldıyordu. Sıkılmıştı bu durumdan. Buradan çıkması gerekti. Ama buraya koşarak giren bir çocuk görmüştü. O çocuğu bulmadan çıkmak istemiyordu. Çıkmaması gerekti.  Üniformasının ceplerini karıştırdı, bir dürbün belki işine yarayabilirdi. Dürbün falan bulamadı ceplerinde. Güneşin hızla batıya doğru yöneldiğini biliyordu. Birazdan güneş batacak ve burası daha korkunç olacakti. Korkuyordu, korkuyu iliklerine kadar, tenini saran soğuk hava gibi hissediyordu. Buralarda gizlenen ve yaşayan çocuklara hatta ölülere bile hayranlıkla bakmaya başladı. Burada ölülerin bile korkudan titreyeceklerini düşündü. Kuru bir dalın kırılmasıyla yerinden zıpladı, hemen arkasında sıska gözleri çukurunun içinde kaybolmuş zayıflığı insanı dehşete düşürecek bir çocuk vardı. Gördüğü o çocuk muydu anlayamadı. Elini silahına doğru yavaşça götürdü, dürbünden sonra silahta yok olmuştu işte... Çocuğun güneşten mi yoksa zayıflıktan mı yanan teni dudaklarında bir an bir gerginlik oluşturdu. Hiçkimse bunun bir gülümseme olduğunu söyleyemezdi. Bu acı çeken bir insanın ifadesi olabilirdi sadece. Acıyı kanıksayan yüzü acı acı gülümsüyordu. Dehşet içinde üniformasını yoklamaya başladı. Ne silah ne bıçak... kesici delici yok edici hiç bir şey kalmamıştı üzerinde. Çocuk sakince askerin bileğini kavradı. Soğuğu hisseden teni şimdi kızgın ateşi hissediyordu. Elleri kana bürünmüştü. Kanın keskin kokusu ölü bedenleri çağrıştırdı. Gözleri açık, etleri çürümüş, etrafa iğrenç kokular yayan ölü bedenleri. elini çekmeye çalıştı ama mıhlanıp kalmıştı sanki. Eli yanıyordu çığlık atmak istiyordu. çocuk gözlerinde merhametle sadece bakıyordu. Asker " bırak beni " diyebildi sadece işte o zaman çocuğun yüzünde sakin ama öldürücü bir tebessüm oluştu. Dudaklarının arasından zar zor çıkan kelimelerle " babamı öldürdün " diye bildi. O asker hatırlıyor muydu acaba bundan bir kaç gün önce kafasını taşla ezdiği adamı veya çocuğu. Attığı bombalarla ezilmişti belki kafaları. Ama o taşı atan kafalarına balyoz gibi indiren de oydu. Çocuk nefes alamadan yüzünde sadece acının çizgileriyle. Sadece acıyla doldurarak ciğerlerini yeniden konuşmaya başladı, " o taşın altında ezdiğiniz şey yüreğimdi... söyleyin çok mu eğlenceliydi beni  bir kaç parçaya bölmek. bedenimin her pir parçası bir yere savrulurken ne kadar mutlu oldunuz?  sonra sıcak kanımın içine ellerinizi sokup bundan haz almak. atar damarım tam baş parmağınızın altındaydı bazan. gittikçe zayıflıyordu atışları duymadınız mı? kanım hala sıcaktı bir zamanlar ama soğumakta. birazdan donacak. oysa sen avuçlarının içinde hissedeceksin. ellerini yıkayacaksın ama o kan orada kalacak. yıkktığınız binaların altındaydı bedenim. atar damarım ayaklarınızın altında attı. hissettiniz. hissettiniz ve başını çevirdiniz. oysa sizin tek felsefeniz " hedef al, vur övün! " oldu. hedef aldınız vurdunuz övündünüz... "  Asker artık hiçbir şey hissetmiyordu. Hissedebileceği tek şey ölümün korkusuydu. Ölüm onu korkutuyordu, uğruna savaştığı şeyler ona her gün bağıra bağıra söyletilen şeyler yoktu şimdi aklında. Ne topraklarının bolluğu, ne peygamberi, ne de bu toprakların kutsallığı. Kutsallık onu bir çocuğun küçücük elinde kıskıvrak yakalamıştı. Güvendiği silahları ve gücünü almıştı elinden. Ölü bedenler kutsallık düşünmezlerdi, düşünemezlerdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandığında dehşet içinde ellerine baktı. Ellerine şaşkın şaşkın bakarken saatinin alarmını duydu. Yatağından her zamanki çevikliğiyle fırladı. Ellerini yıkarken akan suya baktı. Bir an suyun kan kırmızısı olduğunu gördü. Dehşet içinde gözlerini yumdu üçe kadar saydı ve gözlerini açtığında su yeniden berrak rengine dönmüştü. Kahvaltısını yaparken burnuna yine kan kokusu geldi. Yuttuğu lokmalar kokuşmuş bedenleri yiyormuş hissini verdi. Her zamanki soğuk kanlılığıyla uçağı kalkışa hazırlarken, her zamanki kutsal cümleleri okudu ve mırıldandı kendini inandırmak istercesine " hedef al vur övün! "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-693287856832876933?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/693287856832876933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=693287856832876933&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/693287856832876933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/693287856832876933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/10/karabasan-ii.html' title='Karabasan  II'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SsvTF21Zu-I/AAAAAAAAAbg/H3W7SCeO2FI/s72-c/filistin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4332678112302781012</id><published>2009-10-03T03:34:00.002+03:00</published><updated>2009-10-03T03:43:11.217+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'></title><content type='html'>Düşünüyorumda beni yazmaya veya yazmamaya iten ne? Bunun cevabı asla bir kesinlik kazanmadı, kazanamadı. Bir resim, bir kedi, bir insan, bir an, bir nefes.... beni yazmaya iterken, aynı etkenler farklı ruh hallerinde yazmamaya hatta kalemimi kırıp atmaya bile itiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panosuna öylece iliştirilmiş bir kadın resmi vardı. Belli ki bir filmin veya bir albumun afişiydi. resmin önünde öylece kalakalmış farklı şeyler yüklüyordum. Kaçmaya hazırlanıyordu da ellerini kederli yüzüne itinayla yerleştirmiş nereye gideceğini düşünüyordu. Yüzü gerçekten kederli miydi? Bu sadece bir hayal ürünüydü. Gerçek hayattan kesilmiş şeylerdi belkide. Bir fotoğrafın üzerine muntazam yerleştirebileceğim. Tatile çıkmaya karar vermişti de nereye gideceğine bir türlü karar veremiyordu. O çok sevdiği evini su basmıştı belki, o evden ayrılmak istemiyor ama ayrılması gerekiyordu. Eşyalara hüzünlü hüzünlü bakıyordu. Aldatılmıştı belki, evin içinde fink atan anılar bir türlü bırakmıyordu yakasını. Öyle ya bavulunun kapağı hâlâ açık ve etrafında yerleşmeyi bekleyen şeyler vardı. Peki bu halllerden hangisini ele alıp güzel malzemelerle süsleyip birilerine satabilirdim ben? Birini seçmem gerekti ve en baştan başlamam gerekti. Kadının bavulunu toplamaya başlayıp kederle kendini kanepenin üzerine attığı an tas tamam karşımda duruyordu. Bir seçim yapmam gerekti. Ve öyle bir seçim olmalıydı ki, insanlar etkilenmeli ve hayattan ama gerçek hayattan pay çıkarmalılardı bu öykünün içinden. İnsanın kafasında ki tilkileri en çok hissettiği ve onlara keskin emirler verdiği anlardan birini yaşıyordum. Kapının açılmasıyla kendime geldim elinde kahvelerle tebessüm edip yanıma geldi, şimdi yan yana aynı fotoğrafa bakıp düşünüyorduk. Bu görüntünün onun için ne ifade ettiğini çok merak ettim. Ona bakıp neler düşünüyordu acaba? Aklıma gelen ilk soruyu dayanamayıp sordum, " bunu buraya neden iliştirdin ki? "  Yüzüme bakarken sormama minnet duymuş gibi tebessüm etti, " çok hoşuma gitti, yıllardır sorgusuz sualsiz, birilerine muhtac olmadan çekip gitmek isterim buralardan. Bilirsin hep bahsederim. İşte o duyguyu çok canlı tutacağına inandım. Hep gözlerimin önünde dursun ve o duygu seksenime gelsemde beni terk etmesin istedim..." Sustu, söyleyecek bir şeyim kalmamıştı. Bende öykümün ortasından başlayıp bitiri vermiştim kafamda...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4332678112302781012?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4332678112302781012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4332678112302781012&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4332678112302781012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4332678112302781012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/10/dusunuyorumda-beni-yazmaya-veya.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3025603111476275465</id><published>2009-09-18T23:20:00.002+03:00</published><updated>2009-09-18T23:45:23.972+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SrPt8EzrmyI/AAAAAAAAAbY/BCJAHjo_8PY/s1600-h/Resim+474.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SrPt8EzrmyI/AAAAAAAAAbY/BCJAHjo_8PY/s320/Resim+474.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382907595976317730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman iplerini koparıp dört nala koşan vahşi bir at gibi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında her şey biter. her şey çok hızlı biter. zaman tek düze hep aynı adımlarla gider. sevdiğimiz bi insanın yanındayken hızlı akıyomuş gibi gelir ya hani, ruhumuzun bizi kandırmasıdır işte o. zaman asla hainlik etmez. hep tek düzedir onun akışı. siz hiç bir saatin yetmiş dakika veya elli sekiz dakika olduğunu gördünüz mü? evet, bende görmedim. iyi ya da kötü biter işte. haftalardır beklediğin hafta sonu da biter. hafta sonunu iple cekersin birileri burnunda tüter. hasret bitmez ama zaman biter. Bende ömrümden bir yılı daha tükettim sonra suçu zamana ve hayatın acımasızlığına atmaya karar verdim. İhanet eden bizdik de farkına varamadık... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyseki kitaplar var. onlarla her şey çok daha güzel. İyi ki bu kadar çoklar ve iyi ki bu kadar eğlenceliler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3025603111476275465?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3025603111476275465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3025603111476275465&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3025603111476275465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3025603111476275465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/09/zaman-iplerini-koparp-dort-nala-kosan.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SrPt8EzrmyI/AAAAAAAAAbY/BCJAHjo_8PY/s72-c/Resim+474.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6105154933129539784</id><published>2009-09-11T06:48:00.003+03:00</published><updated>2009-09-11T07:09:41.432+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sıradan Şeyler'/><title type='text'>Sevgili Dostum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqnNQcBBpBI/AAAAAAAAAbQ/4MLRBKMr_h0/s1600-h/Resim+143.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqnNQcBBpBI/AAAAAAAAAbQ/4MLRBKMr_h0/s320/Resim+143.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380056912152863762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqnLnUKCD3I/AAAAAAAAAbI/O1R33nOXRZ4/s1600-h/Resim+123.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqnLnUKCD3I/AAAAAAAAAbI/O1R33nOXRZ4/s320/Resim+123.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380055106156892018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqnJ7MXrPrI/AAAAAAAAAbA/eIbudmSz6DE/s1600-h/Resim+130.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqnJ7MXrPrI/AAAAAAAAAbA/eIbudmSz6DE/s320/Resim+130.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380053248640761522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili dostumun yeniden döndüğünü gecikmeli olarak bildireyim dedim. şirretlik her zaman işe yaramasa da bu defa yaradığı kesin. sevgiler saygılar efendim :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6105154933129539784?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6105154933129539784/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6105154933129539784&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6105154933129539784'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6105154933129539784'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/09/sevgili-dostum.html' title='Sevgili Dostum'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqnNQcBBpBI/AAAAAAAAAbQ/4MLRBKMr_h0/s72-c/Resim+143.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-1867884934408152621</id><published>2009-09-05T17:51:00.004+03:00</published><updated>2009-09-05T18:13:27.887+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hemingway'/><title type='text'>Çanlar Kimin İçin Çalıyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqJ_27RT_WI/AAAAAAAAAaw/EEktNNptW6g/s1600-h/Resim+168.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqJ_27RT_WI/AAAAAAAAAaw/EEktNNptW6g/s320/Resim+168.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378001486633762146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u yazın ilk günlerinde okumaya başlamıştım. Gelin görünki bu okuyuş eylüle kadar sarktı. Akıcılığı orta halliydi, edebiyatı bazı noktalarda harikaydı. Savaşın insanlara neler yapacağı, onları ne hale getireceği  ve savaşta her şey mübahtır felsefesiyle yapılan iğrençlikler... Hemingway'in gazeteci olarak katıldığı savaşları ve oradaki psikolojiyi insanlara anlatmayı çok istediğini, sonra bu kitabı bu kadar güzel yazdığını anladım. Romanın baş kahramanı Robert Jordan'ın da en büyük istediği yaşadığı günleri bir gün başka insanlara anlatmaktı. Roman hakkında söylenecek çok şey var aslında, kitabı sadece savaş ülkelerinde yaşayan insanları anlamak için okuyabilirsiniz. Çoğumuz onları anlamakta zorlanıyoruz. Karıncayı bile incitemeyen insanların ellerine silahları alıp birilerini katlettiğini gördüğümüz zaman sadece şaşıp kalıyoruz. Oysa onları o hale getiren milyonlarca sebep var. Milyonlarca geçerli sebepleri var. Birileri kıyamı başlatır, diğerleriyse sadece ayak uydurmak zorunda kalır. Vurduğu her insanın ardından ağlasada yapmak zorundadır. Eğer ondan önce tetiği çekmeseydi kim bilir ona ne biçim işkenceler yapacak sonrada en zor yollarla can vermesine neden olacaktı... Direnmeleri gerek, eğer direnmezlerse sonsuza dek kendi topraklarında köle gibi yaşamak zorunda kalacaklar. İsimleri hiçbir kötülüğe karışmasada sadece eşitlik istedikleri için meydanlarda asılacaklar veya kurşuna dizilecekler. Sevgililerine, kız kardeşlerine tecavüz edilecek...  Sıcak yaz günlerinde okumakta zorlandım, uzun zaman dilimlerine yaydım ama tüm bunlara rağmen çok beğendim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-1867884934408152621?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/1867884934408152621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=1867884934408152621&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1867884934408152621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1867884934408152621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/09/canlar-kimin-icin-calyor.html' title='Çanlar Kimin İçin Çalıyor'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqJ_27RT_WI/AAAAAAAAAaw/EEktNNptW6g/s72-c/Resim+168.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-988647086773106854</id><published>2009-09-04T06:38:00.003+03:00</published><updated>2009-09-04T06:54:41.281+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Ramazan ve trans hali</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqCPbH-T5jI/AAAAAAAAAao/SnfBbC3DMBs/s1600-h/ofke1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 259px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqCPbH-T5jI/AAAAAAAAAao/SnfBbC3DMBs/s320/ofke1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377455651240011314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mürekkep Yürek&lt;br /&gt;Mürekkep Dünya&lt;br /&gt;Mürekkep Ölüm&lt;br /&gt;Cornelia Funke&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünüyorumda neden kütüphanede asla bi üçlemenin üçünüde aynı anda yan yana göremiyorum ben. Neden aylarca didik didik aramak zorunda kalıyorum. Neden bi yazarın tüm eserlerini yan yana bulamıyorum da biri mağripte biri maşruk da çıkıyo her zaman. Neden mesai saati içinde olmasına rağmen, o lanet olası salonlar kapalı oluyoda ben kat kat gezip hemde oruç iken, o lanet olası memurları aramak zorunda kalıyorum? ramazanda trans hali yaşarken, çaydan kahveden ve sigaradan böylesine uzakken onları öldürmeyi daha çok düşünüyorum. şu lanet olası dünyada  kim üzerine düşen görevi  dört dörtlük yapıyorki? Ben internette gezinip kitaplara bakarken gözüme çarpan fiyatlara sinirlendim ondan bu kadar lanet okudum sanırım. üstelik bu kitapların çoğunun kütüphanede olması gerek ama yok. nasıl yok olupta yıllarca ortaya çıkmıyolar bende anlayamadım. En uzun arayışım İnce Memet'e olmuştu, üç yıl aradım sonunda buldum :) iç ses diyor ki; bunca küfürden sonra orucun kesin zayi oldu. Bende diyorum ki, Allahla benim arama girmesene be!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-988647086773106854?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/988647086773106854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=988647086773106854&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/988647086773106854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/988647086773106854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/09/ramazan-ve-trans-hali.html' title='Ramazan ve trans hali'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SqCPbH-T5jI/AAAAAAAAAao/SnfBbC3DMBs/s72-c/ofke1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4092910742785325834</id><published>2009-08-18T02:53:00.004+03:00</published><updated>2009-08-18T03:02:32.989+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günden kalan kırıntılar'/><title type='text'>Günden Bana Kalanlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SonuSVXwspI/AAAAAAAAAag/OyFT7Fodk6Y/s1600-h/witch.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 255px; height: 253px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SonuSVXwspI/AAAAAAAAAag/OyFT7Fodk6Y/s320/witch.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371086029357888146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;uzun ince koridorda geniş kalçallarını sallaya sallaya yürüdü. yüzünün çizgilerini tahmin edebiliyordum. yılan gibi tıslayarak çıktı sesi. cam üzerine bıçağın ince ince sürülmesi gibiydi. yürüdüğü yerde her zamanki alışkanlığıyla uzun siyah saçlarını savuruyordu. topuğunun sesi koridorda yankılanırken bi ara kulağıma ramazan davulu gibi geldi. odaya girdiğimde hiçbir şey eskisi gibi değildi. on dakika evvel huzur dolu şu oda, kasvetli ve karanlık gibiydi. dudaklarının arasından kelimeleri ince ince tıslayarak çıkarmıştı yine. yine odaya boğucu bi hava çökmüş ve her şeyi çekilmez kılmıştı. içimde patlayan binlerce volkan vardı. konuşamadım dudaklarımı sıkı sıkı kenetledim. patlamak üzereydiler ama dokunmdadım. dokunsam saatler hatta günlerce sürecekti. sıradan gibi görünen bu şey bir sinir nöbetine dönüşecekti. üç boyutlu gibiydi her şey . elimi bir nesneye uzatınca içinden geçeceğini ve farklı bir zaman dilimine dönüşeceğini düşündüm. ikindi güneşinin vurduğu yeşil yapraklar saydamlaşmış gibi duruyordu. yaprakların altında oturunca yeşil bir demet üzerine hiç gitmeyecekmiş gibi yapışıyordu. ve sesi yaprakların arasında tıslaya tıslaya dolanıyordu. elime kitabımı aldım, yeşil demetlerin altında su perilerinin varliğina inandığım yerde, kafamdaki onca kuşkuyu atarak. ses koridordan  tıslayarak kulaklarıma geldi.  bir engerek yılanı bu kadınla baş edemez diye düşündüm. kesinlikle engerek yılanını zehirliyle öldürür. huzur, tüm huzuru kaçıran amaçsızca kurulmuş bir kaç cümle. belki bir saat belki de daha fazla orada öylece oturdum. amaçsız hiçbir şey yapmadan. daha doğrusu yapamadan. içimde bi şeylerin hızla deli deli aktığını ve köpürdüğünü hissettim. onca çaba boşa çıkacaktı ve bu volkanlar birer birer bana sormadan patlayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar zaman sonra hatırlamıyorum kendimi mutfakta yemek yaparken buldum. patlamanın sadece kelimelerle olmasını dilediğim yerde yemeğe zehrimi kusuyordum. mutfağın içinde hızla hareket edip enerjimi olabildiğine boşa harcıyordum. ve uzun koridordan bir tıslama daha duyuldu. Engerek yılanlarının boy ölçüşemediği bu kadınla masallardaki çift kafalı yılanlarda boy ölçüşemezdi. ola ki (o da küçük bir ihitimal) hadesin çift kafalı cehennemi bekleyen köpeği bu kadını tek lokmada yutabilirdi. evet bu düşünceyi sevmiştim. işte şimdi yavaş yavaş uzaklaşa biliyordum. dev şatolar, lanetli büyücüler, hades ve köpeği, cehennemde türlü türlü işkenceler. böyle şeyler düşündüğüm için utanmalı mıydım? hayır, bu kadın böyle tıslamasaydı ne hades gelecekti aklıma ne de iki kafalı köpeği. düşlerimde köpeklerin, ejderhaların, büyücülerin... önüne attım onu. köpek balıklarına parçalattım. içinde sonsuz karanlıklar ve lanetler olan masallara yolladım. evet şimdi daha rahattım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4092910742785325834?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4092910742785325834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4092910742785325834&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4092910742785325834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4092910742785325834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/08/gunden-bana-kalanlar.html' title='Günden Bana Kalanlar'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SonuSVXwspI/AAAAAAAAAag/OyFT7Fodk6Y/s72-c/witch.gif' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3326558441001308648</id><published>2009-08-10T02:37:00.004+03:00</published><updated>2009-08-10T02:53:17.427+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hermann Hesse'/><title type='text'>Gençlik Güzel Şey</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sn9hDTIYXdI/AAAAAAAAAaY/wtN0_EPADmU/s1600-h/hermann.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 142px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sn9hDTIYXdI/AAAAAAAAAaY/wtN0_EPADmU/s200/hermann.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368115990151847378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gençlik Güzel Şey'i uzun süre önce okumuştum. Öykülerdeki ilk gençlik çağları ve orta yaşlı  bir adamın bu çağları düşünürken melankonik, romantik bir hava yaratması, insana kaç yaşında olursanız olun bir şeylerin hızla geçip gittiğini ve bu geçip giden şeylerin asla geri dönmeyeceğini anlatyor. Aynı zamanda öykülerin hepsinin sık ormanlarda, her yanı yeşillik olan kasabalarda geçmesi... okurken burnumda buram buram doğal hayatın tütmesine neden olmuştu. Öyküleri sindire sindire okurken bahar yeni başlıyordu. Tası tarağı toplayıp Almanya'ya yerleşmeyi bile düşündüm. Hermann  Hesse'nin uzun yıllar önce yaşamış olduğunu düşününce oralarında buralardan farkı kalmamıştır deyip vaz geçtim. Öyküler iç içe geçmiş ve çok akıcı. İnsanı bir anda hiç farkında olmadan içine çekiyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Otuz yıl sonra şimdi evimizin komşu evine bakan ve içeriye çok ışık sızdıran yüksek pencerelerini, ovulup kar gibi yapılmış çam ağacından basamakları, sahanlıkları, binlerce kez üzerinden kayarak cilalanmış gibi parlattığım sert keresteden kaygan korkuluğuyla merdivenini açık seçik görür gibiyim. Çocukluğum şu anda istediği kadar benden uzak bulunsun, istediği kadar bana akıl ermez ve masalsı görünsün, yine de tam bir mutluluk içinde yaşıyorken, ansızın içimde beliren acı ve çatışmaları tüm ayrıntılarıyla anımsayabiliyorum. Şimdiki duygularımdan bazısı, ben çocukken de hiç değişmeden varlığını sürdürmüştü: kendi değerimden duyduğum kuşku örneğin, kendimi takdirde cesaretsizlik, dünyayı hiçe sayan ideal tutkusuyla bayağı duygusal haz arasında bocalayışım. Ve o zamanki gibi sonradan da yüzlerce kez, kimi aşağılanacak bir hastalığın, kimi bir üstünlüğün varlığımda dışavurumunu gördüm. Kimi vakit, Tanrı’nın beni böylesi çileli bir yoldan özel bir yalnızlık ve derinliğe doğru çekip götürmeyi tasarladığına inandım; kimi vakit her şeyde miskin bir karakter güçsüzlüğünden binlerce kişinin yaşam boyu güç bela sırtında taşıdığı bir nevrozun belirtilerinden başka bir şey çarpmadı gözüme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bütün bu duyguların ve anıların eza verici çatışmasını temel bir duyguya indirgeyip, bir isimle donatmak gerekirse, tek bir sözcükten başkası aklıma gelmiyor: Korku. Çocuksu mutluluğumun bulanıp duruluğunu yitirdiği bütün saatlerde içimde uyanan duygu korkuydu yalnız, korku ve güvensizlik. Cezadan korku, vicdanımdan korku, ruhumdaki yasak ve yüz kızartıcı bir gözle baktığım kıpırdanışlardan korku."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ( alıntıları ihmal ettiğimden &lt;a href="http://feelozof.wordpress.com/"&gt;feelozof&lt;/a&gt;'un arşivinden tırtıkladım... )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlik Güzel Şey – Hermann Hesse&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3326558441001308648?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3326558441001308648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3326558441001308648&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3326558441001308648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3326558441001308648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/08/genclik-guzel-sey.html' title='Gençlik Güzel Şey'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sn9hDTIYXdI/AAAAAAAAAaY/wtN0_EPADmU/s72-c/hermann.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8553382401374583166</id><published>2009-08-10T01:50:00.004+03:00</published><updated>2009-08-10T02:25:07.457+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adnan ÖZyalçıner'/><title type='text'>Cambazlar Savaşı Yitirdi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sn9Z0yOmmNI/AAAAAAAAAaQ/2C3vxLr0CQg/s1600-h/Resim+287.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sn9Z0yOmmNI/AAAAAAAAAaQ/2C3vxLr0CQg/s200/Resim+287.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368108044220012754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zaman hızla akıp giderken, geçip giden günler hepimizi biraz duygusal yapar. Ama öyle insanlar vardır ki yaşadıkları şehrin eski görüntüsünü betimlerken orada olan ama senin  hiç yaşamadığın ve hiç hissetmediğin şeyleri özlemene ve istemene neden olur. Gün geçtikçe yozlaşan ve modern hayat uğruna bir sürü değerin öldüğü şu zamandan uzaklaşıp sanki o günlerde yaşıyormuşçasına bir haz gezinir bazanda ruhunda... Cambazlar Savaşı Yitirdi Adnan Özyalçıner'in en eski anılarından başlayıp yaşlandığı döneme kadar bazan yaşadığı bazansa sadece hayal ettiği şeylerin öyküsü. Dokuz öyküden oluşuyor kitap. Öyküler  İstanbul surlarının etrafında yaşayan insanlardan ve surlar etrafındaki hayatlardan bahsediyor... Cambazlar, tiyatrocular, açık hava sinemaları, adalar, eski yalılar, eski kır kahveleri, eski balıkçılar... Eski İstanbul. Okunmaya değer tadı damağınızda kalacak öyküler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ... Bu yüzden kentte çok fazla oyalanmıyorum. İşten çıkar çıkmaz, Topkapı'ya, Kaleiçi'ne giden otobüse biniyorum. Yol boyunca uyukluyorum. Arkadaşlarım, uyuklamamı yaşlılığıma vuruyor. Bana kalırsa kentin görülecek yanı kalmadı. Gözlerimi yummam ondan..." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ... Sinemanın bitişiği karakoldu. O yüzden bu sinemada öyle pek olay çıkmazdı. Polisler, filmi de, sinemadakileri de karakolun üst kat pencerelerinden cıgaralarını tüttürerek izlerlerdi... " &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ... Çocukluğumdan beri Küllük, kimlerin niçin gelip gittiğini bilmeden, öğrenmeden ilgimi çekmiştir. Hep içimden geçirdiğim halde hiçbir zaman babama: " şurada bir çay içsek, şu lokantada biz de yemek yesek." diyemedim. Diyemezdim. Biz, orada, bizi Karagümrüğe götürecek olan Edirnekapı tramvayını bekleyen kalabalıktandık. Ben kalabalığın içinde küllüğü düşlerken Beyoğlu'ndan gelen kırmızı boyalı, birinci mevki Fatih- Harbiye tramvayından inen Peyami Safa önümde bir an durup hafifçe gülümseyerek küllüğe yöneldi. Apaçık gördüm onu... "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8553382401374583166?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8553382401374583166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8553382401374583166&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8553382401374583166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8553382401374583166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/08/cambazlar-savas-yitirdi.html' title='Cambazlar Savaşı Yitirdi'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sn9Z0yOmmNI/AAAAAAAAAaQ/2C3vxLr0CQg/s72-c/Resim+287.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-7615623732903998516</id><published>2009-07-31T02:33:00.001+03:00</published><updated>2009-07-31T02:35:14.384+03:00</updated><title type='text'>Yayında aksaklıklar</title><content type='html'>Hani benim bi internet bağlantım vardı. O bağlantıyla maillerime, bloglara, gazetelere... bakıp dünyaya açılıyodum. Hani o bağlantıyla uzaktaki arkadaşlarımı yanımda gibi hissediyodum ya. işte o artık yok. başımız sağolsun :) kim bilir ne zaman dönerim. Ve ben yine selam eder gözlerinizden öperim :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-7615623732903998516?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/7615623732903998516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=7615623732903998516&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7615623732903998516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7615623732903998516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/07/yaynda-aksaklklar.html' title='Yayında aksaklıklar'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4708651540460242226</id><published>2009-07-22T02:24:00.000+03:00</published><updated>2009-07-22T02:26:37.548+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Harikulagiyerde Kadınlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşkımızı tavuklar horozlar gagalıyor sevgilim&lt;br /&gt;yumurta kapıya sıkıştı&lt;br /&gt;mikrodalga fırınlar kuşattı dört yanımızı&lt;br /&gt;ütüler TV'ler müzik setleri&lt;br /&gt;film koptu kopacak, bütçemiz kırık akordeon&lt;br /&gt;evlenmeden boşanma durağındayız&lt;br /&gt;insek mi&lt;br /&gt;inmesek mi&lt;br /&gt;aklımda "la cumparsita ", çok katlı pasta&lt;br /&gt;                                                     ve düğün salonu&lt;br /&gt;ama bi' demet gök meleğisin sen en havalısından&lt;br /&gt;içimdeki sıcak çorbasın&lt;br /&gt;ben çok şekerden dişleri çürük çocuk&lt;br /&gt;karşısına lunapark kurulduğu için evimizin&lt;br /&gt;her yıl sınıfta kaldım&lt;br /&gt;"pekiyi" aldığım tek ders gözlerindi bilirsin&lt;br /&gt;ölmeye gidip geldim yerleşim bölgelerinde bedeninin&lt;br /&gt;subahçem, gözekondum&lt;br /&gt;piyango biletçisinin&lt;br /&gt;yılbaşı çekilişini beklediği özlemle bekledim seni&lt;br /&gt;kimselere kaptırmam kimselere öptürtmem seni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama aşkımızı tavuklar horozlar gagalıyor sevgilim&lt;br /&gt;yumurta kapıya sıkıştı&lt;br /&gt;Eros'u anaokuluna gönderelim, camdan yağmura baksın&lt;br /&gt;okunu Hürrem Sultan'a saplasın ve damlasın şebnem&lt;br /&gt;ve öldüğünü bildirsinler porno kumsalında&lt;br /&gt;                                        güneşlenirken aşkın&lt;br /&gt;tam bir vız vız bu&lt;br /&gt;aşkı kelle terzileri makaslamışlardır büyük olasılıkla&lt;br /&gt;ölçüsünü bile yanlış almışlardır&lt;br /&gt;bence anahtar deliğinden her zaman güzel dünya&lt;br /&gt;her zaman harikulagiyerde kadınlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşkımızı tavuklar horozlar gagalıyor sevgilim&lt;br /&gt;yumurta kapıya sıkıştı&lt;br /&gt;biz yine ışıkları açık bırakıp çıkalım&lt;br /&gt;herkese iyi geceler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akgün Akova&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4708651540460242226?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4708651540460242226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4708651540460242226&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4708651540460242226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4708651540460242226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/07/harikulagiyerde-kadnlar-askmz-tavuklar.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2198505433247251081</id><published>2009-07-13T00:41:00.010+03:00</published><updated>2009-07-13T03:10:20.757+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik'/><title type='text'>Son Zamanlarda...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpcndN6AOI/AAAAAAAAAaI/LDuqmKMnGJQ/s1600-h/Resim+288.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpcndN6AOI/AAAAAAAAAaI/LDuqmKMnGJQ/s320/Resim+288.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357696539638235362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Slpb6YXjLrI/AAAAAAAAAaA/OvsACe-sve8/s1600-h/Resim+286.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Slpb6YXjLrI/AAAAAAAAAaA/OvsACe-sve8/s320/Resim+286.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357695765242392242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpbOAiFrjI/AAAAAAAAAZ4/vG0vSgepniE/s1600-h/Resim+287.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpbOAiFrjI/AAAAAAAAAZ4/vG0vSgepniE/s320/Resim+287.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357695002929901106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpajFMIwrI/AAAAAAAAAZw/irOW4PXJlIY/s1600-h/Resim+168.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpajFMIwrI/AAAAAAAAAZw/irOW4PXJlIY/s320/Resim+168.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357694265445630642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpZrrDJQrI/AAAAAAAAAZo/R60EUmNofT0/s1600-h/Resim+284.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpZrrDJQrI/AAAAAAAAAZo/R60EUmNofT0/s320/Resim+284.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357693313535787698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyorum... Okuyorum...&lt;br /&gt;İyi ki bu kadar çok kitap var deyip daha çok okuyorum...&lt;br /&gt;Beni merak eden dostlara selam eder gözlerinden öperim :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2198505433247251081?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2198505433247251081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2198505433247251081&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2198505433247251081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2198505433247251081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/07/son-zamanlarda.html' title='Son Zamanlarda...'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SlpcndN6AOI/AAAAAAAAAaI/LDuqmKMnGJQ/s72-c/Resim+288.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4380735891789580209</id><published>2009-06-25T01:29:00.008+03:00</published><updated>2009-07-13T03:10:41.775+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Fahişe</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SkKo-uJ6zKI/AAAAAAAAAZg/QXY7VH2VuME/s1600-h/lady-in-black-anila-choudary.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351025102764559522" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 206px; cursor: pointer; height: 320px; text-align: center;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SkKo-uJ6zKI/AAAAAAAAAZg/QXY7VH2VuME/s320/lady-in-black-anila-choudary.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Gece başlarken, pavyonların bulunduğu sokakta incecik topuğunun sesi duyuldu.Deldi geçti boylu boyunca sokağı. Darp izleri bedeninin görünmeyen yerlerinde ,yüzündeyse alışkanlıkla sürülmüş rengarenk boyalar vardı. Bir kadına yakışacak cinsten değil , kadında eğreti duran cinstendi. Renklerin toplamının oluşturduğu bir karışıklık yansımıştı yüzüne. Gecenin bu saati buralarda yaşayanlar için günün ilk adımıydı. Adımları aksak ve kafası karma karışıktı. Onun tayin ettiği nizama uymayan adımları, bir ileri bir geri sadece isyan edip birbirine giriyordu. Ta sokağın başından ucuz iç yakan şarabın kokusunu almıştı. Bu kokuyla yalpalamaya ve sarhoş olmaya başladı. Her zamanki mekana girdiğinde, mekanın o alışılmış renkleri, yüzündeki boyalarla uyumluydu. Tüm bu renk cümbüşünün ortasında dekoru tamamlayan biblolar gibi durdu. Kafası neredeyse masaya değecek biri çarptı gözüne. Gitti yanına ilişti;her zamanki kelamlar, her zamanki övgülerle hitap etti adama. Adam sanki bir ölüydü başını kaldırmadan kadehi doldurup, boşaltıyordu. Belliydi bu adamdan iş çıkmazdı. Ama kalkamadı masadan... Dalgın adama baktı ve düşünmeye başladı, kaskatı kesilmiş bedeninin içinde inceden inceye sızlayan ruhuyla.&lt;br /&gt;Orospuydu, hayatın kanı sızdığından beri gecelerine. Şehrin ıslak sokaklarında günahlarını kurutucak bir köşe başı bile bulamamıştı. Bedenine yapışan kimliklerden sıyrılmalıydı.Hangi su işe yarardıki tenindeki erkeklerden arınmasında? Düşünmemişti...Düşenememişti hiç...Orospusuydu hayatın, pezevengi yoktu.Yalnızdı tohumluk günahlarıyla.Anadan yadigar gebeliği ezeldendi,ebede olan yolcuğunda... Gecenin efsunlu kelimeleri sarıyordu bedenini. Yalan. Yalanları acıtıyordu yüreğini... Gözyaşları suluyordu aciz hayatını. İşe yaramaz bir böcekti. Ezilmesi gereken bir böcek. Gecenin mahreminde çıplak fikirlerle sevişen beynin eseri. Yasak ve günahı anaçlığıyla kucaklayan fahişe. Oysa o kadar masum ki... Ve geceyi emzirirken siyah sütüyle, çehresindeki nuru örtmüştü fahişeliğini. Sütü zehirli ve ölümcül. Ama anaçlığı kocaman bir merhamet. Çoğu zaman çıplak ve soğuk. Merhamet...&lt;br /&gt;Kibele'nin emzirdiği günahkar çocukları yine onun tohumlarını kanla sularken ne kadar masumdular peki? Anaları değil miydi belirleyen sütünün rengini? Hiç mi suçu yoktu o fahişenin?&lt;br /&gt;Vardı, vardı elbet...Ruhundan kanına karışan incecik bir sızıntı vardı. İncecik simsiyah... Ruhunda merhametiyle gaddarlığını yoğurdu. Yoğurdu da farkında bile olmadı. Günahkardı elbet, ama merhametliydi. Emzirdiği çocuklar merhametini değil de günahını aldı. Oysa elinde olsa geceyi güne bulamaz mıydı? Mahkum eder miydi çocuklarını ıssızlığına?&lt;br /&gt;Temelde günahkardı insan. Ya da kadın ihtirasının esiriydi ezelde. Havva anasının günahının bedelini yutamadı erkekler hâlâ. Hâlâ boğazlarında...&lt;br /&gt;Kadın, kadınlığını incecik nakışlarla işlerken, içine ihtirasını ve fendini katmadan edemezdi. Onlar kadının fendiyle kadından daha günahkar oldu. Havva günahkar değildi belki ama onunda kanında siyahlık vardı. Adam kafasını yavaşça kaldırdı, gözlerinin içine tanımayan, anlamayan, duymayan ve hiç bir şey hissetmeyen gözlerle baktı. Kadın ansızın ayağa kalktı, yalpadı. Ucuz içkilerin kokteyl olmuş kokularıyla sarhoş olmuştu bile. Günahı ve günahsızlığı erkeğin mi yoksa kadının mı yüklenmesi gerektiğini düşünürken, düşüncelerini toparlayamadan dışarı attı kendini. Biraz hızlı, biraz yavaş adımlarla çıktı sokaktan. Şehir; pis, tiksindirici, mide bulantılarını tetikleyen kokularla sarılmıştı. İnsanların yüzleri solgundu ve aslında renkleri yoktu. Kendilerini bir başkası gibi göstermeye çalışırken onlarda renkleri boca etmiş ve her şeyi karma karışık etmişlerdi. Yürüdü... Yürüdü... İnsanların kendilerini en huzurlu hissettiği saatlerde, o şehrin en ünlü köşesine, belkide hayatın başlangıcı olan köşeye. Kim bilir belki ilk elma ağacının filizlendiği noktaya. İçinde ne varsa çıkardı. Böğüre böğüre kustu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4380735891789580209?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4380735891789580209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4380735891789580209&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4380735891789580209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4380735891789580209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/06/gece-baslarken-pavyonlarn-bulundugu.html' title='Fahişe'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SkKo-uJ6zKI/AAAAAAAAAZg/QXY7VH2VuME/s72-c/lady-in-black-anila-choudary.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4544747548350242908</id><published>2009-06-09T23:06:00.003+03:00</published><updated>2009-06-09T23:45:24.062+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='saçmalık'/><title type='text'>Ama Neden?</title><content type='html'>Gece garip bir rüya gördüm. Rüyamda takvime gözüm takılıyor ve 2019 olduğunu fark ediyorum. Tam otuz beş yaşında olmam gerek, evet tam otuz beş. Deliler gibi ayna aramaya başlıyorum, ayna bulamayınca resmen tepinerek bu lanet evde hiç ayna yok mu diye çığlık çığlığa bağrıyorum. Tek merakım otuz beş yaşındayken nasıl göründüğüm.  Ama yok bulamadım ayna falan. Ben rüyaların keyfini süremeyecek kadar bahtsız  bir insanım. Rüyada  olduğumu anlamam çok kısa  bir anımı alır. Ve ben bir tedavi sürecinden sonra bu duruma geldim.  Rüya görürken bile herşeyin farkında olmak ve rüyalarına bile müdahale edebilmek iğrenç bir duygu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Evden mutlu bir şekilde çıkarken arkamdan  tanımadığım bir çocuk "teyze" dedi. Buna yorum yapmak yerine tüm günü Leyla gibi düşünerek geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bana yine hiç tanımadığım biri " hayatım sanırım göz çevren için artık bi şeyler  kullanman gerek" dedi. Münasebetsiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Canım biriyle muhabbet etmek isterken aradığım herkes farklı sebeplerden dolayı meşguldu ve ben hep meşgule atıldım. Bu kötü bir durum bir kez daha anladım. Kırılmadım ama kırılacak neden arıyordum. Bu da çok tehlikeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sevgili dostum Odi'yi çok özledim. Bahçe kapısından içeri girince beni öyle mutlu, sevecen, hiçbir zaman surat asmadan karşılayan biri daha olamaz bu dünyada diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Odi'nin gitmesinde parmağı olan ahaliyle hâlâ konuşmuyorum. Bana " deve kini mi var yavrum sende " dediler.  Bunlara yapabileceğim en güzel ve süslü yorumlarımı yaptım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Büyük bir aile olmanın ve kabile hatta sürü hayatı yaşamanın zorlukları neredeyse çeyrek asırlık olmuş ruhuma ağır gelmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradığım insanlar beni yeniden aradıklarında artık anlatacak hiçbir şeyimin olmadığını fark ettim, " ben seni sonra ararım " dedim kendimi devlet memuru gibi hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sokağa atılmış bir kedi yavrusu buldum. Tahminimce henüz bir haftalık bile değil. Eliniz ayağınız kırılsın inşallaahhh... gibi bir yorumdan kendimi alamadım. Neyse ki sağlıklı bir yavrucak. Biraz daha büyüsün güzelleşsin onunda fotoğrafları yer alacak baş köşede :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Çevremde çok fazla soru soran ve konuşan insanlara çok kötü davrandığımı fark ettim. Sanırım çekilmez olan aslında benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün içinde durmadan şikayet ettim ve hep bir baş ağrısı vardı. Ne yedim ne içtimse geçmedi. Ve küçük çocuklar gibi anlatılanları aslında anlamama rağmen yerli yersiz " ama neden? " dedim. Artık benim kesinlikle aptal olduğumu düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normalde de konsantre sorunu yaşayan bir insandım, ama son günlerde tamamen dünyayla bağlantımı kestim. Sebepsiz bir kesiklik bu. Bundan öncede bir sürü zorlukla karşılaşmama rağmen böylesi kopuklukları bir kaç yıldan beri yaşamıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi unutuyorum, bir çözümü olsa gerek diye her yere notlar almaya başladım. Aldığım notları bile neden aldığımı unuttuğumu fark ettim. Durum çok vahim, örneğin telefonla konuşurken telefonumu arıyorum. Sigaram dudaklarımın arasında dururken sigara yakmak için paketimi arıyorum. Mutfağa su almaya gidip, anaaa ben buraya neden geldiydim dedikten sonra odama dönüyorum ve aklıma geliyor yeniden mutfağa gidiyorum ve yine elim boş dönüyorum. Bu durum tam beş kere tekrarlandı geçen gün. Patatesin kabuklarını çöpe atacağıma patatesleri attım bir de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykum yok ama ne okuyacak ne seyredecek ne de muhabbet edecek kuvvetimde yok... Ölsem mi napsam? Ama sadece  bir kaç saatliğine...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4544747548350242908?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4544747548350242908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4544747548350242908&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4544747548350242908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4544747548350242908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/06/ama-neden.html' title='Ama Neden?'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5293897793429286683</id><published>2009-05-31T00:36:00.013+03:00</published><updated>2009-05-31T03:31:42.345+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'></title><content type='html'>Ve bir yıldız kayar bin ömür tükenir gider peşinden. Yüreğine doğru akar yörüngesi yalnızlığın, kuyruğundaki sevda yüküyle. Bin ömre onbin katar, hepsini ayrı ayrı hissedersin yüreğinde.  Anlamazsın hüznünü aşkın, gözlerin görsede inanmazsın kederine güneşin. Bir yıldız kuyruğuna takar da sürükler bin ömrü, onbin ömrü, bir celsede. Karanlık olsada göz kulak olur gece, görmeyi bilenlere.  Güneşin kederini anlamaya çalışırken ince bir sızıdır yüreğini kanatan. İnce bir elzemdir gecenin gönderdiği. Gece soğuktur, ölüm kadar soğuktur bazan. Yine de şükür edersin geceye, günü anlamadan onun o hüznüne hiçbir anlam veremeden öylece şükür edersin geceye. Tüm bedeninde iliklerinde hissedersin tefekkürü. Yıldız kayarken şehrin tüm pisliklerini götürür sanki. Zaman kavramı olmaz, zamansız mekansız yerlere sürükler kuyruğuna taktığı ve insanlara ağır gelen herşeyi. Pişmanlıklar kaybolur bir anda. Alır götürür hiç getirmeyecekmiş gibi ...  Ardında bıraktığı izle sürükler anlık rüyalara. Sahi yaşamak ne güzel dersin, hiç düşünmeden, dert etmeden... Gece herkes uyuyunca daha bir güzel olur dünya. Onların uyurken gördükleri düşleri sen uyanıkken görebiliyorsan helede. Tüm güzel düşlerin en aklı başında yazarı sen çizeri sen... Sonra gün doğar, ince bir sızı kaplar yeniden yüreğini.  Yüreğini kanatan ince bir sızıdır bu. Belkide ince bir kederdir gecenin güne gönderdiği. Yörüngesi kaybolanları göstermedi diye sitemdir belkide. Asırlardır birbirlerini kovalayıpta insanlara anlatamadıkları şeylerin cürümünü çekerken günün amacını unutmasındandır.  Gün amacını unuttuğu içindir ters düz olmuş duyguların güneşte  her şeyin aksini iddia etmesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5293897793429286683?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5293897793429286683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5293897793429286683&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5293897793429286683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5293897793429286683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/05/ve-bir-yldz-kayar-bin-omur-tukenir.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4442623614144453145</id><published>2009-05-29T02:06:00.000+03:00</published><updated>2009-05-29T02:07:05.167+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bir Şeyin Adı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce, büyük büyük düşündüm;&lt;br /&gt;Sonra büyük büyük yaşadım.&lt;br /&gt;Ne varsa, onlar aldı.&lt;br /&gt;Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özdemir ASAF&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4442623614144453145?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4442623614144453145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4442623614144453145&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4442623614144453145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4442623614144453145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/05/bir-seyin-ad-once-buyuk-buyuk-dusundum.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-818047160238899150</id><published>2009-05-22T01:30:00.000+03:00</published><updated>2009-05-22T01:33:50.354+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İncelerken'/><title type='text'>Dünya döner</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ShXWhWQhEsI/AAAAAAAAAZY/3dtMHxH6p8A/s1600-h/kitap_destegi1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ShXWhWQhEsI/AAAAAAAAAZY/3dtMHxH6p8A/s320/kitap_destegi1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338408801716474562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünya sıradan bir gününü daha yaşarken, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi iki insanı incelemeye kalksam dedim kendime. Ama bu inceleme dünyanın sıradan dönüşü gibi sıradan işleriyle ilgili olmasa. Dünya her zamanki gibi bir gece yapsın bir gündüz. Veya bir gündüz bir gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce birini düşündüm. Yazı masasının başına oturmuş bir şeyler karalayan. Evet dışardan bakınca orada öylece oturmuş, ara sıra gözlerini kısan, dişlerini sıkan, karşısındaki duvar aslında yokmuş gibi sonsuz karanlığa ve aydınlığa bakan biri vardı karşımda. O insanın beynini / zihnini / düş gücünü görünce sıradanlığın içinde çok farklı şeyler olduğu ortaya çıktı. Dünyanın çok büyük bir kaosa hazırlandığı belliydi. Dünya büyük bir tehlikedeydi... Kaos her an dışarıya taşabilir ve istenmeyen şeyler yapabilirdi. Ama bu kimin istemediği, kimin istediği tartışılabilir bir konuydu. Bu insan tehlikeliydi çünkü kafası karışıktı. Hemde çok karışıktı. Durmadan bir şeyler inşaa edip yıkıyordu ve bu durum onun için çok daha zordu. Bir şeyleri toparlamaya çalışırken dünyadan kat kat daha büyük dünyasının içinde çoğu zaman kayıplara karışıyordu.&lt;br /&gt;Beyin kıvrımları içinde hep bir savaş vardı. Yeniler eskileri alt etmek için, eskilerse o rahat tahtlarından kalkmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bu savaşın ve savaşın görünmeyen tüm yanlarının farkındaydı. İki tarafında komutanı ve asıl gücü oydu. Ve iki tarafa aynı anda aynı emri vermeye başladı " saldırın!" . Belliki kafasının biraz daha karışmasıyla hayatının son bulacağını düşünen insanlardan değildi...  Beyninde birşeyleri öğüten, muhakeme gücünün, iradesinin farkında olan bir insandı. Onun için saldırı komutunu vermek kolaydı belliki. Beyninde ve düş dünyasında işlerin biraz daha karışması. Kaosun büyümesi hoşuna gidiyordu  diyebilirim.  Aslında onun hakkında derinlemesine bir araştırma yapmayada gerek yoktu. Birisi böyle bir insanın yanında sıradan ve hergün kullanılan bir kelime söylese onun üzerinde günlerce düşünebilirdi. Manzaralarıda o kelimenin üzerine ekler ve yeni kalıplar içinde en büyüleyicisini ve en kurallara uymazınıda bulabilirdi. İliminin biliminin gelmişini geçmişini deyip kendi dünyasında onu bin tane kalıba sokabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yanda, çok daha rahat bir insan profili vardı. Yazı masasının başındayken veya bir şeyler okurken yüzü hep huzurlu ve kendinden emindi. Doğduğu gün kadar öleceği günüde bilen fakat büyük bir bilgelikle o günü bekleyen biriymiş gibi. Duvarın ardına sonsuzluğu koyup orada o duvar yokmuş gibi davranamıyordu. Onun hayatında her şey süt limandır. O asla şüphe duymaz ve kafası karışmaz. Onun için doğru olan şey her zaman doğru, yanlış olan şey her zaman yanlıştır. Hayal dünyasından bahsetmiyorum bile... gereksiz şeyler. Huzurunun en büyük nedeni kendi fikirlerine zıt olan şeylerden cüzzamdan kaçar gibi kaçmasıdır. Olur ya öyle bir cümle okursa beyni anında bir antikor üretir ve herşey eski haline döner. Hatta bazan eskiden de iyi olur. Beyninde asla savaş çıkmaz. Ayaklanacak olanlar olursa darağacına kendi elleriyle götürür. Kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Keşke gözünün yaşına bakmadığı sadece beynindeki ne idüğü belirsiz şeyler olsaydı. Çevresinde yaşayan farklı insanlara asla tahammül edemez. Evet gerekirse asar keser... Büyük bir farklılık olması gerekmez. Farklılık örneklerini benden beklemeyin... İşte bu farklı olan insanların soylarını tüketmek için bile uğraşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi iki kategoriyide ele alırsak diyebiliriz ki: birinci kategoriye girenler sadece beyinlerindeki savaşı yönetirler ve bu savaşta asla kan akmaz. İnsanın kafası karışıktır biraz o kadar. Çok dalgın ve unutkan olmakla sadece kendine zarar verebilir. Delirebilir diyelim örneğin. Delilerin kime ne zararı dokunmuşki. Ama ikinci kategorideki insanlar katildir. Gerçek kanı onlar akıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezcümle karışık ve şüpheci kafa iyidir. Sadece kendine zarar verir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-818047160238899150?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/818047160238899150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=818047160238899150&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/818047160238899150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/818047160238899150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/05/dunya-doner.html' title='Dünya döner'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ShXWhWQhEsI/AAAAAAAAAZY/3dtMHxH6p8A/s72-c/kitap_destegi1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4951631075394154816</id><published>2009-05-07T00:25:00.004+03:00</published><updated>2009-06-09T23:06:42.283+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='saçmalık'/><title type='text'>Kitap okuyamıyorsan ansiklopedi oku!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SgIIroprZUI/AAAAAAAAAZQ/-uL8HM7FIBU/s1600-h/duldul.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 206px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SgIIroprZUI/AAAAAAAAAZQ/-uL8HM7FIBU/s320/duldul.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332834454499714370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Kısa öyküler okumak iyi gelir çoğu zaman. Öykülerin tükendiği yerlerde ansiklopedi okumak gibi bir alışkanlığım vardır. Mesela gözlerimi kapar kumar oynarım ansiklopedi üstünde. Sonra Allah ne verdiyse okumaya başlarım. Kimine göre gereksiz, kimine göre gerekli bilgilerle dolar sonra beynim. Gereksiz gerekli saçma sapan tartışmalara girene kadar o bilgilere şaşırmayı tercih ederim. Hem belki ansiklopedi okuduktan sonra dünyadaki herşeyi en iyi ben bilirim diye kasım kasım kasılabilirim... Takvim yaprağı okumakta iyi gelir. İki takvim yaprağı okuyup kendimizi hoca sanmak gibi bir alışkanlığımız vardır bizim milletce. Belki bende o hastalığa yakalanırım...  En son hangi romanı bitirdin diye sorsalar cevap veremem şimdi... Sanırım en son Drina Köprüsünü okumuştum. Drina köprüsüde romandan çok neye benziyordu bende anlamadım...  Aman romandı işte... Ondan sonra okuduğum Sait Faik, Franz Kafka ve Sabahattin Ali öyküleri var. E öyküdende bahsedilmezki canım... Öykü anlatılmaz daha çok içine işler. Bazen bir öykü okuyup saatlerce düşündüğüm zamanlar olur. İçime işlemesi daha uzun zaman alır. Romanlarda güzeldir ama öykülerden aldığım o büyük hazzı alamadım hiç... Öyle öyküler olur ki günlerce etkisinden kurtulamazsın, Cengiz Aytmatov'un öyküleri mesela...  Sonra polisiye okumakta iyidir. Eğer mütercim işini iyi yapabilmişse... Agatha benim tadığım ilk polisiyeciydi. kitaplarını okumaktan zevk aldım hep. Eğer sadece iyi vakit geçirmek için okuyacak birşeyler arıyorsanız Agatha iyidir... Trevanian'ı keşfettim, üç kitabı var şimdi elimde. Üçünden de elli sayfa okudum. Artık hiçbiri küsemez.  Metafizik hakkında ismi cismi garip bir kitap buldum, ama içeriği beni yine hayal kırıklığına uğrattı. Ben bu ruhlar alemini ne zaman istediğim gibi tanıyabilirim. İlla ölmem mi gerek. Utanın kendinizden! Bi beni aydınlatacak bilgi yok hiç birinizde. Ne diye benim bildiğim şeyleri tekrar tekrar kitap diye yayınlarsınızki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adamı kaçırdım otobüs kaçırmış gibi... Ama vallaha eğer otobüs kaçırsam böylesine içim yanmazdı. Gölgesini gördüm sadece köşeyi dönerken... ahh ahhh bunca saçmalamak bundandır heralde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, hiçbir şey okuyamıyorsanız ansiklopedi okuyun. Takvim yapraklarından olabildiğince uzak durun...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4951631075394154816?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4951631075394154816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4951631075394154816&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4951631075394154816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4951631075394154816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/05/kitap-okuyamyorsan-ansiklopedi-oku.html' title='Kitap okuyamıyorsan ansiklopedi oku!'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SgIIroprZUI/AAAAAAAAAZQ/-uL8HM7FIBU/s72-c/duldul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5327826709437813189</id><published>2009-04-26T02:09:00.005+03:00</published><updated>2009-04-26T02:46:21.281+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SfOgqjF1AfI/AAAAAAAAAZI/-nZra3Cwfvc/s1600-h/sevimli+g%C3%B6r%C3%BCnmeye+%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1p,++hadi+beni+sev+havas%C4%B1nda.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SfOgqjF1AfI/AAAAAAAAAZI/-nZra3Cwfvc/s320/sevimli+g%C3%B6r%C3%BCnmeye+%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1p,++hadi+beni+sev+havas%C4%B1nda.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328779436944065010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SfOeuqcfopI/AAAAAAAAAZA/LW25tRgwOxo/s1600-h/Layd+in+black0027.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SfOeuqcfopI/AAAAAAAAAZA/LW25tRgwOxo/s320/Layd+in+black0027.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328777308614402706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fark ettimki ben buraya hep kızgın olduğum zamanlarda yazıyorum. Sinirleri hassas bir insan olduğumdan sanırım. Mutlu olduğum zamanlarda içimden yazmak gelmez benim. Ama mutlu olduğum zamanların az olduğu sonucunu vermez bu durum. Mutluluk ve hüzün hep birbiriyle iç içedir. Çok mutlu olduğumuz bir günün gecesinde ortada hiçbir şey yokken hüzünleniriz. Sanırım insanın kimyasını çözmeye başladım... Çok küçük şeylerle mutlu olmayı başaramazsan hayat çekilmez bir hal alıyor. Baharlarda çiçeklerden, ağaçlardan, topraktan... yayılan kokuyu ciğerlerime doldurdukça mutlu oluyorum. Keşke insanlarda baharları böyle güzel koksalar. Gözlerimizi kapasak ve ciğerlerimze çeksek o taze kokuyu... sonrada mutlu olsak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostum odi'yi aldılar benden. Bir çocuk gibi kandırılmama mı yansam yoksa odi'den ayrı düşmeme mi bilemedim başlarda. Bugün tam bir ay bir hafta oldu. İçimdeki kinin ve nefretin geçeceğini düşündüm. Sakin olmaya çalıştım ama nafile. Hassas olan sinirlerimin gerilmesiyle utanacağım şeyler yaptım. Ama bu defa utanmadım. Bugüne kadar yaptığım tüm fedakarlıkların çöpe atılması ve karşıma geçip yapılan iylikler söylenmez ki denmesi çok gücüme gitti. Bundan sonra yeri ve zamanı gelince yaptığım fedakarlıkları söylemeye karar verdim. Bana o cümleyi kuranlarada, geeçç bunları anam babam geeeççç dedim. Sınav sonuçları fiyasko olacak. Kitap okuyamıyorum ikinci fiyasko. Film seyredemiyorum. Sadece yaşıyorum. Nefes al, nefes ver bu adam gitti gider, demiş Demir Demirkan. Bende bu diyarlardan gitmeye karar verdim. Aşık olduğum bu toprakları terk edip, Sait Faik'in öyküsündeki Nevin gibi yeni bir isimle beni hiç tanımayan insanların arasında geçiririm ömrümün geri kalanını. Bu planı uygulayabilmem için bile bir kaç yıl daha çalışmam gerek. Artık hapishane şarkıları dinleyip gün sayarım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyamadığım blogları okuyorum tam üç gecedir. Bitirdim çok şükür. Çoook iyi geliyor sizleri okumak. Günlük gibi oldu buda. E buda böyle olsun :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5327826709437813189?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5327826709437813189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5327826709437813189&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5327826709437813189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5327826709437813189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/04/fark-ettimki-ben-buraya-hep-kzgn.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SfOgqjF1AfI/AAAAAAAAAZI/-nZra3Cwfvc/s72-c/sevimli+g%C3%B6r%C3%BCnmeye+%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1p,++hadi+beni+sev+havas%C4%B1nda.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4640358266589387954</id><published>2009-04-09T01:23:00.002+03:00</published><updated>2009-04-09T01:26:42.934+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Ağlamak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sd0j9ZLoxVI/AAAAAAAAAYo/ljT8ZYj2QhU/s1600-h/7908gozyasigu6.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sd0j9ZLoxVI/AAAAAAAAAYo/ljT8ZYj2QhU/s320/7908gozyasigu6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322449872260482386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hani göz yaşları tomurcuklar hatta buğular halinde belirir ya gözlerimizde. Hani biz bir anlığına da olsa kendimizi suyun altında gibi hissederiz, kısacık bi an... Sanki suya batmışsında nefes alamıyormuşsun gibi bir his kaplar her yanını. Sonra yanaklarından süzülür, yolunu kaybetmiş gibi olur bazen. İlk ağlayışımı hatırlamıyorum. Büyük ihtimalle ebe kıçıma sıkı bi şaplak indirdiği zaman ağlamışım. ' Pardon, bu geleneksel bir karşılama mı, yoksa tıbbi bir müdahale mi? ' diye sormayı çok isterdim. Evet, ister inanın, ister inanmayın...  çok isterdim. Onlar benim çığlıklarımın sebebini bilmediklerinden, bende onların dilini henüz çözemediğimden anlaşılmayan şeyler söylemiş olma ihtimalimde çok yüksek. Ama dillerinin bu kadar basit ve gereksiz olduğunu bilseydim eğer tüm ömrüm boyunca hiç susmadan ağlayabilirdim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim insanlar arasında en zor sanatmış meğer. İletişim dediğin şey sadece konuşarak olmazmış meğer. İnsanlar birbirini anlamayınca çok farklı şeyler giriyor araya. Kelimeler, cümleler tükenmiyorlar... çoğu zaman biz tükeniyoruz. İnsan durmaksızın haftalar ve aylarca ağlayabilirmiş meğer. Kahkaha atmak kadar doğaldır ağlayarak ifade etmeye çalışmak kendini. Fi tarihinden kalma duygular varsa eğer içinde ve bu duyguları ifade etmenin hiç bir yolunu bulamıyorsan, bulsanda karşındakiler  'insan' sıfatını kendilerine yakıştırmış ama evrimini tamamlamayı asla başaramayan insanlarsa, sadece ağlarsın. Bilirsin ki sen konuşsan, kendini en iyi şekilde ifade etsende onlar hiç birşey anlamazlar. Anlamak için çaba bile sarfetmezler... Günlük ihtiyaçları için konuşurlar sadece. Onlara göre sadece günlük ihtiyaçlar için konuşulur. Ruhun varlığından habersiz, durmadan bir koşturmaca içinde, siz konuşurken aslında dinlemeyen... Ruhtan haberdar olsalar ve aslında günlük hayatlarını nasıl da etkilediğini bilseler... biliyorum herşey çok daha farklı olacak. Kendine böyle tık tık diye vurunca boş kütük sesi vermiyorsa eğer doludur. Yok başka şekilde açıklayamazdım zaten. Maddelerle daha çok ilgilendiklerinden. Hem kafa içinde geçerli aynı şey. 'Vurun bakiym dolu sesi verecek mi? ' deyince de çok alınıyorlar canım!  Kahkahalara boğulurken bile ağlamaya başlıyorum son günlerde. Durmuyo işte lanet olası şey. İletişim zordur, ağlamak kolay... İçimdeki bastırılmış ve hep ertelenmiş duygular bitene kadar ağlamaya devam ederim bende. Sonra içimdeki tüm atıklar bitince bi ohhhh çekerim. Tıpkı işemek gibi. Evet evet, işemek gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlamak ruhun işemesidir.  Peyami Safa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4640358266589387954?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4640358266589387954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4640358266589387954&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4640358266589387954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4640358266589387954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/04/aglamak.html' title='Ağlamak'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sd0j9ZLoxVI/AAAAAAAAAYo/ljT8ZYj2QhU/s72-c/7908gozyasigu6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8809583589641649046</id><published>2009-04-04T23:19:00.002+03:00</published><updated>2009-04-04T23:41:00.655+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sevgili &lt;a href="http://banadair-berrin.blogspot.com/"&gt;Berrin&lt;/a&gt;'in bana yolladığı mim hakkında düşünüyorum bir kaç gündür. Bu mime öyle çabuk cevap veremezdim. Düşündüm taşındım ama birer cevap veremeyeceğime iyice emin oldum =) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Çocukken .......... kaçırdım.&lt;br /&gt;Çocukken altıma kaçırdım ( kaçırma noktasında aklıma başka birşey gelmedi :)&lt;br /&gt;2.Çocukken........yoksundum.&lt;br /&gt;çocukken kendi evimin bahçesinde dilediğim gibi oynamaktan yoksundum. Annem ve babamla yeteri kadar vakit geçirmekten yoksundum. çoğu zaman mutlu olmaktan yoksundum...&lt;br /&gt;3.Çocukken ........ yaralanmış olabilirim.&lt;br /&gt;çocukken kırmadığım yerim kalmadı. Ama en çok dizlerimi yaralardım&lt;br /&gt;4.Çocukken ........ olmayı hayal ederdim.&lt;br /&gt;Her dakika fikir değiştiren bir çocuktum. Heralde çocukken her mesleği bir gün olsun denemek isterdim &lt;br /&gt;5.Çocukken ....... isterdim.&lt;br /&gt;Dünyanın tüm hayvanları benim olsun isterdim. Yıldızlara dokunmak ve ayın üzerinde yürümek isterdim. Zamanda yolculuk yapmak isterdim. Gemiyle ölene dek gezmek isterdim. En önemlisi kanatlarım olsun isterdim...&lt;br /&gt;6.Evimizde asla yeterli ....... olmadı.&lt;br /&gt;Evimizde asla yeterli huzur, mutluluk olmadı. yeteri kadar hayvanda olmadı :) &lt;br /&gt;7.Çocukken daha fazla .......... ihtiyaç duyardım.&lt;br /&gt;Çocukken daha fazla oyun oynamaya, ağaçlara tırmanmaya, meyve yemeye... ihtiyaç duyardım &lt;br /&gt;8.Bir daha asla ........... göremeyeceğim için üzgünüm.&lt;br /&gt;Göremeyeceğim için değil ama, salıncağa koşarken o hazzı duyamayacağım, dünyaya ve insanlara dair yeni şeyler öğrendikçe o çocukca   sazan çoşkunluğunu yaşayamayacağım için üzgünüm.&lt;br /&gt;9.Yıllar boyunca ......... merak ettim.&lt;br /&gt;yıllardır, melekleri, şeytanları, cenneti, cehennemi ve Allah'ı merak ederim. He bir de en çok merak ettiğim melek Azrail :)&lt;br /&gt;10. .......... kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.&lt;br /&gt;kayıplardan arta kalan şeylerin aslında büyük tecrübeler olduğunu fark ettikten sonra hiç birini umursamadım...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mim &lt;a href="http://panikimmanikim.blogspot.com/"&gt;manikim&lt;/a&gt;' e gidiyor =)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8809583589641649046?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8809583589641649046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8809583589641649046&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8809583589641649046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8809583589641649046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/04/sevgili-berrin-in-bana-yolladg-mim.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6698205535073920485</id><published>2009-03-30T23:05:00.004+03:00</published><updated>2009-03-31T02:30:46.403+03:00</updated><title type='text'>Drina Köprüsü - İvo Andriç</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SdEm4pPmqJI/AAAAAAAAAYg/jp1hVFjQKrY/s1600-h/drina.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SdEm4pPmqJI/AAAAAAAAAYg/jp1hVFjQKrY/s320/drina.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319075389487098002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tarih her zaman merak ettiğim ve araştırdığım bir dal olmuştur. Tarihi anlatan kitap sayfalarının arasında gezinirken beynimi kemiren en büyük unsur 'şüphe' olur. Şüphe benim beynimi ele geçiren en büyük tehlikelerden biri. Bu tehlikenin yanı sıra birde bana kazandırdıkları var. Tarihe şüpheyle yaklaşmayan insanların başarılı tarihçiler olabileceğini düşünmüyorum. Bilmiyorum ne kadar doğru bir yaklaşımdır ama bu durum bende " her okuduğuna inanma " duygusunu uyandırır her zaman. Özellikle bu okuduklarım bir milleti, dini... karalıyor veya çok fazla övüyorsa... Her zaman En doğru kaynağa ulaşmak isteyişimde her milletten faydalanmamı sağladı. Bosna-Hersek, Hırvat, Sırp, Arap,Türk, Rus... hangi milletten insan ararsanız vardı Drina Köprüsü'nde. Ve üç büyük dinin din adamları ve dindar insanları konu alan bir romandı. Sadece dindarlar yoktu tabii romanda. Genelevler, meyhaneler, kumarhanelerde vardı. Ve buralara giden insanlar. Bir kasabanın içinde yaşayan, kimi zaman savaşlardan etkilenen, kimi zamansa etkilenmeyen bir kasabaydı anlatılan. Drina köprüsünün yapılışından yıkılışına kadar süren zaman ele alındığından romanda belli başlı bir karakter olduğu söylenemez. Kitabın baş kahramanı Drina köprüsüydü. Köprüde kimi zaman müslümanlar asıldı işkence gördü, kimi zaman yahudi ve hıristiyanlar. Savaş başladığı zaman dile, dine, ırka ve renge bakmaksızın yaktı geçti. Yazar olaylara objektif bakmış. Yakılıp yıkılan Türk evlerini anlatmış ama bunun yanı sıra  Sokulu Mehmet Paşa'nın gönderdiği dinsiz, imansız bir adamın astırdığı hatta işkencelerle öldürtüp günlerce cesedini ortadan kaldırtmadığı bir Sırpı'da ... Sonra da vurgulamış yazar bunun Sokulu Mehmet Paşa ve onun karakteriyle bir alakası yoktu diye. Olayı öğrenen Mehmet Paşa'nın o adamı doğunun en ücra yerine sürdürdüğünü ve yerine Allahtan korkan birini atadığını, bu adamın dil, din, ırk ayırt etmeksizin herkese iylik yaptığını ve sadaka verdiğini de vurgulamış... Olaylara tarafsız bakması çok hoşuma gitti. Ve kesinlikle okunması gereken bir eser olduğunu bir kez daha anladım. Romanda en çok sevdiğim karakterler Rahip Nikola ve Molla İbrahim oldu. Onlar Çocukken aynı oyunları oynadılar ve yaşlandıkları zamanda kapı komşusu oldular. Onları ayıran dinlerinin ayrı mezarlıklarıydı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ... daha ilk mısralarda hepsini, müslümanları da, hıristiyanları da aynı titreme alır. Çünkü hepsi de şarkıda yaşayan aynı şebneme susamıştır..." S. 203&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ... kusursuz biz anlayışın ve büyük bir sanatın eseri olan köprü ise... ihtiyarlık ve değişiklik nedir bilmeden, geçici şeylerin kaderini paylaşmadan, yine her zamanki gibi ölümsüz gençliği içinde uzanıyordu. " S. 234 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Bir hükümet, bir bildiri yada ilan vasıtasıyla halka barış ve refah vâddetti mi, tam tersini beklemek gerekti. " S. 240&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6698205535073920485?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6698205535073920485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6698205535073920485&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6698205535073920485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6698205535073920485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/03/drina-koprusu-ivo-andric.html' title='Drina Köprüsü - İvo Andriç'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SdEm4pPmqJI/AAAAAAAAAYg/jp1hVFjQKrY/s72-c/drina.gif' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4386431824143329710</id><published>2009-03-28T15:50:00.005+02:00</published><updated>2009-03-28T16:22:10.033+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karen Blixen'/><title type='text'>Ölümsüz Öykü - Karen Blixen</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sc4xgN-B8_I/AAAAAAAAAYY/SfocJzNrWD4/s1600-h/KarenBlixen.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sc4xgN-B8_I/AAAAAAAAAYY/SfocJzNrWD4/s320/KarenBlixen.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318242639546545138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İsmi ve kapağındaki bir kaç cümleyle dikkatimi çeken bir öykü kitabı daha. Son zamanlarda daha çok isimler ve kitap hakkında yazılan yorumlarla ilgilenir oldum. Kitap kapaklarını da unutmamak gerek tabii. Karen Blixen, Danimarkalı ama yıllarca Afrika'da yaşamış bir yazar. Nobel edebiyat ödülünü alan Ernest Hemingway " Nobel benim değil Karen Blixen'in hakkıydı" demesi, öykülerini benim için çekici kılan noktalardan biri oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta üç öykü var; Ölümsüz Öykü, Miçonun Öyküsü, Yakası Karanfilli Genç Adam. Öykülerin konusu tayfalar, miçolar, liman kentleri ve zengin tüccarlarla ilgili fantastik öyküler. Yakası Karanfilli Genç Adam'da ise ilk romanıyla patlama yapmış ama sonradan bir şey yazamamış bir yazar hakkında. Yazarın karısını ve her şeyi terk etmeye karar verdiği gün, bir kaç tayfadan dinlediği öykülerle yeniden öykü yazma hazzını yakalamasını anlatıyor. Öykü içinde öykü, kurgu içinde kurgu var. Öyküleri çok beğendim ama Ölümsüz Öykü'nün tadı benim için çok daha farklıydı. Zengin bir tüccarın yaşlanması ve yatağından kalkamaz hale gelmesi, uyuyamadığı bitmez tükenmez gecelerde muhasebecisine tekrar tekrar okuttuğu muhasebe defterlerinden sıkıldıktan sonra, bu dünyada okunacak ve dinlenecek öyküler olabileceğini fark etmesi ve bildiği tek öykünün tüm tayfalar tarafından bilindiğini öğrenince garip bir hırsla bu öyküyü gerçekleştirmeye çalışması hakkında... Muhasebecisi olan yahudi gencin hayatıda ilgi çekiciydi...  Ölümsüz Öykü İstanbul Tiyatrolarında sahnelenmiş... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Düş kurmak akıllı, uslu insanların intihar etme biçimidir " Karen Blixen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; " o zincirleme sigara içen, hiç susmadan öyküler uyduran, kendi hayatını bile uydurma hikayelerle anlatan bir cadı..." Bu cümleyi kimin kurduğunu not almamışım. Karen Blixen hakkında bir yazarın kurduğunu hatırlıyorum ama =) &lt;br /&gt;Kitabın kapağını bulamadım. Kitabı kütüphaneden aldığım için fotoğrafını çekmek gibi bir lüksüm de yok şu anda.  Kitap kapağı çok güzeldi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4386431824143329710?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4386431824143329710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4386431824143329710&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4386431824143329710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4386431824143329710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/03/olumsuz-oyku-karen-blixen.html' title='Ölümsüz Öykü - Karen Blixen'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sc4xgN-B8_I/AAAAAAAAAYY/SfocJzNrWD4/s72-c/KarenBlixen.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-1896924863733999271</id><published>2009-03-27T00:25:00.005+02:00</published><updated>2009-03-27T00:45:51.830+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik'/><title type='text'>otlar ve çaylar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ScwE38oi37I/AAAAAAAAAYQ/xpaIAbtNN-4/s1600-h/ycay1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ScwE38oi37I/AAAAAAAAAYQ/xpaIAbtNN-4/s320/ycay1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317630619233214386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sinirli bir insan olduğumdan her daim şikayetçi olan aile fertleri sayesinde ot ve yeşil çay içmeye başladım. Çok yakında ot ve yeşil çay kolik olur çıkarım. Bugün kaç bardak ve kaç çeşit içtim bilmiyorum ama tuvalletten çıkamama gibi bir sorun oldu. Ben bunun daha çok psikoljik olduğunu düşünmeye başladım. Şu anda bir kuş kadar hafif olmakla birlikte her an komaya girecekmiş kadar uykum var. Sanırım kedi otunu ve kedi otu kökünü fazla kaçırmışım. Afyon etkisi yarattı mubarek... Beni alıp o aktarlara götürmeklede çok büyük hata yaptılar. Ben öylesine meraklıyım ki, elim kolum otlarla ve çaylarla dolu döndüm eve. Rengini beğendim aldım, kokusunu beğendim aldım, şeklini şemalini beğendim aldım... aldım, aldım, aldım... Ve işin komik yanı sadece sakinleştirici etki yapanlardan değil resmen tüm derde deva olanlarla doldu torbalarım. Artık beni hiç bir hastalık yıkamaz! Yakında sadece otlarla beslenmeye başlarsam hiç şaşırmasınlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-1896924863733999271?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/1896924863733999271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=1896924863733999271&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1896924863733999271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1896924863733999271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/03/otlar-ve-caylar.html' title='otlar ve çaylar'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ScwE38oi37I/AAAAAAAAAYQ/xpaIAbtNN-4/s72-c/ycay1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-1171616788279745450</id><published>2009-03-21T15:15:00.002+02:00</published><updated>2009-03-27T00:48:25.232+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik'/><title type='text'>Son Zamanlarda</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ScTo8q9KcPI/AAAAAAAAAYA/kS8tTYkTqiE/s1600-h/sb.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ScTo8q9KcPI/AAAAAAAAAYA/kS8tTYkTqiE/s320/sb.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315629589224648946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda, banka, okul ve hastane köşelerinde sürünmekten gına geldi. Bugün benden aldıkları kanı önümüzdeki üç yıl içinde ancak üretir bünyem... Ders kitapları bir tarafımda, okumam gereken dergiler, gazeteler ve romanlar bir tarafımda... Seyretmek istediğim filmlerde cabası oluyor bu durumda.  Benden her daim şikayetçi olan aile fertleri bir tarafta. Omuzlarımda ağır sorumluluklar, dışarıda ne güzel bir bahar. Ama ben ne dağa çıkabiliyorum, ne çadır kurabiliyorum.&lt;br /&gt;Balık tutmak istiyorum en çok. Sonra zehirli örümcekleri yine tüplere koyup onları incelemek istiyorum. Kertenkeleleri çocukken yaptığım gibi yakalayıp kuyruklarını bırakmalarını seyretmek istiyorum. Sevgili dostumla dağ bayır gezmek istiyorum. Denize girmek istiyorum, sonra boğulmak istiyorum. Beş yıldızlı otellerin karşısına kamp kurmak istiyorum. Fi tarihinden kalma mağralarda yaşamak istiyorum. Notlarımın hepsi yine çok yüksek gelsin istiyorum. Nargile içmek istiyorum. Fırata karşı balık yemek istiyorum. Tavşan kanı bardak bardak çay içmek istiyorum. Salıncak istiyorum, kaydırak istiyorum. Artık hasta olmasam diyorum. İltihap üreten bünyeme lanetler yağdırmak istiyorum. Konsere gitmek istiyorum. Tiyatroya gitmek istiyorum. Hatta bu şehire gelen her oyuna gitmek istiyorum. Angela, seninle birlikte dünyayı gezmek istiyorum. Ağaçlara tırmanıp meyve toplamak istiyorum. Sakinleşmek ve rahatlamak istiyorum. İsyankar ruhum biraz olsun sakinleşsin şu güzel bahar günlerinde diyorum,ama nafile. Buna ben bile inanamam. Ben aslında çok şey istemiyorum =)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben dağ bayır demeyip, sevgili dostumu yanıma alıp, evime en yakın parka gidiyorum. Belki iyi gelir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-1171616788279745450?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/1171616788279745450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=1171616788279745450&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1171616788279745450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1171616788279745450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/03/son-zamanlarda.html' title='Son Zamanlarda'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/ScTo8q9KcPI/AAAAAAAAAYA/kS8tTYkTqiE/s72-c/sb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2454908912439574348</id><published>2009-03-13T20:09:00.004+02:00</published><updated>2009-03-13T21:30:17.591+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Orkun Uçar'/><title type='text'>Kızıl Vaiz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sbqx4f6b2uI/AAAAAAAAAX4/YW6CAYPg8QA/s1600-h/KIZIL+VAIZ.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 221px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sbqx4f6b2uI/AAAAAAAAAX4/YW6CAYPg8QA/s320/KIZIL+VAIZ.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312754294634306274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar pek bi tembelim. İçimden okuduğum kitaplar hakkında bir şeyler karalamak gelmiyor. Gelmemesinin en büyük nedeni okuduğum kitapları beğenmemem. Beğendiklerim oluyor elbette, ama onları da tembelliğimden yazmıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orkun Uçar bir zamanlar Metal Fırtına kitabıyla patlama yapmıştı. Ben patlama yapan filmleri ve kitapları modası geçtikten sonra okuyan takıntılı bir insanım. Kitap hakkında anlatacak pek bir şey bulamadım. Kitap baştan sona öykülerle dolu. Kitabı okumama neden olansa kapağında ki şu cümleler oldu ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xasiork&lt;br /&gt;Ölümsüz Öykü Kulübü&lt;br /&gt;Yalnız Gören Gözler Girebilir!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekici olduğunu sizde kabul etmişsinizdir... Kahraman bir öykü klubüne üye olabilmek için iyi bir öykü yazmalıdır. Ve yeni tanıştığı bu insanlarda gizemli bir şeyler vardır. Gizemler bazen iyi ve yerli yerindeydi, ama bazen kendimi bilim kurgu filmi seyrediyor gibi hissettim. Ben bilim kurguyu pek sevmem. Kitabın içinde o kadar çok öykü olması çoğu zaman romandan kopmamı sağladı. Bazı öykülerde " bitsede kurtulsam " dedim. Neyseki yarım kalmadı, bitti kitap.  Fantastik hep hoşuma gitmiştir, bu kitabı benim için çekilmez kılan şey öykülerdi. Yazar böyle bir şeyin ilk defa denendiğini ve beğenilmesini umduğunu söylemiş. Benim gibi aceleci ve bir sonraki aşamada ne olacak diye kendini paralayan okurların beğenemeyeceğini düşünememiş ama. Yiğidi öldür hakkını inkar etme felsefesiyle yaklaşınca, aslında yabana atılmayacak bir kitaptı. Ama o öyküler neydi be kardeşim, valla bunaldım çoğunu okurken...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2454908912439574348?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2454908912439574348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2454908912439574348&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2454908912439574348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2454908912439574348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/03/kzl-vaiz.html' title='Kızıl Vaiz'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sbqx4f6b2uI/AAAAAAAAAX4/YW6CAYPg8QA/s72-c/KIZIL+VAIZ.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4827567885808536408</id><published>2009-03-12T15:27:00.005+02:00</published><updated>2009-03-13T13:40:19.600+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mim'/><title type='text'>Mim veya mimler</title><content type='html'>Bu tür durumlarda beni en çok yoran şey link oluyor =) Uzunnn zaman önce beni mimleyen pek değerli ve kıymetli &lt;a href="http://panikimmanikim.blogspot.com/"&gt;manikim&lt;/a&gt; beni haftalar öncesinden en sevdiği blogger ilan etmişti. Bende seni çok seviyorum =) bu mimde en çok sevdiklerimin ismini vermicem işte... politikacıların dır dır konuşup bünyemi alt üst ettikleri şu dönemde, bende en sevilen bloggerları seçerken onlar gibi davranmaya karar verdim. canım kardeşlerim hepinizi çok seviyorum. Beni sizler varettiniz diyorum. insan büyüğünden ne görse onu yapar ne de olsa =)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci mim sevgili &lt;a href="http://www.serbestnesirler.com/"&gt;serbest nesirler&lt;/a&gt;'den gelmiş. Ben kimim? bunun cevabını bulursam size de söylerim :P&lt;br /&gt;Daha önce bahsetmiştim diye hatırlıyorum. Doğma büyüme Antepliyim. Antep'e hiç Gaziantep dediğimi hatırlamam, arkadaşlarım çok kızıyorlar. Ama antepliyim işte =) Hâlâ Antepteyim. Buradan ayrılmayı ciddi anlamda hiç düşünmedim. Ve hâlâ öğrenciyim. yaşımı merak edenlere, yakında ömrümden çeyrek asır geçmiş olacak =)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü ve son mim de sevgili &lt;a href="http://kuzeyvedefter.blogspot.com/"&gt;kuzey ve defter'den&lt;/a&gt; kitap yazmak isteseydim, aşık olduğum güneydoğu'dan bahsederdim. Ve insana dair herşeyden... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mimlerin hepsini paslamak imkansız. Sadece kitap yazmak isteseydiniz deyip, &lt;a href="http://evvelzamanicinde.blogspot.com/"&gt;evvelzamaniçinde&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://seraptan.blogspot.com/"&gt;Serap'a&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://negatif-im.blogspot.com/"&gt;Negatifim'e&lt;/a&gt; pas atıyorum. unuttuğum son kişiyi de ekleyeyim &lt;a href="http://missipisi.com/"&gt;vee feyk encıl&lt;/a&gt;  =)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4827567885808536408?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4827567885808536408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4827567885808536408&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4827567885808536408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4827567885808536408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/03/mim-veya-mimler.html' title='Mim veya mimler'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6864162392329825241</id><published>2009-03-04T01:41:00.000+02:00</published><updated>2009-03-04T01:42:04.872+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Araba</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sa3AFqt25oI/AAAAAAAAAXw/GNxQ95cKXi8/s1600-h/sokak_cocukalri.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sa3AFqt25oI/AAAAAAAAAXw/GNxQ95cKXi8/s320/sokak_cocukalri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309110739338192514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mart güneşinin ısıttığı toprağın üzerine uzanmış ela gözlerini kırpıştırdığı yerde süzülen bulutlara bakıp sadece hayal kuruyordu. Pis çamurlu ayak başparmaklarını ara sıra birbirine sürüp ne kadar üşüdüğünü tahmin etmeye çalışıyordu. Koca şehrin içinde en çok sevdiği yerdi bu park. Arabalar parkın hemen yanındaki ana yoldan vızır vızır geçerken hayali daha bir gerçekçi oluyordu. Sık çamların üstünden akıp giden bulutların her biri onun o çok istediği arabalara dönüşüyordu. Başının altındaki parmaklarını daha sıkı kenetliyordu yaptığı suraatleri düşündükçe. Dizlerini kasıyor, ara sıra karnına doğru çekiyordu. Sanki ayağının altındaydı gaz pedalide ansızın frene basıyordu. Ela gözlerini kırpıştırıp ara sıra parkı kolaçan etmeyide ihmal etmiyordu. Her an bir yerlerden çıkıp gelebilirdi itin dölü. Dokuz yaşlarındaydı ama altı yaşından küçük duruyordu, üzerinde yamalı pantolonu yamalı gömleği ve kirli yüzüyle kiminin içini acıtır kiminde tiksinti uyandırırdı her kaldırım çocuğu gibi. Uzun yıllar evvel gelmişti sanki dünyaya. Uzun yıllardır burada ayakkabı boyar, mendil, sakız, yarabandı satardı. Kocaman adamlardan daha anlamlı bakar, daha ağır başlı davranırdı. Ama gel gör ki iş hayal kurmaya gelince her çocuk gibi olurdu o da. Hesaplayamadığı uzun yılları ve zorlu hayat tecrübelerini unutur sadece kendinin olacak arabaları düşünürdü. Büyüdüğü zaman herşey değişecekti. O kocaman bir adam olunca onun bir arabası olacaktı. Ne ev isterdi ne başka birşey. Bir tek arabası olsun yeterdi onun için. İçinde yatar kalkar, içinde hayal kurar ve en önemlisi şehir şehir gezerdi. Kimse dur diyemezdi ona. Kimse hesap soramazdı kocaman bir adam olunca. Ama şimdi vakti değildi işte. Ne gitmenin vaktiydi nede yatmanın. Gitmeden evvel ona ve arkadaşlarına eziyet eden o adamı eşşek sudan gelinceye kadar dövmek gerekti en başta. Şimdi çok küçüktü gücü yetmiyordu ama bir gün yetecekti. O güzel araba hayalinin arasına girip işin içine limon suyu sıkan adamı düşündükçe hiddetlendi. Sanki saatlerdir uyuyormuş gibi ayağa kalkıp gözlerini ovuşturmaya başladı.Ayağına yırtık postallarını geçirdi.  Çalışmalıydı yoksa gün dedikleri şey geçmezdi. Belkide geçerdi ama günün sonu onun için hiç iyi bitmezdi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesaplayamadığı uzun yılların içinde başından geçen talihsizliklerin haddi hesabı yoktu. Bababasını ve annesini hiç tanıyamaması onlar hakkında derin derin düşünmemesine neden olurdu. Zaten iç geçirse, kendini harap etse ne olacaktı ki sanki? Geri gelmeyeceklerdi işte. Onlar hakkında anneannesinin türlü türlü anlattığı hikayelerde uzun zaman öncelerinde kalmıştı. Onun için asır geçmişti sanki anneannesini de kaybedeli. Oysa ona yüzyıl gibi gelen bir gün, o günleri diğer insanlar gibi hesaplamaya çalışsa sadece bir yıl olmuştu. Anneannesiyle oturduğu o tek göz harap yerde hemen başkalarının evi olmuştu. Hiç tanımadığı insanların evi. Sokaklara düşmüştü diğer talihsiz kaldırım çocukları gibi. Kaldırımlarda yatıp kalkan onlarca hatta ona sorsanız milyonlarca insan vardı bu kentte. Bu kent sanki sadece evsiz barksız insanları barındırıyordu içinde. Şehir pislik demekti onun için. Helede bu şehir... Bu şehirde yaşayıp kaldırımlarda bile yatmak için çalışmak gerekiyordu işte. Çalışmak didinmek... Herkesten çok çalışıyordu, herkesten çok kazanıyordu. O tatlı dili güler yüzüyle ona hayır diyen çok az insan çıkıyordu karşısına. O kadar insan içinde ona küçümseyerek, aşşağılayarak bakan insanlara aldırış bile etmiyordu. Onun için gerçek olan tek şey vardı, hayalindeki arabası. Kanına dokunan şey o adamdan dayak yemekti. Ne yaparsa yapsın yaranamıyordu işte. Diğer arkadaşlarından çok kazanır, onlardan daha olgun davranır, hiç sesini çıkarmadan ne konsa önüne amenna derdi. Diğer arkadaşları gibi ne sigarası vardı ne de tineri. Boşuna demişler her sokak çocuğu tinercidir diye. Tertemizdi Hüseyin. Kocaman temiz bir kalbi vardı. Evet kirli olabilirdi ve pis koka bilirdi. Ama onun eşssiz bir kalbi vardı... Ayağına geçirdiği postalları sürüdüğü yerde parkın içinde gezinmeye başladı. Sanki bugün diğer günlerden daha ağırdı. Sanki az evvel kurduğu hayal silikleşip omuzlarındaki o ağır yükü daha da ağırlaştırıyordu. Ama şu çamlar ve onların iç ferahlatan kokuları onu az da olsa rahatlatıyorlardı. Az evvel bakıpta hayal kurduğu bulutların üzerinde gezdirdi yeniden bakışlarını. İçinde tarif edilmez şimşekler çakmaya başladı. Sanki içinde büyük bir kıyım başlamıştı. Herşey anlamsızdı, herşey gereksizdi. Bu adama daha kaç yıl daha tahammül edebilirdi. Offf ne kadar çok zaman olmuştu bu dünyaya geleli. Gitmeliydi çoook uzaklara gitmeliydi. Öylesine çekip gitmeliydi ve bir daha çocuklara eziyet eden insanların eline düşmemeliydi, ama nereye gitmeliydi? Öylesine boş boş gezinmeye başladı parkta. Öylesine. Akşamı ve o adamı düşünmeden. İçi içini kemiyordu. Parkta volta atıp düşünürken sayısız iş kurmuş sayısız batıp çıkmış bir adama benziyordu. Parkın sonunda üzerinde siyah ceketi elinde düşmeyen şarap şişesiyle o adamı gördü. Gözleri dolu dolu oldu. Kendini kapana kısılmış bir fare gibi hissetmekten başka eline birşey geçmiyordu işte. Ana caddeye doğru koşarken gözlerinden yanağına doğru ırmak çoşkunluğunda yaşlar hücum etmeye başladı. İçinde başlayan bu savaşı kimse bilmeyecekti. İçinde süren bu savaşta onlarca insan ölecekti ama kimsenin ruhu duymayacaktı. Bu savaşı, bu gürültüleri bastırmanın bir yolu yoktu artık... Ne yaparlarsa yapsınlar durmayacaktı artık. Rüzgar yanaklarından süzülen yaşları savururken daha da hızlandı. Sanki hızla giden bir arabanın içindeymişcesine geçiyordu binalar yanından. Bacakları kasıldı. Koştu, koştu, koştu... Ana caddenin bittiği yerde kocaman bir kavşak vardı, kavşağı dönünce acı bir fren sesi duyuldu. Küçücük bedenini gazete kağıtlarıyla örttüler. Gazetenin koca sayfasını tek bir haber dolduruyordu, "artık arabasız kimse kalmayacak. En uygun ödemeler ve en düşük taksitlerle. Hayatınızı kolaylaştırın..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6864162392329825241?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6864162392329825241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6864162392329825241&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6864162392329825241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6864162392329825241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/03/araba.html' title='Araba'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/Sa3AFqt25oI/AAAAAAAAAXw/GNxQ95cKXi8/s72-c/sokak_cocukalri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8365592662068633385</id><published>2009-02-27T01:00:00.000+02:00</published><updated>2009-02-27T01:00:01.786+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Televizyon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SacexvsBSxI/AAAAAAAAAXo/XqRek-hygXQ/s1600-h/televizyonnn.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SacexvsBSxI/AAAAAAAAAXo/XqRek-hygXQ/s320/televizyonnn.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307244525842942738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir bahar akşamı, baharın gelişini kutlarmışçasına açmışlar pencereleri. O beyazı göz alan, tüm mahalle sakinlerinin dilinden düşmeyen kar beyaz perdeler sanki gökyüzüne yelken açmak istermişçesine kafalarını dışarı çıkarıyorlar. Fakat hemen akabinde yemek masasında oturan sahibelerinin "  sakın ola üstünüzü başınızı kirletmeyin " diyen bakışlarını üzerlerinde hissedince bir solukta yeniden içeriye kaçıyorlardı.  her tehditkar bakışı ve sözü çabuk unutan çocuklar gibi yeniden başlarını dışarıya uzatıyorlardı. perdelerin oyunu devam ederken odada kuralan sofrada keskin bir sessizlik hakimdi.  Sofra dört kişi için kurulmuştu, Ayşe Hanım ve çocukları masada Ahmet Bey'i beklerken,  kızları Yasemin bir çırpıda kalktı ve televizyonu kapadı. Her akşam yemek saatinde seyredilen dizilerden, reklamlardan, haberlerden sıkılmıştı artık. Büyürken kendi kuralları olsun istiyordu o da. Mesela akşam yemeği yerken televizyon seyretmek yerine tatlı tatlı sohbet edebilirlerdi. Hem televizyonda seyrettiği dizilerde, filmlerde görüyordu ne güzel sohbet ediyorlardı insanlar. Yemeği yedikten sonra güzel bir bahçe sefasıda hiç fena olmaz diye düşündü. Sanki baharın tatlı ılık havası onu duymuş gibi rüzgar odanın içini doldurdu. Rüzgarla birlikte bahçeden tatlı tatlı çiçek kokuları geldi. Masada duran dolmaların kokusuyla çiçek kokuları birleşince insanın iştahı iyice açılıyordu.Ahmet Bey masadaki yerini alınca sanki bir eksiklik, bir değişiklik varmışçasına etrafını tedirgin gözlerle inceledi. Her eşyaya ve ev sakinlerinin yüzüne daha dikkatli baktı. Sonra o gür sesiyle " neden televizyon kapalı " diye sordu. Evet Ahmet Bey'in sinirli olduğunu ve her daim şikayet edecek bir şeyler bulduğunu biliyorlardı ama sadece televizyonun kapalı olmasıyla bu kadar sinirleneceğini hiç tahmin etmezlerdi. Etmezlerdi çünkü onların evinde televizyon asla kapanmazdı. Mesela telefon çalardı,  sadece ses kısılırdı. Komşu gelirdi, ses kısılırdı ama yinede bu komşusundan komşusuna değişen bir kavram olurdu. Komşularıyla yemek programları izlediği çok olurdu Ayşe Hanım'ın. Yasemin süklüm püklüm " biraz sohbet edebiliriz diye düşünmüştüm, dedi. Ahmet Bey yerinde huzursuzca kıpırdanırken homurdanırmışcasına bir pekii çıktı ağzından. Kaşıklar ve çatallar o kar beyaz porselen tabaklara ve kaselere değerken, evin içinde çınlayan ses rahatsız etti önce hepsini. Birbirlerinin yüzüne bakıyor ama konuşacak hiç birşey bulamıyorlardı. Sonra Yasemin atıldı yine, " baba biliyor musun marsta hayat olma ihtimali insanları hâlâ çok heycanlandırıyor " Ahmet Bey kızının yüzüne bir tuhaflık varmış gibi baktı. Tahmin edileceği gibi işte, küçük Yasemin bile televizyondaki o reyting uğruna herşeyi yapabilecek sunucular gibi konuşmaya başlamıştı. Ahmet Bey'in bir Ahmet Çakar gibi yorum vermesini beklemeyin. Ahmet Bey daha çok gençliğinde izlediği sessiz sinemaları severdi. O konuşmak yerine mimiklerini kullanmayı tercih ederdi. Beden dili bile onun için büyük bir gereksizlikti. Yasemin de hemen pes edeceğe benzemiyordu ama Ayşe Hanım atıldı, oğlum senin derslerin nasıl gidiyor?, doğru aynı evin içinde yaşıyorlardı. Ama çocukları öylesine kendi hallerinde öylesine uslulardı ki okuldan gelince hemen ödevlerini bitirir sonrada tabii ki televizyon seyrederlerdi... Evin son ferdi olan Murat bu duruma hayli şaşırmış olacak ki kahverengi kocaman gözlerini daha da kocaman açarak ve uzun kirpiklerini hızlı hızlı kırparak annesine baktı. Evet babasından çok şey aldığı kesindi. Tabii ki cevap vermedi...&lt;br /&gt;Yemek bitti bitecek. Her açılan konu baba oğul tarafından ustaca bastırılmıştı. Yasemin'in omuzları iyice çökmüş. Babanın gözlerinin içine bakınca artık televizyonun açılma vaktinin geldiğini ve babanın canının tatlı istediğini anlıyordu Yasemin. E anlamasın mı? Boşuna demezler " anasının kızı " diye... Yasemin ağır aksak adımlarla televizyonun yanına gidip televizyonu açtı. Ilık bir esinti daha doldurdu odayı, leylak ağacının kokusu bastırdı gül ve dolma kokularını. Rüzgarla birlikte sessizliği metalik ince bir kadın sesi bozdu " Evet seni aldattım hemde en yakın arkadaşınla... "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8365592662068633385?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8365592662068633385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8365592662068633385&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8365592662068633385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8365592662068633385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/02/televizyon.html' title='Televizyon'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SacexvsBSxI/AAAAAAAAAXo/XqRek-hygXQ/s72-c/televizyonnn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-7060528432484768778</id><published>2009-02-21T00:02:00.002+02:00</published><updated>2009-02-21T00:34:32.020+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zoran Živković'/><title type='text'>Başka Zaman Kütüphaneleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SZ8v4LlWSOI/AAAAAAAAAXg/qUO_HwY70cA/s1600-h/42328.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SZ8v4LlWSOI/AAAAAAAAAXg/qUO_HwY70cA/s320/42328.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305011528294353122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İsmiyle dikkatimi çeken kitaplardan bir tanesi. Eğer kitaplar yüzünden delirmişseniz ve eğer kitaplara çok değer veriyorsanız, kitapların kapaklarına ve isimlerine sık sık takılır kalırsınız. Kitabın 2003 dünya fantezi ödülü aldığını görünce dikkatimi daha çok cezbetmeye başladı. Kitap altı öyküden oluşuyor. Öykülerin hepsi kitaplar ve kütüphaneler hakkında.  Öykülerin hepsi birbirinden güzel. Benim en beğendiğim öyküler Cehennem Kütüphanesi ve En Küçük Kütüphane oldu. En Küçük Kütüphanede uzun zamandır yazamayan bir yazar ve esrarengiz bir kitap hakkında. Esrarengiz kitabın kapağında " Dünyanın En Küçük Kütüphanesi " yazıyor. Yazar başta bunun ne anlama geldiğini anlamıyor. Kitabın kapağını her açıp kapadığında içindeki romanın kaybolup yerine yeni bir roman geldiğini fark edince elindeki hazinenin değerini anlıyor.   Cehennem Kütüphanesinde ise dünyadayken bulaşmadığı pislik kalmamış bir adamın cehennemde ceza almak üzere bir memurun huzuruna çıkarılmasıyla başlıyor öykü. Memur ve adam arasında geçen konuşma beni en çok güldüren bölümdü. Alacağı cezayı düşünürken memura cezayı sorma gafletinde bulunuyor adam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceza olarak kitap okuyacağını duyan kahraman kısa bir şoktan sonra soruyor; " ceza olarak mı? "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Biz buna terapi diyoruz "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ateşte yanmak terapi mi oluyor? "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ateşte yanmaktan bahseden kim?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" belki yağların içinde kaynatmak veya ipe gerilmek... " &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Saçmalama ! Orta çağda değiliz! " &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Özür dilerim bilmiyordum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kahramana kısa bir açıklamada bulunuyor memur; " ... Buraya gelenlerin yüzde 84'12'si okumaktan nefret ediyor... Okuma yazma bilipte kitaptan vebadan kaçmış gibi kaçmış yüzde 47,71'e ne demeli? Geri kalan yüzde on kadarıda bir şekilde kitap okumuş ama onlarda kendilerine birşey vermediğini düşündükleri okuma eylemini zaman israfı olarak görüyorlar... "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumayı seven ve kitaplara değer veren herkesin seveceğini düşünüyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-7060528432484768778?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/7060528432484768778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=7060528432484768778&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7060528432484768778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7060528432484768778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/02/baska-zaman-kutuphaneleri.html' title='Başka Zaman Kütüphaneleri'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SZ8v4LlWSOI/AAAAAAAAAXg/qUO_HwY70cA/s72-c/42328.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5367843692180509754</id><published>2009-02-15T00:00:00.002+02:00</published><updated>2009-03-04T01:51:35.979+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Depresyon  mepresyon, bunalım munalım</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SZdPlAnTBRI/AAAAAAAAAXY/aLtqZEC7mYk/s1600-h/kaos.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 242px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SZdPlAnTBRI/AAAAAAAAAXY/aLtqZEC7mYk/s320/kaos.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5302794583490626834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsanların bana neler yapıp, neler yapamayacağımı söylemesinden nefret ediyorum. İnsanların beni bir şekilde hakimiyetleri altına alabileceklerini düşünmeleri ve buna koruma demelerinden nefret ediyorum. İnsanların benim sınırlarımı çizmeye çalışmalarından nefret ediyorum. İnsanların benim sınırlarımı ezip geçebileceklerini düşünmelerinden nefret ediyorum. Çok bilmişliklerle beni bunaltanlardan, mütemadiyen ata sözleri ve deyimlerle konuşanlardan, durmadan öğüt verenlerden de nefret ediyorum. İşin aslı son zamanlarda çevremdeki herkesten eşit derecede nefret ediyorum. Değer verdiklerim ve sevdiklerimin bile en anlamsız hareketlerinden nefret ettiğim zaman kendimdende o eşit derecenin en yüksek payıyla nefret etmeye başlıyorum. Biliyorum geçecek. Ve yine biliyorum bende aciziyetini her zaman muhafaza eden bir adem evladıyım. İnsanların zıtlıklarla oluşan bünyelerinde aciziyetin karşısında iyiki muvaffakiyetleri var ve iyiki bu duyguları istedikleri zaman istedikleri şekilde kullanabiliyorlar. Ben ruhumun isyankar tarafını cilalayıp baş ucuma koyarken bir zaman sonra ondan sıkılacağımı ve yerine yenisini getireceğimi çok iyi biliyorum. Bunca bilmişliğin arasında ruhumun bu kadar derinden sızlamasına bir anlam veremiyorum. Derin düşündüğüm zaman bunların hepsine rengarenk anlamlar verip hepsini zihnimdeki raflara yerleştirip belirli süre orada onları seyredip sonra, aman siz tozlandınız deyip onları yeniden indirip yeniden temizlemekten sıkıldı sanırım ruhum. Anlamak aramak herşeye anlam yüklemek veya anlamlarını bulup yerli yerine yerleştirip göze görkem bir hale getirmektende sıkılmış olabilir. Ruhumun yanı sıra beyniminde isyan sesleri duyuyorum. Azat et bizi diye çığlık çığlığa bağırıyorlar. Hiç kusura bakmasınlar kimseyi azat edemem... Rafların yanı sıra son zamanlarda bir karadelikte kaybetmekteyim herşeyi. En basitinden en önemli olaylara kadar herşeyi unutup, o kara deliğin başına oltamla oturuyorum sakince. Oltanın ucuna ruhumun ve beynimin en çok sevdiği yemlerden birini takıp oltamı itinayla karadeliğe salınca hiç ummadığım şeyler çıkıyor karşıma. Çookk öncenden yaşadıklarımın kırıntılarını bulurken bazen öyle şeyler takılıyor ki oltanın ucuna onu gözüm kapalı yeniden olduğu yere atıyorum. Ama karadelik bana nispet olsun diye kabul etmiyor onları. Çocukken giydiğim kirli bir bot takıldı geçen gece oltaya. Pek bi anlam veremedim bu botu ne diye hala sakladığıma. Belliki beynimiz biz istesekte istemesekte herşeyi oraya atıldığı haliyle itinayla muhafaza etmekte. Biz istediğimiz kadar temizlemeye düzenlemeye çalışalım o her zaman düzenli bir saklayıcı ve koruyucu. Bre mubarek kayıp bürosu gibisin. Kayıp büroları bile senin kadar düzenli çalışmıyor. Ezcümle son zamanlarda şizofren ruhum intihara ve katletmeye fazlasıyla meyilli...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5367843692180509754?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5367843692180509754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5367843692180509754&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5367843692180509754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5367843692180509754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/02/depresyon-mepresyon-bunalm-munalm.html' title='Depresyon  mepresyon, bunalım munalım'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SZdPlAnTBRI/AAAAAAAAAXY/aLtqZEC7mYk/s72-c/kaos.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5451765522783138823</id><published>2009-02-07T01:52:00.003+02:00</published><updated>2009-02-07T02:25:48.579+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><title type='text'>Bit Palas</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYzUAp_4UDI/AAAAAAAAAXI/kpsR_p64AQA/s1600-h/kk1692.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 190px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYzUAp_4UDI/AAAAAAAAAXI/kpsR_p64AQA/s320/kk1692.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299843969247105074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de aynı ismi taşıyan, aynı şeyhin, kaç mezarı vardır? Hiç düşündünüz mü? Veya denk geldiniz mi? Sadece Türkiye içinde bir Peygamberin birden çok mezarı olabiliyor mesela. Veya bir evliyanın birden çok mezarı. Elif Şafak Bit Palas romanında bu konuyu bana kalırsa çok eğlenceli bir şekilde kaleme almış. Bir zamanlar bir mezarlıkta aynı ismi taşıyan iki türbe bulunması ve bu mezarların yolun içine girecek olmasıyla başlıyor öykü. Sırf oy toplamak için birbirlerini dinsizlikle suçlayan, insanların manevi duygularını yine oy toplamak için sömüren ve bu mezarların aslı astarı yok kardeşim diyemeyen insanların birbirleriyle tartışmaları ve mezarın başka bir yere taşınmasıyla başka boyutlara sürükleniyor roman. Zaten mezarın ikisinden de kemik bile çıkmıyor... ama bu halka yansıtılmıyor... Şimdilerde oy uğruna yapılan yalakalıklar, oyunlarla aralarında hiç fark yok. Anlamıyorum insanlar hep aynı oyunlara nasıl olurda düşer. Hayır eşek bile eşekliğiyle bi çukura bir kere düşüp birdahaki sefere çukurun etrafından geçebilirken... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yıllar sonra bu yere bonbon palas adında bir apartman inşaa ediliyor. Ve tabii inşaa ettirenlerin hayatlarıda romanda önemli yerler tutuyor. Türkiye'de en büyük sorunlardan biri olan çöp dökme, atma, toplama bonbon palas sakinlerinin başını bi hayli ağrıtmaya başlıyor, çünkü herkes çöpünü getirip bonbon palas'ın bahçe duvarının önüne atıyor. Ve evlerde durulamayacak hale geliniyor zamanla. Durmadan yükselen ama asla alçalmayan bir çöp dağı oluşuyor bonbon palasın önünde. Her dairenin kısa kısa öyküsünü anlatıyor sonra yazar. Bu daireler içinde yaşananları ve finalde hepsinin hayatları hakkında alacağı kesin kararları merakla bekliyorsunuz kitabı okurken. Apartman sakinlerinden birinin aklına bit kadar küçük bir fikir geliyor. Tabii bu fikir aklına gelirken buranın eskiden mezarlık olduğunu ve o mezarlar içinde iki türbenin bulunduğunu bilmiyor. Bir gece gizlice çıkıp yeşil boyayla " burada yatır var çöp dökmeyin" yazıyor. Ve bu yazıdan sonra iki kişinin bahçedeki ibrişim ağacının altındaki yatıra dilekleri oluyor ve enteresan bir şekilde dilekleri kabul oluyor. En komik kısmıda buydu sanırım. Hoş bence tüm yatırlar matırlar ve onlara adanan adaklar komiktir ama... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tadından yenmez bir roman diyemem. Zaten anlatmaya kalksam sayfalarca şey çıkarırım ama son zamanlarda hiç havamda değilim. İlham perisine kokuşmuş küfürlerimi de savurduktan sonra birdaha bana uğramamasını temenni ediyorum... İlham perisi zımbırtılarınada insan kendini iyiden iyiye inandırır. Yok öyle bişey! Okumak isterseniz eğer, eğlenceliydi. Elif Şafak'ın kalemini belki başka bir zamanda eleştirir veya överim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5451765522783138823?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5451765522783138823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5451765522783138823&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5451765522783138823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5451765522783138823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/02/bit-palas.html' title='Bit Palas'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYzUAp_4UDI/AAAAAAAAAXI/kpsR_p64AQA/s72-c/kk1692.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5204489254949099957</id><published>2009-02-02T03:58:00.002+02:00</published><updated>2009-02-02T03:59:30.133+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Azap</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYZTdzJqpLI/AAAAAAAAAXA/clGb_h1lWVU/s1600-h/sb2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 243px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYZTdzJqpLI/AAAAAAAAAXA/clGb_h1lWVU/s320/sb2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298013783060030642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Önce bir kan damlası beliriyordu beyaz mermer üzerinde, kan damlasının nereden geldiğini anlamaya çalışırken ağzından burnundan kan geliyordu. Sonra üzerindeki herşeyin al kızıl kana boyanması ve bu kan içinde nefes almaya çalışırken ciğerinden vurulmuş olduğunu fark etmesi, saniyeden kısa sürüyordu sanki. Bir el silah sesi. Ne zaman ateş aldı bu silah? Hedef kendi miydi? Ve ansızın elindeki silahı fark edip daha da dehşete düşüyordu. Mermerin üzerinde yürürken ardında bıraktığı kanlı adımlara takılıp kalıyordu gözleri. Mermer zeminin üzerinde tahta eski bir kapı vardı, kapının aralık olduğunu anlayana kadar bakıyordu kapıya. Aslında neye baktığının farkında bile olmadan. Bu kadar kan kaybedip nasılda hâlâ hayatta olabildiğine şaşıyordu en çokta. Uçsuz bucaksız bir yerdi sanki burası. Ulu orta yerde tahta eski bir kapı. Ama ne sağında nede solunda duvar yok arkası boşluk. Sonsuza uzanıyordu mermer zemin. Sonsuzun ortasında bir kan gölü. Kendi kanı. Kapıyı aralayıp başını içeri korka korka uzattığında göreceği tek şeyin yine mermer olduğunu düşünüyordu. Oysa içerisi dışardaki mermer zemin ve onun berraklığına hiçte benzemiyordu. Heryer ve herşey tahtaydı burada, dışarının aksine boğuk, basık, karanlık... İnce uzun ama yine sonsuz. Sonsuzluğun içinde sonsuz tabut ve sonsuz ceset. Ama sanki diriydiler, sanki hâlâ nefes alıp veriyorlardı. İçlerinde tanıdık bir yüz bulabilmenin merakı ve korkusu sarıyordu her yanını. Gencecik bir delikanlının başında duruyordu şimdi, beyaz kefenin tüm bedenini kapladığı ama sanki özellikle sadece yüzünü açıkta bıraktığı bir cesettin başında durup kalıyordu. Delikanlının gözlerinin çevresi halka halka mor, siyah, kırmızıya bürünmüştü. Delikanlının ansızın gözlerini açması ve bileğinden tutup gözlerinin içine bakmasıyla sıçradı yatağın içinde. Yine aynı kabustu. Ne zaman gözlerini kapasa ve ne zaman uykunun masum kollarına bıraksa kendini aynı kabusun, aynı dehşetiyle sıçrıyordu yatağından. Kabusun güzel uykusunu bölmesine katlanabilirdi ama her uyanışında sırıl sıklam olması ve her defasında gözlerinden süzülen yaşlar canına tak etmişti artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan tam iki hafta önce başlamıştı bu kabuslar. . Bu kabusların başlamasından tam iki hafta önce okul çıkışı bir arkadaşına rastlamıştı. Her zaman tebessümü ve tatlı dilliliği boynunun borcu bilmiş arkadaşının yüzünden düşen bin parçaydı. Bir kaç kere seslenmese onu duyacağı bile yoktu. Önce boş gözlerler baktı sonra yüzüne eğreti bir tebessüm yapıştırdı ama gözlerindeki çaresizliği silemedi. Güldürdü, kızdırdı, söyletti ağlattı... ve her zamanki gibi sonunu rakı masasında tamamlattı. Alkolun kanına karışmasıyla bir tesbihin habbeleri gibi döküldü, açıldı arkadaşı. Paraya ihtiyacı olduğunu söyledi, ama nasıl bulacağını bilemediğini söyledi. Konuştukça açıldı, açıldıkça acizleştiğini düşündü. Koca servetin ardında hiç birşey bırakmadan gitmesiydi aciziyetinin en mel'un sebebi. Okul için gerekli olan parayı bir türlü ucu ucuna denk getiremiyordu işte. Üstelik son iki haftaydı. Alkolun kana karıştıktan sonra beyninin yeksenaklığını bozan ve bu durumu toparlamak için diklenen ayyaşlar gibi diklenmeye küfürler etmeye başladı. Arkadaşına bu parayı bulma konusunda yardım edeceğini anlatsada dinletemezdi zaten. O olana bitene çoktan boyun eğmişti... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah erkenden çocukluğundan beri tanıdığı bir zamanlar ondan it gibi korkan şimdiyse bütün bir semti serçe parmağında oynatan yan kesecinin yanına gitti. Yan kesici dediysek öyle geçmişini bir kalemde unutupta eskiden ona kol kanat germiş insanların canını yakan türden de değildi hani. E herşeyin bi raconu var icabında... El pençe divan durdu on sekizlik yan kesici karşısında. Lafı evirip çevirmeden izah etti durumu. Durumu izah ederken içi rahattı. Ne zaman kendimiz değilde bir başkası için iylik güzellik dilensek bir başkasından bizimde içimiz rahat olur nede olsa. Sonunda cinayet, hırsızlık, gasp... olsada. Bu parayı hemen temin edebilirdi, " hemen abi , dedi hemen. sen yeter ki emret!" ama bu durum içinin rahatlığına kezzap suyu döküyordu. On sekizlik gaspçıyı şimdi yeni yeni gasplara meylettirmekte onun raconuna tersti işte. İşi birlikte yapmaya karar verdiler. Çevrede ne kadar bu iş için uygun semt varsa hepsini bir bir didiklemeye başladılar ve sonunda birinde karar kıldılar. Cillop gibi bir jip kestirdiler gözlerine. Bir şekilde ya içindekilerle yada sadece koparabildikleriyle yetineceklerdi işte. Olmadı bi işe daha soyunacaklardı. O sadece kendine daha doğrusu arkadaşına yeteni alacaktı gerisi küçük gaspçının cebine kalacaktı. Herşey yolunda gitti hiç bir pürüz çıkmadı. Arabayı ellerinden çıkarmaları da hiç zor olmadı. Herşeyi o gece hallettiler. Eve huzur içinde girdi, nasıl o pis işi huzur içinde yaptıysa eve de öyle huzurlu döndü işte. Soyunup yatağa girdikten sonra dışarda silahlar patladı. Kulakları sağır edecek kadar çok ve ardı ardına. Hiç birşey yokmuş gibi pencereye kıçını döndü, e nede olsa bu semtte böyle şeyler hep oluyordu. Kapı zangır zangır sarsılmaya, gümbür gümbür çalınmaya, tekmelenmeye ve yumruklanmaya başladı. Bir kadın feryadı duyuluyordu kulakları tırmıklayan. Kapıyı açtığında caddenin ortasında gencecik bedeni kanlar içinde yatıyordu İbrahim. Gaspçı ibrahim... Nerden bileceklerdi ki çaldıkları jipin içinin eroin dolu olacağını...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5204489254949099957?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5204489254949099957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5204489254949099957&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5204489254949099957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5204489254949099957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/02/azap.html' title='Azap'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYZTdzJqpLI/AAAAAAAAAXA/clGb_h1lWVU/s72-c/sb2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2605864068805653952</id><published>2009-01-30T21:00:00.002+02:00</published><updated>2009-01-30T21:01:22.840+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik'/><title type='text'>İngilizce Konuşamayan Kediler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYNNHZxCarI/AAAAAAAAAW4/uKGks03tsO4/s1600-h/Di%C5%9Flerim+%C3%87ok+keskin+(h).jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYNNHZxCarI/AAAAAAAAAW4/uKGks03tsO4/s320/Di%C5%9Flerim+%C3%87ok+keskin+(h).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297162376288823986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bizim klasik veteriner ziyaretlerinden birindeydik o günde. Klasik diyorum çünkü bu ziyaretler belirli bir süre sonra klasikleşir ve yılda bir kereye iner. Ve veteriner ziyaretlerinde sizin gibi hayvan sevgisiyle dolup taşan insanlar gördükçe sevinirsiniz. Kedi ve köpek besleyen insanlarda onu dostu olarak görmek ve çocuğu olarak görmek yaygındır. Hatta bu durum sadece kedi ve köpekte sınırlı kalmaz, balığını, faresini, kaplumbağasını dostu ve çocuğu olarak gören insanlarda tanıdım. Bu insan türüne doğal ve gerçekten hayvan sevgisi olan cinsler diyorum ben. Birde kedi ve köpeğinin cinsiyle övünen ve ırkçı insanlar varki sormayın. " benim kedim saf kan siyam" derken göğsünün nasılda kabardığını görmeliydiniz. Onca kedinin içinde siyam sanki değerli bir mücevhermiş gibi bahsediyordu. " senin kedinin cinsi ne? " diye sorduğunda " ankara van kırması dedim ve kadının yüzü sanki önlenemez salgın bir hastalık var kedimde demişim gibi buruştu, " nasıl yani kırma mı besliyorsun?" soru karşısında önce sessizliğimi korudum ki bunun sonsuza dek sürmemesini istedim. Aslında bu bir nevi soruyu anlama ve kadının yüzündeki o illet ifadenin ne anlama geldiğini çözme çabasıydı. Sanırım cevap verirken biraz kekeledim " e e evet" o e leri sıralarken de kadının tavrını anlamaya çalışıyordum ki bir bomba daha geldi, " kırmalardan nefret ederim"  Tabii yüzündeki ifadeyi kendi açıklamış oldu bu durumda. " ne yani sen faşist misin? Amerikada yaşasaydın zenci avına mı çıkacaktın? Ve ya düşündümde sen eğer Amerikada başbakan olsaydın beyazlarla siyahların evlenmesine izin vermezdin değil mi?" Faşistin ne anlama geldiğini biliyor mu, bilmiyor mu anlamadım. Hakaretler karşısında soğuk kanlı olmayıda biliyordur belkide... Çok merak ediyorum acaba siyam kedileri ingilizce mi konuşuyorlar? Yada Fransızca? Veya saf kan siyam kedisinin doğa üstü güçleri vardır. Yada ne bileyim o gelmeden yemeği falan hazırlıyordur. Miyav demiyordur da tüm hayvanların sesini taklit edebiliyordur. Sonuçta her kedi miyavlar, her köpek havlar diğer insanlarda bunu inkar edemezler. En güzeli kaplumbağalar ve balıklar hiç ses çıkarmazlar. Ama eğer onun gibiler üç yüz dolarlık bir balığın karada dans ettiğini iddia ederse o zaman durum değişir. " bizim kedi geçen yıl masterını bitirdi bu yıl bir şirkette güzel bi maaşla işe başladı." &lt;br /&gt;" ayol sen ne diyosun bizim köpek üç yılda çalıştığı parayla leb-i derya bir köşk birde son model araba satın aldı" . Bende o köpek ve kedilerden istiyorum! Hem benim kedimle köpeğim neden kırmalar ki? Yaşasın saf kan siyam olup Fransızca ve ingilizce konuşup aynı zamanda miyavlamayan kediler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2605864068805653952?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2605864068805653952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2605864068805653952&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2605864068805653952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2605864068805653952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/01/ingilizce-konusamayan-kediler.html' title='İngilizce Konuşamayan Kediler'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SYNNHZxCarI/AAAAAAAAAW4/uKGks03tsO4/s72-c/Di%C5%9Flerim+%C3%87ok+keskin+(h).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-664953577481225404</id><published>2009-01-30T02:26:00.000+02:00</published><updated>2009-01-30T02:27:09.937+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>beyaz siyah&lt;br /&gt;siyah beyaz&lt;br /&gt;bazen&lt;br /&gt;her zaman&lt;br /&gt;hiçbir zaman&lt;br /&gt;kim bilir&lt;br /&gt;belki&lt;br /&gt;şimdi&lt;br /&gt;vur kendini&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-664953577481225404?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/664953577481225404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=664953577481225404&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/664953577481225404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/664953577481225404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/01/beyaz-siyah-siyah-beyaz-bazen-her-zaman.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2258442382263941160</id><published>2009-01-27T01:01:00.003+02:00</published><updated>2009-01-27T01:17:19.479+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peyami SAFA'/><title type='text'>Dokuzuncu Hariciye Koğuşu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SX5EWrai9AI/AAAAAAAAAWw/3iwA1SkNdF4/s1600-h/dhk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 125px; height: 207px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SX5EWrai9AI/AAAAAAAAAWw/3iwA1SkNdF4/s320/dhk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295745368236160002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bana işkenceyle kendi ödevlerini yaptıran Sevgili Eda'nın baştan savma ödevi... Beni kandırabilmesinin tek nedeni " bak doktor olunca seni tedavi edicem sözzz " demesi. tabii ben bu duruma kanmıyorum. Umarım iyi not alırsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;    Bir psikolojik roman türü olan dokuzuncu hariciye koğuşu Peyami Safa’nın kendi hayatından kısa bir kesiti sunmaktadır. Hayatı boyunca çeşitli hastalıklara maruz kalan yazar hasta psikolojisini anlatmada gerçekçidir. Küçük yaşta çeşitli hastalıklara yakalanan Safa’nın romanda ve  yine eseri olan Bir Tereddüdün Romanında da baş kahramanın adını anmamasının sebebi hastanın kendisi olmasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Yazar romanda ilişkilere, yere, zamana ve tüm hayata bir hastanın gözüyle bakmış Romanın içinde en çok göze çarpan psikoloji analizleri. Hastanın gittikçe kötüleşen durumuna verdiği tepkiler, hastalığının ilerleyişine verdiği tepkiler, hastalığa alışma aşaması ve tüm bunlar ruhunda dalganırken yaşadığı karışık duygular. Hastanede yaşadığı ilk gece, bir hastanın hastaneye ve doktorlara bakış açısını çok güzel anlatıyor. Romanda hastanın doktorların en ufak hareketlerine anlam katıp, söyledikleri cümleleri dikkatle dinlemesi, yapılan muayeneyi en ince ayrıntılarına kadar takip etmesi bize hastaların hastalıkları karşısında ne kadar hassas ve tedirgin olduklarını göstermektedir .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Roman baştan sona hasta psikolojisi üzerinde durduğu için, insanların hastalıklar karşısında nasıl tepkiler verebileceğine, onlarla nasıl baş edebileceğine ve ruh sağlığının da aslında diğer hastalıklar üzerinde nasıl etkili olabileceğine dair ipuçları vermiş yazar. Dr Mithat'ın hastaya yakınlığı ve onu hep teselli etmeye çalışması, bu teselli ve onu hastalıklar açısından bilgilendirmesi de hastanın hastalık karşısında daha dirençli olmasını sağlamış...Tedavi süresince doktor ve hasta ilişkisinin önemini, doktorun hareketleri ve kurduğu cümlelerle hastanın psikolojisi üzerinde ne kadar etkili olduğunu da sık sık vurgulamış... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaların kendilerini en yakın bulduğu kişiler yine hastalardır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beş dakika sonra hastaneden çıkıyorum.Son not.Bu odada başkaları inleyecek.Onları şimdiden gayet iyi tanıyorum.Üstümden çıkarıp attığım robdöşambr içinde,ebediyen aynı insan bulunacak:Hasta”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2258442382263941160?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2258442382263941160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2258442382263941160&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2258442382263941160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2258442382263941160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/01/dokuzuncu-hariciye-kouu.html' title='Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SX5EWrai9AI/AAAAAAAAAWw/3iwA1SkNdF4/s72-c/dhk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-1786551355503410983</id><published>2009-01-17T03:03:00.002+02:00</published><updated>2009-01-17T03:31:56.858+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SXE1Ac0OThI/AAAAAAAAAWM/8FkqWOJ1OiY/s1600-h/ani_papi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 192px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SXE1Ac0OThI/AAAAAAAAAWM/8FkqWOJ1OiY/s320/ani_papi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292069318988549650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Onlar tanrıydılar. Tanrılar soyundan gelen ve tüm insanlara hükmeden. İsterlerse gazap eden, isterlerse merhamet eden... Ama onlar diğer akılsızlar gibi kendilerinden güçlü tanrıların da varolduğunu asla inkar etmezlerdi. Her zaman olduğu gibi onların tanrısal güçleri de babadan oğula geçerdi. Hem tanrılar soyundan gelmeyen biri nasıl tanrı olabilirdi ki?! Sadece tanrılar soyundan gelenler hayatın tüm nimetlerinden yararlanabilirlerdi. Diğerleriyse hep onların kölesi olmuştu. Bu onur verici bir şeydi. Nil nehri kıyılarına yaptırdıkları pramitlerle dünyanın sonuna kadar hatırlanacak, hatta orada varolacaklardı. Kutsal mabetlerini açmaya kalkan insanlar lanetlenecek, ateşler ve cehennem tanrıları tarafından gazaba uğrayacaklardı... Tutankamon'da böyle yapmıştı. Kaç nesil evvelki dedesi aman tanrısıydı bilinmez. Ama o da onların soyundandı. Ne haşmetli ne güçlü bir tanrıydı o! Pramitinin yapımında binlerce işçi çalıştırmıştı. O işçileri canı istedikçe kurban etmektende çekinmemişti. Ne de olsa tanrı dediğin hem diriltir hem öldürürdü. Haşmetlinin haşmetlisi yüce tanrı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü kurbanları o sunacaktı bereket tanrısına. Üç güzel kızı, eşi bulunmaz mücevherlerle, ipeklerle süsleyip kurban edecekti. O güzel kızları ve tabii mücevherleri alan yüce bereket tanrısı Nil'i hiç taşırmadığı kadar çok taşıracak ve o yıl hiç yaşanmamış bir bereket yaşanacaktı. Belki yeni ambarlar bile yaptırmak zorunda kalacaklardı. İlk defa üç bakire kurban edilecekti daha evvel hiç bir tanrı böyle bir şey yapmamıştı. Yaşanan kıtlıklarında sebebi buydu işte ama onlar bunu düşünememişlerdi. O düşünecekti ve hatırlananlar içinde en çok hatırlanan olacaktı. Üstelik bugünün çok önemli bir nedeni daha vardı, o diğer tanrılardan daha çok hatırlana bilmek için tam beş pramit yaptırmıştı ve onun mabedleri tüm mabedlerden büyük ve daha çok değerli taşlarla süslenmişti... Tanrılar diyarına ne zaman gideceği ve yüce tanrıların onu nasıl karşılayacağını çok merak ediyordu, bu kadar şeyden sonra ona orada çok yüce bir kimlik verecekleri de kesindi zaten... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafında ona hizmet için birbirini ezen kulları her şeyin hazır olduğunu haber verdiler. Aynada kendine bakarken göğsü biraz daha kabardı. Eline değerli taşlarla süslenmiş alltından ağır asasını aldı. Bulunmaz ipeklerden yapılmış ve mücevherlerle süslenmiş ayin kıyafetiyle azametli bedenine bir kere daha baktı " kusursuz!" tanrı dediğin de böyle olmalıydı zaten... Tahtına oturdu ve emrini verdi. Kulları altından yapılmış tahtı omuzladı. Onu Nil'in kıyısana götürmek için yola koyuldular. Taht ne kadar ağırdı... ama kul dediğin sorgulamaz sadece boyun eğerdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlar hazırlardı. Firavun asasını sıkı sıkı kavradı ayağa kaltı, binlerce insan secde etmişti... Onlara bakarken göğsü biraz daha kabardı. Yüzündeki ifade de tanrılara yakışır bir ifadeydi..&lt;br /&gt;" Ey denizler ve bereket tanrısı! Sana sunduğum bu güzel bakireleri kabul et. Bize daha çok bereket ver. Ve Nil bu yıl her zamankinden çok taşsın..."  Konuşmayıda yaptığına göre artık kurbanlar bereket tanrısına sunulabilirdi. Firavun asasını biraz kaldırdı, tam yere vuracaktı ki Nil homurdanmaya başladı. Sanki içinde iplerini koparmış cehennem yaratıkları yeryüzüne doğru yükseliyorlardı. Sanki canavarların tek çıkış yolu Nil'den açılan kapıydı. Firavun sinsi sinsi gülümsedi, sert yüz hatları yumuşadı, "işte , dedi işte bereket tanrısı cevabını verdi bile" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Ey berelet tanrısı kabul et!" Nil son kez homurdandıktan sonra kocaman bir karartı yükseldi firavunun üzerine doğru. Asa yere değecekken havada kaldı. Kullar bir tanrıya bir Nil'e baktılar. Nil kabardı, kabardı... Son görülen firavunun şaşkınlığıydı. Ne asa kaldı geriye ne firavun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-1786551355503410983?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/1786551355503410983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=1786551355503410983&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1786551355503410983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1786551355503410983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/01/onlar-tanrydlar.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SXE1Ac0OThI/AAAAAAAAAWM/8FkqWOJ1OiY/s72-c/ani_papi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-67352043469218870</id><published>2009-01-11T02:01:00.004+02:00</published><updated>2009-01-11T16:36:48.554+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Gel-Git</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWk68HNanII/AAAAAAAAAU0/xVTObpZdidI/s1600-h/kitap_destegi1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWk68HNanII/AAAAAAAAAU0/xVTObpZdidI/s320/kitap_destegi1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289824041725238402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her akşam yaptığım gibi  kitap okuma saatimi iyi değerlendirmek için yumuşak koltuğuma gömüle bildiğim kadar gömüldüm, tavşan kanı çayımdan bir yudum aldım ve elimdeki kitabın derinliklerine daldım. Sadece iki üç sayfa okumuştum ki, önce kelimelere, sonra cümlelere, daha sonra baktığım sayfaya birşeyler oldu. Baktığım yerde sadece bilmediğim şekiller görüyor bu şekillerin anlamını da bilmediğim için deli oluyordum. Sadece bir an. Belki on saniye, belki daha az. Kim bilir... Bu saniyelerin asırlaşması ve bu saniyeler içinde yaşadığım duygu yoğunluğu kalbimi durduracak sandım. Sanki millerce yüksekten yere çakılmışım gibi bir histi beni kaplayan. Bir anda dünyanın tüm güzellikleri ve çirkinlikleri silindi. Sadece elimde bilmediğim bir nesne ve içinde anlamını bilmediğim şekiller vardı. Zamanın durup yeniden başlaması gibi çözüldü kelimeler, cümleler...  Ve yazar kaldığı yerden devam etti anlatmaya, önce bir tarla belirdi zihnimde, sonra tarlada çalışan bir köylü, Akdeniz olabildiğine güzeldi o günde, tuz ve deniz kokusu sarmıştı yine her yanı. Sonra Akdeniz'i  gördüm köylünün baktığı yerde. Masmavi bir gök belirdi başımın üstünde, kocaman beyaz bulutlar vardı gökyüzünde, dans eder gibi akıp gidiyorlardı. Ağaçları anlattı yazar, ağaçlar belirdi, toprak kokusu dedi, toprak kokusu geldi burnuma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ki okuyabiliyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-67352043469218870?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/67352043469218870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=67352043469218870&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/67352043469218870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/67352043469218870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/01/gel-git.html' title='Gel-Git'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWk68HNanII/AAAAAAAAAU0/xVTObpZdidI/s72-c/kitap_destegi1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8786868927363620356</id><published>2009-01-06T03:00:00.002+02:00</published><updated>2009-01-07T02:39:13.663+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peyami SAFA'/><title type='text'>Bir Akşamdı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWKum4eANxI/AAAAAAAAATs/bPJ6XnkLg3s/s1600-h/bir+ak%C5%9Famd%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 193px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWKum4eANxI/AAAAAAAAATs/bPJ6XnkLg3s/s320/bir+ak%C5%9Famd%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287980895502874386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Hatırlıyor... Bir akşamdı... Oda loş... Kafes delikleri mavi... Gündüzün loş ışıklariyle beraber,  sanki, odadan eşya da çekiliyordu; Levhalar, duvarların kara zeminine batıyorlar, minderler sönüyor, iskemleler dağılıyor, ve hepsi, buğulanarak şekilsiz bir uçuşla kayboluyorlar. Minderin köşesinde oturan babası, bir öksürükten sonra ileri fırlayan başını hâlâ doğrultamamış, iki büklüm. Yüzü gittikçe kararıyor ve siyah ceketinin rengini alıyordu. Her şeyi koyu kurşun renkli bir buğu kaplamıştı. Akşam " &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynumun borcuymuş gibi Safa'nın tüm kitaplarını okumak hatta tabir yerindeyse hatmetmek için elimden geleni yapıyorum. Arka arkaya aynı yazarın eserlerini kolay kolay okuyamam ama Safa'nın kaleminde beni çeken bir şeyler var. Yazarın bir kaç eserini bile okumadan onun kadın düşmanı olduğunu savunan insanlar vardır. Zaman zaman onlara hak vermiyorum desem yalan olur. Ama yazarın ele aldığı kadınları göz önünde bulundurunca haklı olduğu noktaları göz ardı etmekte, yiğidin hakkını yemek gibi bir şey olur kanaatimce... Bir Akşamdı romanında da ele aldığı konu diğer kitaplarıyla aynı. Kimin eli kimin cebinde belli olmayan gençler, bir yanda Fransa hayranları , her yerde Fransızca konuşan zübbeler, anlık isteklerle hayatta varolan tüm çirkeflere gözü kapalı atlayan, kendi yaşamlarından tat almayıp macera peşinden koşan ve sonuçta hep pişmanlık duyan gençler... Eğer yanlış hatırlamıyorsam; Yalnızız, Biz İnsanlar, Fatih Harbiye, Bir Akşamdı, Canan, Sözde Kızlar hemen hemen aynı olayları ve yaşam tarzlarını konu alan eserlerdi. Aslında bu eserlerde değinilmesi gereken çok nokta var... Yazarın tasvirleri ve psikoloji analizleri ve kendi yorumları ( ki çoğu zaman iğneleyici oluyor) eserleri okunulası kılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserin baş kahramanlarından Meliha İzmit'te körfez manzarasını seyretmekten bıkmış ve kendine yeni sergüzeştler arayan bir kızdır. Bir akşam zabit İhsan'ın evlerine gelmesiyle istediği sergüzeşt yolları açılır. İhsan ise roma imparatorluğu hayranı bir zabittir. Hayatının her noktasında örnek aldığı tek şey roma imparatorluğudur. Kadınlar onun için sadece eğlenilecek, güzel vakit geçirilecek ve son kullanma tarihleri geçtiği zaman atılacak varlıklardır. Bunun için etrafında sayamadığı kadar çok kadın vardır. Ve Meliha'nın İstanbul'a gidişi, İhsanla aynı evde yaşamaya başlaması bu zaman zarfında Meliha'nın, İhsan'ın, Meliha'nın hasta babası ve annesinin ruh hallerini yine harika bir şekilde kaleme alır yazar... Meliha'nın babasının ölümü İzmit'e dönüş ve yine çalkantılı ruh halleri etkilenmeyecek gibi değildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhsan'ın aslında evli olduğu - bir Fransızla...- ve bu kadından altı yaşında bir oğlu olduğunu öğrenir Meliha. Daha doğrusu bir gün Bert oğluyla birlikte İhsan'ın evine gelir. İki kadının yaşadığı şok ve yine analizler... Kadınlar ayrı evlerde ama aynı adamla yaşamaya devam eder. Nede olsa romalılarda öyle yapıyorlardı der İhsan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meliha'nın İhsan'a kızması ve İhsan'ın arkadaşlarıyla yaptığı sefahatler ondan intikam almak içindir başlarda. Ama farkında olmadan çıkılmaz bir bataklığa düşer Meliha'da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Kurtuluş Savaşı başlar. İhsan büyük umutlarla Anadoluya geçer. Birinci İnönü Muharebesinde düşman askerin namlusundan çıkan kurşun ve kurşunun hedefine ulaşana dek yazarın yaptığı tasvirlerde okunmaya değer. Son zamanlarda çevrilen filmlerden birini seyrediyorum gibi bir hisse kapıldım o kurşun  hedefine varana dek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kitabın finali ( anlatmam korkmayın ), bana kalırsa herşeyden daha güzeldi. Normalde üç noktayı koyup çekilen Safa bu defa farklı bir son hazırlamış ve noktayı kendi koymuş... Yazarın uslubunu bilenlerin etkileneceğini düşünüyorum... ezcümle yapı ve değinilen noktalar bakımından diğer eserlerine benzesede çok eğlenceli ve okunmaya değerdi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8786868927363620356?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8786868927363620356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8786868927363620356&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8786868927363620356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8786868927363620356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/01/bir-akamd.html' title='Bir Akşamdı'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWKum4eANxI/AAAAAAAAATs/bPJ6XnkLg3s/s72-c/bir+ak%C5%9Famd%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3823483108118228256</id><published>2009-01-01T00:00:00.002+02:00</published><updated>2009-01-01T00:01:39.665+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumartesi Çocukları'/><title type='text'>Haydutlarım Bir Kelebeğin Önünde Diz Çöker</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SVvo_h6K2XI/AAAAAAAAATU/6-kOH7_u5Os/s1600-h/cumartesi+cocuklar%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 268px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SVvo_h6K2XI/AAAAAAAAATU/6-kOH7_u5Os/s400/cumartesi+cocuklar%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286074765781162354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Örneğin okula gitmeye karşı kullanılan olumsuz jest gönüllü cehalettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplardaki çöplük ile birlikte kitaplarıda reddeden çocuklara sempati duyuyorum. Çalışmayı reddetme, işten düzenli olarak kaytarma, çalışırken içki içme, sabotaj ve salt dikkatsizlik biçimlerini alabilir, fakat ayrıca yeni isyan modlarına da yol açabilir. Ailenin olumsuz reddedilmesi, açıkça boşanmadır ya da parçalanmanın başka belirtileridir. Tek ebeveynlikten grup evliliğine, erotik bağlılık grubuna...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlere girin ancak çalmak yerine şiirsel-terör nesneler bırakın...&lt;br /&gt;Birilerini kaçırın ve onları mutlu edin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3823483108118228256?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3823483108118228256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3823483108118228256&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3823483108118228256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3823483108118228256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2009/01/rnein-okula-gitmeye-kar-kullanlan.html' title='Haydutlarım Bir Kelebeğin Önünde Diz Çöker'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SVvo_h6K2XI/AAAAAAAAATU/6-kOH7_u5Os/s72-c/cumartesi+cocuklar%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3474118010238055928</id><published>2008-12-23T02:29:00.003+02:00</published><updated>2009-01-02T02:51:39.377+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SVA35mCU-xI/AAAAAAAAATE/AD0u-Ijqe0Q/s1600-h/%C5%9Fapka.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 307px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SVA35mCU-xI/AAAAAAAAATE/AD0u-Ijqe0Q/s320/%C5%9Fapka.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5282783825507973906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Lanetli! Evet evet işte o kadın... Lanetli! Cadı mı? Büyücü mü? Cinci mi? Bilinmez ki... Tek bilinen lanetli. Nereden mi biliyoruz? Herkesten farklı davranıyor. Herkesten farklı konuşuyor. Toplum düzenini bozmaya çalışıp herkese kafa tutuyor. Kesinlikle lanetli. Yanına kim yaklaşsa birşeyler geldi başına. Kimi intihar etti, kimi asıldı, kimi kayıplara karıştı... Keşke gösterebilseydik sizlere. Ama sizde fark edeceksiniz. O kadın lanetlenmiş diyorum size. Kim mi lanetlemiş. Ne bileyim ben. Ama buralarda kimse sevmez onu. Neden gitmez, neden inat eder derseniz, Kesin kara büyülerin falan etkisi altındadır. Yoksa kim dayanır böylesine aşşağılanmaya, hor görülmeye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın; geceleri sokaklara çıkmadan evvel üzerine siyah bir pelerin geçirir. Pelerinin bir özelliği yoktur aslında. Sadece kendini daha güvenli hisseder. Belkide onların o pis bakışlarından bu şekilde kurtuluyordur. Kimseyle göz göze gelmek, konuşmak istemez. Sesi çıkacak olsa ölüyorum sanar. Yalnız kalmak ister. Onların o küçük ve pislikle dolmuş dünyalarında ve onlarla birlikte yaşamaktansa yalnızlığı tercih eder. Bir kaç kere haksızlık karşısında konuşmuş anarşik demişler. Siyah pelerini yüzünden cadı, büyücü, cinci demişler. Sonun da bi haftada  kasabadan beş kişi gizemli bi şekilde arka arkaya ölünce, lanetli olmuş işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Eğer büyü yapabilseydim, önce size yapardım, önce sizin ardınızdan salardım sevgili cinlerimi. Size belki büyü yoluyla insanlığı öğretebilirdim. Kara büyü dediğiniz şey o kadar da kötü değil aslıdan. Sizin insan kisvesine bürünmüş canavar ruhlarınızı görünce bunu daha iyi anladım. Kara büyüyle düzeleceğinizi bilseydim eğer, kesinlikle size büyü yapardım... Lanetlenmiş olsaydım eğer, o bataklığa sizide çekerdim. Sizide lanetlerdim. Lanetim yağmur gibi tepenizden yağarken sizin için üzülmezdim. Cinlerim sizi deli ederken ben daha çok mutlu olurdum. Belki de mutluluktan delirirdim... Sadece ben değil siz bu dünyanın içinde varolduğunuz sürece hepimiz lanetlenmişiz aslında. Kim nasıl yaptı bilmiyorum. Ama siz insan kılığına bürünmüş yaratıklar, siz bu dünyada varolduğunuz sürece hiç bir şey yolunda gitmeyecek. Gerçek insanlar hep rahatsız olacak bu durumdan sizden hep kaçacaklar ama siz hep aynı kalacaksınız. İnsanlığın ne demek olduğunu asla anlamayacaksınız. Beyninizi benim büyülerimle kullanabileceğinizi bilseydim eğer, evet o kuş beyinlerinizi kullanabilesiniz diye size büyü yapardım. Ama size ne desem ne söylesem anlamayacaksınız.... "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küfür savurdum tüm yalnızlıklara, elime rengarenk bilyelerimi aldım ve koyuldum yola önüme düşen çıplak ölümlere aldırmadan, mistik melodiler takındım ruhuma, ıslak kaldırımlar namutenahilere açılıyordu, çürümeye yüz tutmuş bedenlerin pis kokusu sarmıştı heryanı, karanlık öylesine çökmüştü ki kente, ay ışığı bile aydınlatmıyordu yolumu.&lt;br /&gt;Bin parçaya böldüm ruhumu binini de ayrı yerlerine yolladım evrenin. Kanımı içtim kadeh, kadeh şarap diye, ruhumu saran kara büyülere aldırmadan şeytanla rus ruleti oynarcasına. Müphem çığlıklar sardı ruhumu. Yedi kafalı ejderhalar kesti yolumu, yıktım tüm dünyanın otoritelerini, hiç saydım bedenimi sıyırıp giden mermileri. Ölümün eşiğindeyken yeniden dirildim sanki... Günahların izlerini taşıyordum kokuşmuş bedenimde.&lt;br /&gt;Ve gölgelerin arşın arşın uzamasını seyrettim gece karanlığında, silikti suiletler. Ve tüm sefilliğimle yürüdüm. Okumakla, okuduğunu hazmetmek arasında ki ince çizgiyi buldum. Ve vurup yıktım tüm görgü kurallarını tüm benliğimle. Dünya durdu, kelimeler sustu, cümleler piç oldu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3474118010238055928?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3474118010238055928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3474118010238055928&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3474118010238055928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3474118010238055928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/12/lanetli-evet-evet-ite-o-kadn.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SVA35mCU-xI/AAAAAAAAATE/AD0u-Ijqe0Q/s72-c/%C5%9Fapka.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2354818264232170614</id><published>2008-12-16T22:41:00.004+02:00</published><updated>2008-12-16T23:16:41.039+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>” Köşe başını tutan leylak kokusu Yakamı bırak da gideyim. ” Oktay Rıfat</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SUgaAyrWAJI/AAAAAAAAAS8/pLdNaE_WSj8/s1600-h/siyah-beyaz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 217px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SUgaAyrWAJI/AAAAAAAAAS8/pLdNaE_WSj8/s320/siyah-beyaz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280499163997798546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Orada, o sokağın başında sokaktan geçen herkesi gören, herkesi duyan ve tüm sokağa hakim bir köşe vardır. Bilirim diyeceksiniz ki " e her sokağın bir köşesi olur, hatta iki köşesi olur", hayır bu köşe diğerlerine benzemez. Köşedeki koca çınar sanki bekçisidir sokağın. Yemek kokularına yol vermez ki başka sokaklara çıksınlar, çocuk kahkahalarını yakalar havada hep orada çınlasınlar diye. İşte o günde o köşe başını mesken edinmiştim. Zamanı düşünüyordum, sadece zaman vardı aklımda. İçimden geçip gidebilir mi acaba diyordum kendime. Peki neden görünmez zaman. Aynalara bakınca aslında zamanın görünebildiğini fark ettiğim anlar olmuştu. Ama o anda yanımda bir ayna yoktu. Olsada Zamanın beni nasıl değiştirdiğini anlar mıydım bilmiyorum. Değişen ben miydim yoksa zaman mı? Değişimi yaşarken onunda benden etkilenebileceğinide düşünüyordum. Zaman bir insandan etkilenseydi bu kadar güçlü olur muydu? Bir sürü çelişki içinde boğulmakta zordur. Kendi düşünüp tasarladığın dünyayı yine kendi düşüncelerinle yıkmak ve yeniden bir şeyler inşa etmekte zordur. Çınara anlatsam derdimi anlamazdı beni. Onun istediği tek şey bu sokaktaki güzellikleri zorlada olsa burada tutmaya çalışmaktı. Bu köşe başında duran koca çınar bana bu sokağı sevdirmişti. Gariptir ki konuşuyordu sanki, ben onun yanına uzun süre gitmesem bana darılıyordu.  Ama seviyordu beni. Hemde çok seviyordu. Nerden mi biliyorum, eğer sevmeseydi buraları her terk etmek istediğimde yakama yapışan şeyler salıvermezdi ardımdan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman ve çınar arasında sıkışıp kalmışken iki kadın geçti sokaktan, sesleri yakaladı havada kulağıma yolladı&lt;br /&gt;- ya kardeş tam kırk yıl oldu buralara geleli. Diyordu biri. Diğeri iç çekerek cevap veriyordu&lt;br /&gt;- Ya sorma bizde otuz yılı doldurmuşuz. Gitmek istedik ama nasip işte bir türlü ucu ucuna yetmedi ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirlendim ok gibi fırladım. Çınara öfkeyle baktım. Dostum değildi artık düşmanımdı. Nasıl olurdu da bu insanları bunca yıldır buraya bağlayabilirdi. O kadınlar bir zamanlar kim bilir ne kadar güzeldiler gençtiler. Bir sokağa bunca insanı nasıl mahkum edebilirdi. Çok kızdım çok... Hiç bir şey söylemeden uzaklaştım yanından. O gün bugündür gitmem yanına ama o hâlâ azad etmez beni, diğer insanlar gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2354818264232170614?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2354818264232170614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2354818264232170614&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2354818264232170614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2354818264232170614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/12/ke-ban-tutan-leylak-kokusu-yakam-brak.html' title='” Köşe başını tutan leylak kokusu Yakamı bırak da gideyim. ” Oktay Rıfat'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SUgaAyrWAJI/AAAAAAAAAS8/pLdNaE_WSj8/s72-c/siyah-beyaz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4665177795075583218</id><published>2008-12-07T02:42:00.002+02:00</published><updated>2008-12-07T02:54:11.553+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Ne Okuyalım Hocam?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STsb9gLEscI/AAAAAAAAAPA/pF3d4t-EtkE/s1600-h/nasreddin_hoca.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 206px; height: 250px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STsb9gLEscI/AAAAAAAAAPA/pF3d4t-EtkE/s320/nasreddin_hoca.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5276842131817017794" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beni salak yerine, cahil yerine, hödük yerine, mal yerine... koyan insanlardan hiçbir zaman hazzedemedim. Hem kim hazzeder böyle birşeyden?  Ders aralarında sanki boynunun borcuymuş gibi abuk sabuk nasihatlerde bulunan hocalardan da hiç hazzedemedim. Bu hocalardan biri sınıfın içinde volta attığı yerde bize okuyup okumamamız gerek kitapları sıralıyor, ( sorduk sanki kuş beyinli) yüzünde insanı çileden çıkaran ve kendini bilge sanan insanların, belirli bir kitleye hitap eden politikacıların o silik ifadesi, " kişisel gelişim okuyun" diyor. İnsanların kendilerini geliştirmesine bu kadar takan bir dal daha görmedim desem yeridir heralde. Adında hayır yok bi kere. Kişiler istedikleri zaman hayatın içinde kimseden destek almadan kendilerini geliştirebileceklerine mi inanıyorum nedir? Destek ama nasıl bir destek? Adamın bitirdiği üniversite amerikada bir numaraymış, sonra ingilterede master yapmış, sonra bilmem kaç tane kitap çıkarmış mış onlarda yok satmış... Alanlar yansınlar dertlerine bundan bizene? Birde utanmadan aynı bilge tavırlarla, " edebiyat kitapları, siyasi kitaplar okuyup kafanızı fazla karıştırmayın" diyor. Ben senin de senin öğrencilerinin de karışan kafalarınında... Sınıfta kimse ağzını açıp tek kelime edemiyor.  Bişey desende seni dinlemeden, cümleni bitirmeden savunmaya geçecekler. Zaten sınıfın içinde kitapla alakası olan kimsede yok. Olsada seslerini çıkaramazlar diye düşünüyorum. &lt;br /&gt;Birinci taaruzu atlatmış olmanın iç rahatlığıyla kendimi kantine atıyorum. İkincinin ve üçününde geleceğini bile bile sanki hiç birşey olmamış gibi muhabbetin koyuluğuna bırakıyorum kendimi. Eve döndüğüm zaman bu konulara kafa yoracak çok fazla vaktim olacak nede olsa. Bir kaç kişi hocanın nutuklarından söz açıyor ben sadece dalga geçip, tavırlarını taklit etmekle yetiniyorum. Sonra içlerinden hocayı şiddetle savunanlar çıkıyor. Ne diyelim biz bu gruba? Yalaka, hıımm güzel bi etiket aslında. Kendi benliğinin farkında olmayan, kendini keşfetmemiş, önüne çıkan herkese hayran olacak türden insanlar her an karşımıza çıkar. Bunlarda o kategoriye giriyorlar işte. Ben tüm umursamazlığımla onlarlada kafa buluyorum. Laf cambazı falan olmaya gerek yok diye düşünüyorum. Kopyaladıkları kadını tanıyorum ve kopyalama sınırlı olduğundan bunlarla eğlenmek benim gerçekten hoşuma gidiyor. Akşam hava kararana dek onları çileden çıkarıyorum ve eve umduğumdan daha huzurlu dönüyorum. Sonra sabah ola hayır ola diyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahın sekizinde hoca " bugun ders işlemeyip sohbet edelim" diyor. Allah'ım nasıl mutlu oluyorum. Ne bileyim bana yükleneceklerini. Müneccim miyim ben? Mutlu oluyorum işte... " Aranızda, diyor  benim açtığım konulardan rahatsız olan arkadaşlarınız varmış" otomatik olarak tüm kafalar bana çevriliyor. Ben gülmemek için kendimi zorlarken nasıl da şekilden şekile girdiğimi tahmin edebiliyorum... " Evet, diyorum ben varım..." O aşşağılayan ifadeyi asla unutamam, ama bu ifade beni sadece güldürüyor. Ben sırıttıkça hatune kişi çileden çıkıyor. Gülümsemenin etkili bir silah olduğunu hep düşünürüm ama bu silah hiç bu kadar öldürücü bir etki yaratmamıştı. &lt;br /&gt;Ben büyük bir cesaretle kişisel gelişimcilerden ve onların kitaplarından asla tat almadığımı ve gereksiz kitaplar olduğunu söylüyorum. Sonra aklıma bi cümle geliyor. Ama vallahada billahada o cümleyi nasıl kurdum nasıl böyle bi cesaret sergiledim o kadarını hatırlamıyorum. Cümleyi duyunca belki sizde hak verirsiniz, " kişisel gelişim kitaplarının masturbasyondan farkı yok. Sadece insanın kendini kandırmasından ibarettir ve etkisi fazla sürmez... " falan filan diye devam eden uzun bir cümleydi. Sınıfta öldürücü, hiç değilse beni öldürecek bir sesizlik oldu. Sesizliği bozmaya cesaret edebilir miyim diye düşünürken sessizliği istemeden bozuyorum. Sanki istem dışı konuşuyorum, derin bir nefesten sonra " evet, kesinlikle bende böyle düşünüyorum" diyorum. Hoca uzun nutuklarından birini yine atmaya başlıyor bense şiddetle fikirlerimi savunuyorum. Sonra sınıfın en güzel kızlarından bir tanesi söz istiyor, " ayıp diye bir kitap vardı," diyor. Kitabın adımı ayıp, yoksa kız söylemek mi istemiyor diye epey bi kafa yorduktan sonra fark ediyorum ki bahsettiği kitaplardan bir tanesi Acemi Pezevenk diğeri Benim Hüzünlü Orospularım. Hoca kızı takdir ediyor tabii, öyle isimleri anmadığı için. Tabii bende sazan gibi atlayıp kitapların isimlerini tek nefeste söylendiğim için kınanan bakışlar altında kalıyorum. Hayır anlamıyorum adamlar bu isimleri seçtiyse ben neden utanacakmışım. Üstelik sokaklarda bu kelimeler Allahın her günü havada uçuşurken.Ve aynı anda bir kaç kitap okumayı kimsenin bünyesinin kaldıramayacağından bahsediyor. Felsefenin ve metafiziğin ne kadar derin ve tehlikeli yollar olduğunu anlatıyor. Bende merak ediyorum acaba hayatı boyunca felsefe veya metafizik kitapları okudu mu? Cevabı " tabii ki hayır! " okusan şaşardım zaten. İnsan bilmediği şeylerden korkar. Cehennemi görmez ama onu düşünmek bile insana azap verir. Yeni şeylerden korkar, eski hayatını alt üst edeceği için. Bu kadın hayatın gerçeklerinden korkuyor, kendi otoritesinin sarsılacağı ve vaaz vereceği öğrencileri kalmayacağı için... Edebiyat, siyaset, felsefe... kitaplarını savunurken yine akşam oluyor. Akşama kadar kantinde dersliklerden birinde onlarla deliler gibi tartışıyorum. Güzel bir sonuca varamayacağımı aslında ne kadar saplantılı insanlar olduklarını bildiğim halde kendimi eğlendirmek için onlarla zaman öldürüyorum... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah hocanın odasına çağrılıyorum. Beni bekleyen şeyi gerçekten merak ediyorum. Odaya girdiğimde üç kuş beyinli kendi aralarında bişeyler konuşuyorlar ben girince derin bir sessizlik oluyor. Üçünün karşısına bir sandalyeye oturuyorum. Rahat, sakin ve huzurlu. En yaşlıları söze başlıyor, " lafı dolandırmadan soracağım, hangi gizli örgüt için çalışıyorsun?" aslında hiç bir örgüt için çalışmadığımı anlatsam olay bu kadar eğlenceli olmazdı. Aklıma gelen ve dünyayı sarsan tüm örgütleri ve korkulan liderlerini sıralarken, onların hiç biriyle çalışamayacağımı veya onlarla aslında asla anşlaşamadığımı anlatıyorum. Yüzlerinde şaşkınlıktan şaşkınlığa atlayan ifadelerle beni dinliyor ve soru yağmuruna tutuyorlar. Sonra kendime soruyorum " harbiden ben hangi örgüt için çalışıyorum?" Ben diyorum aslında hiç biriyle içli dışlı olmadım. Benim çalışma tarzım daha farklıdır, işimi bitirir paramı alır yoluma giderim. Son gelen teklifse beni epey düşündürdü, hep bir ağızdan " neymiş teklif?" diyorlar. Tetikçi olmamı istediler ve bu iş için biçilmiş kaftan olduğumu gerçekten soğuk kanlı olduğumu söylediler, e bu kadar gaza kim dayanır bende kabul ettim...Sonra dedim ki, eğer biri karşıma çıkarda " bizim haydutlarımız bir kelebeğin önünde diz çöker" derlerlerse işte o örgüt için canımı bile veririm. Komik mi? Bana sorarsanız çok güzeldi. Ama adıma yapılan işlemler ve benim o işlemlerden kurtulmam epey zaman aldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;KIZIMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücut,akan bir sudur,&lt;br /&gt;Adem,bir umman,kızım.&lt;br /&gt;Hayatın aslı budur,&lt;br /&gt;Gayrısı yalan,kızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem ki bir ırmaksın,&lt;br /&gt;Çağlayıp akacaksın,&lt;br /&gt;Niçin derdiyle yaksın,&lt;br /&gt;Seni bu devran,kızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönlünü sal sevince,&lt;br /&gt;Düşünme fazla ince.&lt;br /&gt;Oku,vakti gelince,&lt;br /&gt;Bahtına meydan,kızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömründe dört fasıl var,&lt;br /&gt;Üçü kış,biri bahar.&lt;br /&gt;Çalış ki görmesin kar&lt;br /&gt;Sendeki nisan,kızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül mateme uzaktan,&lt;br /&gt;Ne çıkar ağlamaktan?&lt;br /&gt;Sen ayrılma şafaktan,&lt;br /&gt;Geceler zindan,kızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neş'eli ol,neş'eli,&lt;br /&gt;Varsın desinler deli!&lt;br /&gt;Eğlenmeli,gülmeli&lt;br /&gt;Her gün,her zaman,kızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlik tutulmaz elle,&lt;br /&gt;Geçirme boş emelle.&lt;br /&gt;Sen bunu böyle belle,&lt;br /&gt;Güzel kızım,can kızım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk Nafiz ÇAMLIBEL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4665177795075583218?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4665177795075583218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4665177795075583218&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4665177795075583218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4665177795075583218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/12/beni-salak-yerine-cahil-yerine-hdk.html' title='Ne Okuyalım Hocam?'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STsb9gLEscI/AAAAAAAAAPA/pF3d4t-EtkE/s72-c/nasreddin_hoca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3763387560887144855</id><published>2008-12-01T22:12:00.007+02:00</published><updated>2008-12-01T22:49:10.969+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Mim</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STRNfSm5luI/AAAAAAAAAO4/OFJw6KSBbYg/s1600-h/dusunen_heykeltras_rodin_01.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 175px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STRNfSm5luI/AAAAAAAAAO4/OFJw6KSBbYg/s320/dusunen_heykeltras_rodin_01.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274926263523972834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bugün konumuz takıntılarımız mış arkadaşlar. Şimdi ben düşünüyorum düşünüyorum takıntım var mı diye ama aklıma hiç bişey gelmiyor (iç ses; sen öyle san). Eskiden olsa temizlik takıntım var diyebilirdim ( iç ses; hadi be sen mi temizsin) kes diyorum bu iç sese de. Evet artık temiz değil bilakis çok pis pasaklı ve dağınığım ve iyiki de öyleyim ohh bee... Birde eskiden simetri takıntım vardı. Kafayı yedim beyaz bi gömlek giydirdiler sonra bol bol ilaç verdiler oda geçti çok şükür...&lt;br /&gt;Evet şimdi aklıma bir takıntım geldi, ringe çıktığım zaman son darbeyi benim indirmem gerekti. Rakibim ister erkek olsun ister kadın. Eğer o son darbeyi ben atamazsam hırsımdan kendimi yer bitirirdim. Bu son darbe olayı manevi olarakta beni etkilemeye başladı. Biriyle tartışırken son sözü ben söyleyebilmeliyim halini aldı. Kontrol altında tutmaya çalışıyorum ama sanırım pek başarılı olamıyorum... Hatta bu son darbe olayını çok abartıp bana şaka mahiyetinde vuran arkadaşlarımı bile sakat bırakıyorum. Ama ben onları hep uyarıyorum bu benim sorunum değilki...Birde bu ben çok güçlüyüm herkesten güçlüyüm, herkesten inatçıyım, asla yıkılmam, asla pes etmem... gibi takıntılarım var ( yahu bir dakika doktor bey ne gömleği yine aşırı değil ki bunlar) yani bu doktorda benden deli bana giydirmeye çalışıyor o gömleği. Hem kim demiş bunlar büyük takıntılar diye. Ben bi kendime zarar veririm. Kaldır ulan gözümün önünden şu gömleği psikopat mıdır nedir? İlla giydircek manyak....&lt;br /&gt;He şimdi hatırladım birde tuvalette sigara içme alışkanlığım var. O olmadan giremiyorum tuvalete falan. Bak sigara alışkanlığı dedim gene gömlek geldi aklıma. Giymek istemiyorum be manyak mıdır nedir? hem ben deli de değilim takıntım falan da yok benim. Kim çıkardı be bu mimi geldiler bana yine... Hayır elinde orağıyla Azrail Efendiyi görsem bu kadar sinirlerim bozulmaz...Bu gömlek delirtiyor beni. Hem bana kimse deli de diyemez altı üstü bi kaç takıntı Allah Allah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://negatif-im.blogspot.com/"&gt;Negatif-im&lt;/a&gt; bana şu adam gömleği giydirmeden sana atayım topu. Bir kaç ay sonra görüşürüz nede olsa girince çıkamıyorum bu gömleğin içinden. Patlama be adam geliyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3763387560887144855?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3763387560887144855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3763387560887144855&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3763387560887144855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3763387560887144855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/12/mim.html' title='Mim'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STRNfSm5luI/AAAAAAAAAO4/OFJw6KSBbYg/s72-c/dusunen_heykeltras_rodin_01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3043774120643640340</id><published>2008-12-01T01:53:00.003+02:00</published><updated>2008-12-01T02:27:30.752+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Keşke</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STMvYMz7jeI/AAAAAAAAAOw/c5sn1j6Slfw/s1600-h/ate%C5%9F.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 227px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STMvYMz7jeI/AAAAAAAAAOw/c5sn1j6Slfw/s320/ate%C5%9F.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274611681383386594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir cadde boyu yürüyorum, omuzlarım ağırlaşmış, ellerimi soğuktan hissetmiyorum. Yağmur çiseliyor, gökyüzü kara kışın habercisi, bulutlar güneşe yasak koymuşlar dünyaya yüzünü gösteremesin diye. Şehir zaptedilmiş kömür kokusuyla, çek ciğerlerine çekkk, geberene kadar çek. Hava soğuk veya ben soğuğum, üşüyorum dayanamıyorum bu soğuğa. Caddenin sonunda bir park, rüzgar ıslık çaldıkça rengarenk yapraklar havada raks ettikleri yerde süzülüyorlar süzülüyorlar. Havanın soğuk olması kimin umrunda. Bir tablo geliyor aklıma, sanki ressam burayı çizmiş. Parkın ortasından bir dere akıyor o tablodada ama biliyorum ki o tabloyu çizen bir Fransız. İnsanın insana benzediği gibi mekanda mekana benziyor demek... Benziyorda ne kelime o tablo işte. Tablonun içinde olmak bana huzur veriyor. Hemde ne huzur, nasıl tarfi edeyim ki size? Sanki tipiden kurtulup bir kahveye kendimi atmış çini sobanın yanında ellerimi ısıtmış kadar ısınıyor içim. Artık tablonun içindeyim. Sonradan hatırlıyorum o tabloda pelikanlar, ördekler ve kurbağalar vardı. Neden burada yoklar? Belli ki oraları henüz insanlar pis çıkarları için işgal etmemişler. Neyse işte sonuçta ben tablonun içindeyim ve bu tablonun içinde olmak beni ısıtıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin yaygarasına yeniden döndüğüm zaman kendimi atabileceğim bir kahve arıyorum. O tablo kadar sıcak bir kahve, çini sobasıda olsun içinde. Ve bir kahve buluyorum sonunda sobası çini olmasada içeriyi sıcacık yapmış. Bir çay, bir çay daha, sonra bir çay daha... İçeriye giren insanlar önce sobaya seğirtiyorlar ellerini ısıtıp kendilerine gelmeye çalışıyorlar. Duvarlarda yağlı boya tablolar var ve  beş masa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün sonunda evimdeki sobamın başında buluyorum kendimi, ısınamıyorum bir türlü. Evim bana yabancı geliyor. Kırk yıldır uğramamışım gibi. Sesler yabancı, yüzler yabancı, eşyaların bu silik yüzü beni kahrediyor. Bu eşyalar hep bu kadar eğreti mi dururdu etrafımda? Bir tablo var odamda, solmuş çiçekler konsolun üzerine dökülmüşler. Sonra yine o Fransız ressamın tablosu geliyor aklıma. Beni herşeye yabancı yapan bu tablomu? O parka gitmek istiyorum yeniden ama kendimde oraya dönecek gücü bulamıyorum. Hem gece oldu o güzelliği kalmamıştır belkide.İçimde bişeyler eziliyor sanki. Keşke diyorum, keşke bu kadar inatçı ve gururlu olmasaydım. Tabloyla ne alakası var diyeceksiniz. hiç bir alakası yok işte, ama keşke ahh keşke...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kopuk anlarla dolu kırksekiz saat. Artık pazartesi oldu sanırım. Çok şükür diyecek takatim bile yok benim. Keşke bu sahneyi yeniden çekelim diyebileceğim bi yönetmen olsaydı. Olmadı hocam yeniden çekelim. Ben yaptığım her hatayı düzeltir daha iyi bir iş çıkarırım. Yok işte yookk...Beni silsinler bu hayattan sonra bi yazar yeniden yazsın benim hayatımı. Ben ona ilham veririm hem. Birde iyi bir yönetmen olsun, ben olmadı baştan derim o da yeniden çeker...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3043774120643640340?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3043774120643640340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3043774120643640340&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3043774120643640340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3043774120643640340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/12/keke.html' title='Keşke'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/STMvYMz7jeI/AAAAAAAAAOw/c5sn1j6Slfw/s72-c/ate%C5%9F.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6692991122787414398</id><published>2008-11-24T02:34:00.002+02:00</published><updated>2008-11-24T02:35:10.696+02:00</updated><title type='text'>Deli Abdi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SSn2uQL1klI/AAAAAAAAAOo/ZkuDU70q9Ls/s1600-h/pa%C3%A7al%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 262px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SSn2uQL1klI/AAAAAAAAAOo/ZkuDU70q9Ls/s320/pa%C3%A7al%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272016113292907090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Deli Abdi'ye deli dediklerine bakmayın siz. Bakmayın diyorum ama deliliği tuttumu yanında da durulmaz," neler yapar?" diye sorarsanız derim ki, " neler yapmaz ki..."  Deli lakabı, Gazi lakabından baskın çıkmış zamanla. Baskın çıkışının tek nedeni Kurtuluş Savaşı sırasında yaşadığı olaylar yüzünden hayatın tüm gerçeklerini elinin tersiyle itip herşeyi deliliğe vurmasından kaynaklanır. Kurtuluş Savaşında tek gözünü kaybetmiş, diğer gözü ise günün ışığı altında aldatır Abdi'yi, gün kararınca sol gözüne uyar sağ gözüde, hiç görmez... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş bittikten sonra anasının yanında yaşamaya devam eder Abdi. Memleketine ne ümitlerle dönmüştür aslında, iki abisinin şehit düştüğü haberini alınca daha bir kalender olur hayata karşı. Evlen derler evlenmez, iş kur  zenaat öğren derler onuda yapmaz. Tek uğraşı güvercinleridir Abdi'nin, çocukları gibi sever güvercinlerini. Onların gökkubbeye doğru kanat çırpışları, saatler sonra bile yuvalarına dönüşleri onu öyle neşelendirir ki, tütün üstüne tütün sarar. Saatlerce onlarla ilgilenir. Sonra birde arkadaşı vardır Abdi'nin, Deli Mustafa.Deli Mustafa'nın öyküsü de Abdi'nin öyküsüne benzer. Kurtuluş Savaşı gazisidir oda. İşi deliliğe vurup hayatı istediği gibi yaşamaya çalışan gazilerdendir. Her gece rakı masasında atışırlar, ne ana kalır küfür etmedik, ne avrat. Sonra hangisi daha kötü durumdaysa diğeri onu sırtında taşır yatağına yatırır. Ama bu demek olmaz ki kavgaları gürültüleri bitecek, gül gibi geçinip gidecekler. Sabahın mahmurluğu geçmeden birbirlerine koşar geceden nerede kaldılarsa oradan devam ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdi o günde akşama kadar güvercinleriyle konuşur, dertlerini dinler, yaralarını sarar, yemler, sular. Birde bakar ki gözdesi olan paçalı bembeyaz güvercinin ayağı aksıyor, " ulan canını yediğim, gene ne bok yedinde sakatladın şu ayağını?" der. Güneş devrilmiştir artık, batıda ki kızıllıktan başka birşey kalmamıştır. Abdi bakar güvercinin ayağına, bakar da hiç bir şey anlamaz. Kör gözüne lanetler yağdırır, diğer gözüne küfürler eder. Kalkar taburesinden, damın merdivenlerini inerken bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırır anası yardıma gelsin diye, " anaaa, gene nerdesin? " cevap gelmeyince anasına da küfür eder. Anasına küfür ediyor diye ayıplamayın Abdiyi, dayanamaz ki, canı sıkılınca herkese küfür eder. Hem çok korkuyordur can kızına birşey olacak diye. Bahçeye iner, bahçe dört duvarla çevrili kapının hemen yanında bir kuyu, kuyunun yanında asma, asmanın yanında kocaman bir incir ağacı, bahçenin tam ortasında bir nar ağacı, nar ağacının tam karşısına düşer tek göz odanın kapısı. Kapıyı açıp içeri girer Abdi, eşiği geçtikten sonra ayağına kilimin sert kılları batar. Sol tarafta bir somya, somyanın hemen yanında soba, sobanın karşında bir pencere... Bu eşyaların yeri çocukluğundan beri aynıdır ama odaya her girdiğinde kendine bunları tekrarlar. Odada ne arasa bulacağından emindir sağ gözü ona ihanet etsede. Pencerinin sağ tarafına iki çiviyle tutturulmuş bir raf vardır, kandil bu rafta durur. Abdi zorluk çekmeden bulur kandili, yakmaya çalışır yanmaz kandil. Bir duvar boylu boyuna gömme dolaptır, gömme dolaba doğru gider, gazı bulur. Diz çöker kilimin üstüne doldurmaya başlar, kendi dolduruyorum sanar da kandil yerine keçi kılından kilim dolmuştur... Çakar kibriti halı alev alır, ortalık aydınlanı verir gün gibi, elinde kibrit kala kalır Abdi. Anası vurur kapıyı girer içeri, somyanın üstündeki seccadesini alır eline, dudakları bişeyler söyler kimse duymaz, örter alevin üzerini. Seccadeyi bir kaldırır ki halıda hiç birşey yok. Yakar kandili oğlunun koluna girer, " oğlum bekleyeydin ya beni, cayır cayır yanacaamışın az galsın" der merhametle. Abdi konuşamaz anası ona su getirir, tütün sarar eline verir. Ne vakit Abdi kendine gelir sorguya çeker anasını, yanan yeri yoklar elleriyle, hiç birşey olmamıştır kilime... Allem eder kallem eder öğrenir anasından duayı. Bana sormayın nedir bu dua diye, öyle sessiz söylemişki anası eşyalar bile duymamışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdi ertesi gün erkenden kalkar çarşıya iner.Beş mecidiyeye bir fes alır, başına geçirir, koşa koşa kahvenin yolunu tutar. Yolda Deli Mustafa'ya rastlar, Mustafa Abidnin fesine vurur gözlerinin üstüne düşürür fesi, " ulan Mustafa ben senin yeddi ceddini..." diye başlar Abdi " ama dur," der " sana bugun öyle bişey gösterecem ki küçük dilini yutacak Deli Abdiye nasıl keramet geldi anlayacaksın" &lt;br /&gt;Mustafa eğlenmeye başlamıştır, kendi fesini de Abdi'nin fesini de düzeltir, " ulan Abdi hıyardın daha da hıyar oldun, dün gece içkiyi çok kaçırdın da gelenleri Cebrail mi sandın lan pezevenk?" Abdi'de işin gırgırına vurur kendini, nede olsa bu yol Mustafa olmadan çekilmeyecektir, " Mustafa onca yer gezdim gördüm Allahsız kitapsız gavurlarla çarpıştım vallaha senin gibi pezevenk görmedim." Atışa atışa tırmanırlar yokuşu, kahve kalabalıktır, Abdi gururlu girer kahveye," toplanın ağalar" der yaşlılar güler geçerler, gençler Abdi'yi kızdırmadan edemezler. Nede olsa deliyi kızdırmak adettendir. " Ulan Abdi cumhuru reis mi sandın kendini? Toplanak hele ne anlatacak" Abdi bir masaya kurulur, kahve ahalisini toplar etrafına, fesini çıkarır koyar masaya, " bahse girmeden olmaz böyle işler " der, herkes birbirinin gözünün içine bakar Mustafa atılır ortaya " beş mecdiye ulan!" Abdi sırıtır " başkaaa" diye bağırır sesi yettiğince. Kimseden ses çıkmaz. Mendilini çıkarır cebinden birazda gaz sürer, kibriti çakacakken kahve sahibi eline yapışır Abdi'nin, " Abdi eğer bu kahveyi yakarsan seni Kilis yoluna kadar kovalarım!" der, e korkmaktada haklıdır ne de olsa deli, " korkma Sadık emmi," der Abdi " anamdan öğrendim" anasının kerametini duymayan mı kalmış? Başını sallar Sadık emmi. Kibriti çakar Abdi, mendil alev alır sonra fes... Ne dualar kar eder ne örtüler, bir maşrapa suyla söndürür çırak masa örtüsünü, herkes güler Abdiye, Mustafa gene başlar gırgıra.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdi soluğu evde alır içeri girdiğinde anasını Kuran okurken bulur, " anaa gitti on mecdiyee" diye inler Abdi. Anası başını kaldırır gülümser oğluna, " gene ne ettin deli oğlum? "    &lt;br /&gt;"senin öğrettiğin duayı okudum, mendil yandı, fes yandı, örtü yandı, gitti on mecdiye anaa" &lt;br /&gt;" Oğlum, " der anası " ne sihirdir ne keramet dürsütlüktedir alamet..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6692991122787414398?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6692991122787414398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6692991122787414398&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6692991122787414398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6692991122787414398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/11/deli-abdi.html' title='Deli Abdi'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SSn2uQL1klI/AAAAAAAAAOo/ZkuDU70q9Ls/s72-c/pa%C3%A7al%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6305286731943100323</id><published>2008-11-16T02:27:00.000+02:00</published><updated>2008-11-16T02:28:03.616+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Aldanış</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SR9m7Qs8mbI/AAAAAAAAAOU/kcbArEnV5aM/s1600-h/kad%C4%B1n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 238px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SR9m7Qs8mbI/AAAAAAAAAOU/kcbArEnV5aM/s320/kad%C4%B1n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269043257328572850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;" Düzelir" diyor, yüzüne kayıtsızlıkla bakıyor. Nasıl düzelecek diye düşünüyor. Nasıl olacakta bu işin içinden  çıkacaklar. Diğer arkadaşı bir kaşını yay gibi havaya kaldırıyor, soluk teni bir an canlanır gibi oluyor, önce bir şeyler geveliyor,  sanki söylemekten vazgeçmiş gibi kafasını sallıyor. " Düzelir diyorum sana. Herşey geçer gider. Altı üstü bi kaç kuruş para" ikinci arkadaşı dayanamıyor bu muhabbetin gidişatına. Kaşını yeniden yay gibi kaldırıyor havaya, " Düzelir düzelir... Yeter be ne düzelecekmiş bal gibide ayvayı yedin işte!" &lt;br /&gt;Zeynep gözlerini halıya dikmiş artık onları dinlemiyor. Düzelir ve düzelmez tartışması sanki onun yanında yapılmıyormuş gibi. Sanki o patavatsız arkadaşı ağzını hiç açmamış gibi, hiç bir şeye tepki vermeden duruyor öylece... Zeynep'in bu Karadeniz'de gemileri batmış gibi oturması ve arkadaşlarının Zeynep'in derdini unutup birbirleriyle kıyasıya mücadeleye girmelerine neden olan şey Zeynep'in evine gelecek olan haciz. Kağıtlar Zeynep'in eline ulaşır ulaşmaz o en çok sevdiği iki dostunun yanında alıyor soluğu. Belki yardımları dokunur diye... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıya çıktığı zaman yüzüne çarpan sıcak hava onu biraz kendine getiriyor. Kafasından geçenlerin hiç birini tam anlamıyla ölçüp tartamıyor. Mayıs güneşinin ısıttığı sokaklar hâlâ sıcacık, insanlar akşam üzeri telaşıyla evlerine koşuşturuyor. Eve gitmek istemiyor, sabaha kadar sokaklarda gezmek, gezerkende sadece düşünmek istiyor. Düşünmek ama neyi? Düşünecek o kadar şey varken hiç bir şey düşünememenin ne kadar kötü olduğunu anlıyor. Bir çay bahçesine oturuyor, bir çay istiyor, başını ellerinin arasına alıp kara kara düşünmeye başlıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündükçe bataklıkta çırpınan biri gibi daha da batıyor. Hoş düşünebildiğini de söyleyemeyiz ama. Evindeki o didine didine aldığı eşyaları götürecekler, belki ona oturacak bir halı bile bırakmayacaklar. Çözüm araması gerektiği yerde hep aynı şeyleri canlandırıyor gözünde. Onu öldürmek gerek diye düşünüyor bir ara, öldürmek ama nasıl. Adam senetleri imzalattı sonra güyya bir kaç işlem için Ankara'ya gitti. Gidiş o gidiş. Şüphelenmedi tabi Zeynep. Ne de olsa üç yıllık sevgilisi. Aynı evi paylaşıyorlardı. Nasıl şüphelensindi ki? Nasıl samimi, nasılda içten bir adamdı... Üç yıl koskoca üç yıl hiç mi hata yapmaz bir adam, dedi ama iş işten çoktan geçmişti. Hadi evdeki eşyaları götürdüler, evde elli milyarlık eşya ne gezer? Bu defa deliler gibi gülmeye başladı. Öyle gülüyordu ki karnını tutup masaya abanmak zorunda kaldı. Elli milyarlık bir ev ha, dedi Elli milyar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacize bir gün vardı. Arkadaşları dışında hiç kimseye bundan bahsetmemişti. Gururluydu üç yıldır birlikte olduğu adamdan böylesine bir kazık yemek ve bu durumu herkesin öğrenmesi dünyada istediği en son şeydi. Arkadaşlarını da sıkı sıkı tenbihlemişti, " siz merak etmeyin herşeyi hallederim ben " bu cümleye arkadaşları da pek inanmadılar ama ellerinden ne geliyordu ki? Evde yalnızdı, yatağın üzerine uzanmışken aniden yerinden fırladı, bir zamanlar sevgilisine ait olan çekmeceyi açtı, bir an aydınlandı yüzü. Sanki tüm kurtuluş onun içindeymiş gibi çekmeceye uzun uzun baktı. Silahı yavaşça eline aldı, mermileri kontrol etti, emniyeti açtı. Yatağın kenarına oturduğunda herşeyden kurtulmuş gibi hissediyordu kendini. Namluyu şakağına dayadı, ürperdi önce, elini tetiğe koydu artık sadece tek şey kalmıştı. O tetiği çektikten sonra herşey bitecekti. Gözlerini sımsıkı yumdu. Gözlerinin önünden kırmızı bir şerit geçti. Sanki biri omzuna dokunmuş gibi zıpladı yerinden sol tarafa döndü baktı. Orada ne gördü, omzuna kim dokunduysa ansızın vazgeçti.Boşluğa baktı güldü, baktı ağladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah erkenden uyandı o görüntüye tahammül edemeyeceğini biliyordu. Dışarıya çıktı aynı çay bahçesine gitti bir çay bir simit istedi. Bugün kara kara düşünmek yerine dudaklarının ucunda bir tebessümle geziniyordu. Saatine baktı masaya parayı bırakıp kalktı. Yürüdükçe kendini daha iyi hissediyor ve haciz memurlarını düşünmüyordu, eve döndüğü zaman evi ne halde bulacağınıda... Bir parka girdi, banka oturdu çantasından bir sigara çıkardı. Gözlerini kapayıp arkasına yaslandı, gözlerinin önünden aynı kırmızı ışık geçti. Yavaşça çantasını açtı silahı çıkardı, emniyet açık... Silahi şakağına dayadı. Bir kadın feryad etti. Zeynep gözleri kapalı silahın namlusu şakağında öylece oturuyordu. Yavaşça gözlerini açtı etrafında hiç tanımadığı insanlar vardı. Bir kaç dakika sonra polisler geldi. Polis Zeynep'in elinden silahı alabilmek için elinden geleni yapıyor ama Zeynep oralı bile olmuyordu. Silah şakağında sadece gülüyordu. Sonra eli sağına düştü Polis yavaş, tedirgin yaklaştı. İnsanlar rahatlamıştı,  bir el ateş edildi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6305286731943100323?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6305286731943100323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6305286731943100323&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6305286731943100323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6305286731943100323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/11/aldan.html' title='Aldanış'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SR9m7Qs8mbI/AAAAAAAAAOU/kcbArEnV5aM/s72-c/kad%C4%B1n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4020693818562012981</id><published>2008-11-06T01:59:00.003+02:00</published><updated>2008-11-06T03:25:07.091+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hermann Hesse'/><title type='text'>Çarklar Arasında</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SRJCjK-t3aI/AAAAAAAAANs/1uxBkqfLihI/s1600-h/carklar-arasinda.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SRJCjK-t3aI/AAAAAAAAANs/1uxBkqfLihI/s320/carklar-arasinda.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265344086359793058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bazı eserler vardır, bitirdikten sonra hem sevinirsiniz hem üzülürsünüz. Üzüntünüzün tek sebebi vardır, okumakta geciktiğinizi düşünürsünüz. Hermann Hesse'nin Çarklar Arasında eseri bende bu duyguyu yarattı. Kitabı okuyan insanlar hep aynı cümleyi kurmuşlar, " liseye giden veya öss ye hazırlanan her öğrenci okumalı..." Bana kalırsa öğrencilerden önce öğretmenlerin ve anne babaların okuması gerek...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarklar Arasında Hermann Hesse'nin kendi hayatıyla paralellik taşımaktaymış. Babasının baskılarına rağmen İlahiyat Okulu'ndan ayrılıp yazarlığa yönelmiş... &lt;br /&gt;Jung’un öğrencisi Lang ona psikanaliz tedavisi uyguladı. Lang ile dostluğu ruhbilime ve Jung’a duyduğu ilgiyi körükleyerek şiirsel iç dünyasını zenginleştirdi.(vikipedia'dan alıntıdır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarklar arasında ezilmemiş kaç hayat vardır?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hans Giebenrath, kasabada yatılı okul sınavına girecek tek öğrencidir. Okulun müdürü, rahip ve özel matematik öğretmeninden bir yıl boyunca  dersler alır. Ve o büyük gün gelip çattığında Hans'ın tek dileği kimsenin hayallerini yıkmadan yatılı okul sınavından geçebilmektir... İki gün boyunca sınavdan sınava koşturur Hans. Çok iyi geçen sınavlarda vardır, hiç umudu olmadığı sınavlarda. Babasına bahsetmekten çekinir, bahsetmeye kalksada, azarlanır, aşşağılanır... Kasabaya döndükten sonra o büyük haber gelir. Hans sınavda ikinci olmuştur. " O kadar da zor değilmiş. Demek isteseymişim birincide olabilirmişim" diye düşünür. Sıkıntılı günler geçmiştir ve Hans'ın tek dileği güzel bir yaz tatilidir. Eve döndüğünde bahçedeki eski tavşan evine takılır gözü, tavşanları derslerine daha iyi çalışsın diye öğretmenleri ve babası evden yollamıştır. Sonra oltaları saklamışlar ve sonunda nehirde yüzmeyi ve aylak aylak kırlarda gezinmeyi yasaklamışlardı... Hans'ın içinde büyük bir nefret oluşur. Tüm bunlar ona çok anlamsız görünür...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç gün balık tutar, istediği gibi nehirde yüzer, kırlarda gezinir... Fakat müdürün Hans için harika(!) fikirleri vardır. Hans yatılı okulu kazanmış başarılı bir öğrenci olabilir, ama yatılı okulda çok daha zeki ve azimli öğrenciler çıkacaktır karşısına. İşte bunun için tüm yaz boyunca yeniden derslere başlar Hans. Başarıyı bir kere tattığı için bu çok fazla üzmez Hans'ı. Ne de olsa herkesten üstün olmak dünyanın en güzel duygusudur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yatılı okul günleri başlar. Sınıfta birinciliği kimselere kaptıracak gibi görünmüyordur Hans. Ama Hans kadar azimli, çalışkan ve terbiyeli çocuklar vardır. Bunun için Hans'ın nefes bile almadan çalışması gerekmektedir. Sadece çalışması. Yatakhane arkadaşlarının neredeyse hepsinin çok yakın olduğu herşeyini paylaştığı bir arkadaşı vardır ama Hans yalnızdır. Kendi gibi yalnız olan ve kimseyle yakınlaşmayan bir çocuk daha vardır, Hermann Heilner... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Nasıl biriydi şu Heilner? Hans'ın bildiği bütün üzüntü, tasa ve istekler ona tümüyle yabancıydı, kendine özgü düşünceleri vardı kafasında, kendi sözcükleri vardı; daha sıcak, daha özgür bir yaşam sürüyor, tuhaf acılar çekiyor, adete tüm çevresini küçümsüyordu. Eski sütunların ve duvarlardaki güzelliklerin dilinden anlıyordu. Ayrıca, gizemli bir sanatla uğraşıyor ruhundakileri yazdığı şiirlere döküyor, hayal gücüne dayanarak kendisine başkalarınkinden ayrı, yapay bir dirimselliği içeren bir yaşam kuruyordu. Yerinde duramayan, ele avuca sığmaz bir oğlandı..." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kısa sürede dost oldular...Hans Heilner dostluğu uyarılara ve cezalara rağmen büyüdükçe büyüyor ve Hans'ın derslerdeki o inanılmaz üstünlüğü gittikçe yerini başkalarına bırakıyordu... Heilner sayesinde Hans'ın önünde yeni kapılar açılmıştı, bu yeni tatlar Hans'a çok daha cazip geliyor ve sınıftaki birinciliği düşünmüyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün sevgili dostu Heilner Hans'a hiçbirşey söylemeden çekip gitti. Ve Hans Heilner'in gidişinden sonra büyük bir boşluğa düştü... Artık robot gibi yaşayan bir çocuktu. Bir kaç kontrolden sonra  sinir bozukluğunun gittikçe kötüleşmesi ve kendine zarar vermesinden korkan doktorun tavsiyesiyle Hans kasabasına dönmemek üzere gönderildi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sınav uğruna elindeki tüm güzellikler alınan Hans eve döndükten sonra hep ölümü düşündü. Çocukluğu ona artık çok uzak geliyordu ve o güzel günlere yeniden dönemeyecek olması Hans'a büyük ızdıraplar yaşatıyordu... Ölüm onun için en iyi ilaç olacaktı. Kendine güzel bir ağaç seçti, bu ağaçta can verecekti ve herşey bitecekti. Baş ağrıları, kınayan bakışlar, arkadaşlarının alaylı bakışları... Ve ölüm o istediği zaman geleceği için yeniden mutlu oldu Hans.   Çocukken mutlu olduğu kadar olmasada artık istediği zaman bu hayata son verebilir ve tüm acılardan, ızdıraplardan kurtulabilirdi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Flaig Ustanın yeğeni Emma'nın kasabaya gelişi, Hans'ın ona karşı hissettikleri ve tıpkı dostu Heilner gibi haber vermeden çekip gitmesi Hans'ı yine eski düşlere sürükledi... Ama Hans için yeni umutlar olabilirdi. Bir tornacının yanında çıraklığa başladı. Eski sınıf arkadaşı August'ta aynı tornacıdaydı ve o Hans'ı seviyordu... Çocukken çok iyi anlaşırlardı ve birlikteyken çok iyi vakit geçirirlerdi... August artık baş çırak olmuştu ve bunu kutlayacaklardı. Hans'ı da davet etti. Pazar günü gönüllerince eğlendiler. Hans sarhoş olana kadar bira içti. Ve evde babasının beklediğini düşünerek eve yalnız dönmeye karar verdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Kim diyormuş öğretmenlerde kalp yok? Kim öğretmenlerin kılı kırk yaran, fosilleşmiş, ruhsuz kimseler olduklarını söylüyormuş? Yalan, Yalan! Bir çocukta hayli zaman çalışıp da ortaya çıkarılamamış yeteneğin bir an gelip ansızın uç verdiğini, çocuğun tahtadan kılıçlarını, sapanını, okla yayını ve bütün oyuncaklarını nasıl bir yana bırakarak bilip öğrenme yolunda ilerlemek için çaba harcadığını, yoğun çalışmalarla henüz yontulup işlenmemiş tombul ve al yanaklı bir oğlanın, nasıl narin, vakur, neredeyse dünya nimetlerine sırt çevirmiş birine dönüştüğünü, yüzünün nasıl daha yaşlı ve maddilikten uzak bir görünüm kazandığını, bakışlarına nasıl daha bir derin, amacından daha emin ifadenin gelip yerleştiğini ve kanı giderek çekilen ellerine zamanla nasıl bir durgunluğun çöktüğünü gören bir öğretmen sevincinden deliye döner. Gururundan içi içine sığmaz. O körpe yaratıkların doğasındaki hoyrat gücü ve tutkuları dizginleyerek söküp atmak, bunların yerine devletçe saptanmış sıradan ideallerin fidelerini dikmek bir öğretmenin hem görevi, hem devletçe kendisine buyur edilip verilmiş mesleğinin yükümlülüğüdür. Şu anda halinden memnun ve çalışkan kaç memur ve vatandaş okul denen kurumların bu yoldaki çabaları olmasaydı kararsızlık içinde bocalar, bir fırtına gibi oradan oraya esip durur, hayallerle uğraşan biri olup çıkardı kimbilir?" S. 66-67&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4020693818562012981?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4020693818562012981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4020693818562012981&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4020693818562012981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4020693818562012981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/11/arklar-arasnda.html' title='Çarklar Arasında'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SRJCjK-t3aI/AAAAAAAAANs/1uxBkqfLihI/s72-c/carklar-arasinda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-3248829178688397519</id><published>2008-10-31T02:16:00.009+02:00</published><updated>2008-10-31T03:52:13.324+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Yazmazsam Çıldıracaktım</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SQpYGu74TwI/AAAAAAAAANM/J2UaPnHB2Bw/s1600-h/janker+adler.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SQpYGu74TwI/AAAAAAAAANM/J2UaPnHB2Bw/s320/janker+adler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263115987237490434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“ Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım.&lt;br /&gt;Yazı yazmak ta bir hırstan başka ne idi. Burada namuslu insanların arasında sakin, ölümü bekleyecektim, hırs, hiddet neme gerekti. ?&lt;br /&gt;Yapamadım, koştum tütüncüye, kâğıt kalem aldım.&lt;br /&gt;Oturdum.&lt;br /&gt;Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm, öptüm… Yazmazsam Deli Olacaktım.”  Sait Faik Abasıyanık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bu tutku? Neden bu özlem? Yemek gibi, içmek gibi, uyumak gibi, gün boyu tembellik yapmak gibi, sigara gibi, çay gibi, bir dostla iki kelam etmek gibi... İnsan yazmazsa çıldırır mı gerçekten? Çıldırmasa bile o uç noktaya geleceğine inanıyorum artık. Üstad Sait Faik'in dediği gibi " ... bir hırstan başka ne idi." Hırstı ama tatlı bir hırs. Keşke her hırs bu kadar zararsız olsaydı. Oysa söz vermiştim kendime, yazmayacaktım. Çıldırsamda yazmayacaktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime ne kadar büyük bir kötülük ettiğimi ancak üç yılın sonunda anladım. Kendime bir iyilik yaptım güzel bir defter ve kalem aldım. Çalışma masamın başına geçtiğimde hiçbirşey yazamadım. Beynim çöplük olmuştu, ne toparlaya biliyordum duygularımı, ne de kağıda dökebiliyordum. Sayfalarca saçmaladım, zırvaladım. Ne geçti elime? Koca bir hiç gibi göründü önce. Ruhun kusmasıydı bu. Rahatlamak için en iyi yöntemlerden bir tanesiydi. Keskin bir sirke gibi kendime zarar vermektense en iyi yöntem yazmaktı. Yazmadan nasıl duracaktım? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan mı nankör yoksa ilim mi? Bu soruyu bana kimin sorduğunu hatırlamıyorum. Tabii ki insan nankördür, demiştim. İnsan bilgiyi terk ettiği zaman onun orada öylece kalmasını ve büyük bir umutla onu beklemesini düşünmez herhalde. Nankör oluşumun ceremesini çekiyorum sanırım... Pencere önüne oturup, bahçe kapısına dikiyorum gözümü. Sanki o eski manevi hava bir cisme bürünüp o kapıdan içeriye girecekmiş gibi. Kimi, neyi ve hangi suretle beklediğimi bilmeden bekliyorum. Çok eski bir dostumu özlemiş gibi bekliyorum. Bu özlem beni çileden çıkarıyor. Sanki o çok değerli dosta ihanet etmiş gibi.  Sebepli sebepsiz gözlerim doluyor. Derin derin nefes alıyorum içimdeki acıyı dindirmek için nafile... İnsanın ruhu acılar içinde, sonsuz karanlıklarda kıvranırken yüreğinde uçsuz bucaksız acılar duyarmış. Bu acıları tarif edemez sadece ağlarmış. Ağlarmış da nereye kadar ağlarmış... Artık yazacağım, tüm dedikodulara, kendini bilmez insanlara inat... Artık yazmadan değil çıldırana kadar yazacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam&lt;br /&gt;Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sait Faik Abasıyanık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.........&lt;br /&gt;Karışık bir iş vesselam.&lt;br /&gt;Deli dolu yazar kalem.&lt;br /&gt;Yazdığı da ne? Bir sürü&lt;br /&gt;İpe sapa gelmez kelam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Veli &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resim; janker adler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-3248829178688397519?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/3248829178688397519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=3248829178688397519&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3248829178688397519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/3248829178688397519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/10/yazmazsam-ldracaktm.html' title='Yazmazsam Çıldıracaktım'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SQpYGu74TwI/AAAAAAAAANM/J2UaPnHB2Bw/s72-c/janker+adler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-7639901630062146675</id><published>2008-10-18T04:01:00.003+03:00</published><updated>2008-10-18T18:34:56.501+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Hamdi Tanpınar'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SPk1avLpljI/AAAAAAAAANE/od6CuVq93Vk/s1600-h/sahnenin+d%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndakiler.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SPk1avLpljI/AAAAAAAAANE/od6CuVq93Vk/s320/sahnenin+d%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndakiler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258292773389964850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Hamdi Tanpınar uzun zamandır tanışmak istediğim yazarlardan bir tanesiydi. Özellikle Halit Ziya Uşaklıgil'den sonra en büyük uslupçu oluşu bu merakımı daha da ateşlendirdi. Açılışı Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile yapmayı planlıyordum, ama kütüphanelerde her aradığın kitabı bulamıyorsun maalesef. Sevgili &lt;strong&gt;&lt;a href="http://evvelzamanicinde.blogspot.com/"&gt;evvelzamaniçinde&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü anlatmak için çok çaba sarf ettiğini ve zamana ihtiyacı olduğunu söylemişti. Şimdi ne kadar haklı olduğunu çok iyi anlıyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar eserlerinde o kadar çok karaktere yer veriyor ki... Ve eserlerinde  bir değilde birkaç önemli noktaya yer vermesi, eserlerin sindirilmesi, zihninde iyi yer etmesi için hayli zamana ihtiyaç duyuyorsun. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'de artık sindirilmeyi bekleyen eserlerden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın baş kahramanı Cemal çocukluğunu İstanbulda geçirmiş, babasının tayininin anadoluya çıkmasından sonra İstanbuldan ayrılmış fakat İstanbul'da geçirdiği günleri  unutamamış bir gençtir. Üniversite eğitimi için yeniden İstanbul'a dönen Cemal, İstanbul'u ve geride bıraktığı herşeyi çok merak etmektedir.İstanbul'da nelerin değiştiğini, eski mahallesini, mahallenin camisini, caminin bahçesinde ki ağacı... Ama en çokta Sabiha'yı merak eder. &lt;br /&gt;Cemal İstanbul'a dönerken çocukluk yıllarını hatırlamaya başlar. Romanın birinci bölümü geçmiş ve şimdiki zaman dilimleri arasında sürer. İkinci bölümde işgal altında olan İstanbul halkının ne kadar zor günler geçirdiğini fark eder Cemal.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabiha Cemal'in çocukluk arkadaşıdır. Sabiha'nın babası annesine kalan tüm mirası yemiş, bununlada kalmamış hâlâ kendine kalabilecek - sadece hayal olabilme ihtimali yüksek- mirasların hayaliyle yanıp tutaşan bir adamdır. Anne ve babasının kavgaları Sabiha'yı çileden çıkarır. O asla böyle bir hayat sürmeyeceğini söyler. Her zaman hayata soracak soruları olan ve her zaman baş kaldırmayı bilen bir kızdır Sabiha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sahneye İhsan çıkar. İhsan avrupada eğitim almış bir gençtir. Sabiha ve Cemal'e dersler vermeğe başlar. Her dersten sonra Sabiha'nın soruları artar. Cemal ise tedirgin olur...Cemal İstanbul'a döndükten sonra, İhsan'ın sahnedeki yeri daha önemli hale gelir. Cemal İhsan'ın evinde çocukluğundan tanıdığı simalara rastlar. Ve ilk günden İhsan Cemal'e görevler verir. Bunlar küçümsenecek görevler değil bilakis çok dikkatli yapılması gereken görevlerdir. Söz konusu olan şey Milli Mücadele'dir... &lt;br /&gt;Cemal kendine verilen görevleri yerine getirirken Sabiha ile bağlantısı olabilecek herkese Sabiha'yı sormaya devam eder... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal Milli Mücadele'nin önemini bilmektedir, fakat İstanbul'un Anadolu kadar zorluk çekmediğini düşünen bir gençken, fikirleri tamamen değişir. İstanbul sahnenin dışı, Anadolu ise içidir... Yinede zaman zaman Sabiha'nın merakı ateşlenir içinde. İstemeden girdiği bu işlerden sıyrılıp çıkmak ister bazende.  Muhtar adında bir adamla evlenmiştir Sabiha, mutlu veya mutsuz olduğunu bilmemek ve onu hâlâ görememiş olmak Cemal'i üzer. Muhtar ile tanıştıktan sonra tedirginliği daha da artar Cemal'in. Muhtar; sahtekarın, kumarbazın, alkoliğin, kadın düşkününün tekidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal'in yeni görevi Nasır Paşaya katiplik yapmaktır. Nasır Paşa'nin anıları İhsan ve arkadaşları için çok önemlidir. Nasır Paşa Cemal'i çok sever ve Cemal Nasır Paşa'nın yanında katip olarak işe başlar. Ve Cemal köprüde Sabiha'yı görür, aslında Sabiha Cemal'in İstanbul'da olduğunu uzun zamandan beri bilmektedir. Muhtar'ın korkusundan Cemal'in yanına gidememiş ve bu yolu tercih etmiştir. Cemal'e 'seni sonra bulurum' der ve oradan hızla uzaklaşır.  Nasır Paşa'nın anıları bazı kesimleri çok fazla rahatsız etmeye başlar. Ve bir gün Cemal yeni anılar yazmak umudu ile gittiği evde tüm gün boyunca Nasır Paşa'ya ait anıları yakarlar. Nasır Paşa çok tedirgindir. Her fotoğrafın, her belgenin, her mektubun anısını anlatır Cemal'e... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir akşam Cemal'in kaldığı pansiyona Sabiha gelir. Sabiha o akşam daha da tedirgindir. 'ah bir karar verebilsem' diye sayıklar sabaha kadar. Cemal neye karar vermesi gerektiğini sorar fakat cevap alamaz. Sabah uyandığında Sabiha gitmiştir. Ve Cemal sokakta bir afiş görür, afişin üzerinde, ' sahneye çıkacak ilk Türk kadın' yazmaktadır. O kadın Sabiha dır...  Ve gazetelerde yeni bir cinayet haberi vardır, Nasır Paşa evinde öldürülmüştür. Cemal Muhlis Bey'in yanına gider, Nasır Paşa cinayetinden dolayı İhsan'ın tutuklandığını öğrenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okunmaya değer bir eser...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-7639901630062146675?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/7639901630062146675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=7639901630062146675&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7639901630062146675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/7639901630062146675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/10/ahmet-hamdi-tanpnar-uzun-zamandr.html' title=''/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SPk1avLpljI/AAAAAAAAANE/od6CuVq93Vk/s72-c/sahnenin+d%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndakiler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-1303522645400056913</id><published>2008-10-16T23:17:00.004+03:00</published><updated>2008-10-17T01:03:00.914+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bekçi&apos;den...'/><title type='text'>İçimdeki çocuk</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SPe5zoXjAiI/AAAAAAAAAAc/8Bw9Iwhd_qc/s1600-h/innocen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5257875386638991906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="320" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SPe5zoXjAiI/AAAAAAAAAAc/8Bw9Iwhd_qc/s320/innocen.jpg" width="265" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr soğuk ve kızgındı. Tüm ihtişamıyla bahçedeki ağaçları sarsıyor, toprağa kavuşmak arzusuyla hareketlenen yaprağı rotasından caydırıyordu. Odası sıcaktı ama titreyen Beneğin halinden anlıyordu rüzgârın soğukluğunu Melisa. Yüreği gibi soğuktu ama kızgınlık ve hırçınlık yoktu hissettikleri arasında. Kırıktı, buruktu ve ince bir sızıyla kalmıştı bu sahipsizlerin sahibi yerde. Yıllarca anlayamamıştı, neden burada olduğunun farkına ancak son bir kaç ayda varabilmişti. O dönemlerde başlamıştı gözleriyle yollara takılıp kalmak, zaman zaman uzaklara, çok uzaklara dalıp gitmek.Yıllarca yurdun bahçesinde hep coşkuyla, gamsız ve kedersiz koşturmuştu. Tek sayılmazdı pek, köpeği en sevdiği, Beneği en yakın dostu idi. Artık son dönemlerde onunla da vakit geçirmek istemiyordu. Çünkü eğlenemiyor, gülemiyor, gamsız kedersiz koşup oynayamıyordu. Benek de hissediyordu ki bu duyguyu kulübesinden pek çıkmıyordu Melisa bahçedeyken. Hep bir şeyler bekliyor, yollarda birilerini gözleri arıyor, ta gönlünün derinliklerinden gelen anlamını bilemediği bir sızıyla sessizliğe, sahipsizliğe, yalnızlığa sürükleniyordu. Zordu onun için bu yaşta kavrayabilmek nedenini. Lakin hissediyordu, biliyordu, bir şeylerin özlemini duyduğunu. Evet, özlemdi bu ve acı veriyordu. Ne kimlik, ne sıfat. Hiç bir şey. Sadece neye karşı, niçin olduğunu biliyordu. Kavrayamıyor, ifade edemiyordu. Daha dokuz yaşındaydı. Tüm yaşıtlarının söylerken sıradanlık kazanan o kadar kelime vardı ki kendisi hiç bilmiyordu. Telaffuz edememişti çünkü, söylerken kelimenin vurgusunu dahi yapamayacak yabancılıktaydı.Yine oradaydı, pencerenin önünde. Yine uzaklara bakıyordu; yollara. Biri mi gelecekti? Bilinesi zor, kelimelerde kifayetsiz kalan duygularla. Sofadaki tüm nesneleri gözü kapalı seçebilirdi. O kadar çok bulunuyordu ki burada, kapıdan pencereye kaç adım, camlardaki her leke ve yeni oluşan her iz tarafından anlaşılabilirdi. Donuk ve dolgundu yine yüreği. Boğazında keskin bir bıçak yutkunma isteğini geri çeviriyordu sanki. Birisi gelse, ne yapıyorsun dese koşup sarılacak ve hıçkırıklara boğulacaktı sanki. O değil, sema ağlıyordu sanki yerine. Sanki ona ne yapıyorsun denmiş, örselenmiş, hatta bir tokat atılmıştı. Kana kana, ara soluklarını bile almadan, bebekler misali ağlıyordu gökyüzü. Keşke kendisi olsaydı böyle boşalan diyordu. Diyordu da, sessizce…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-1303522645400056913?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/1303522645400056913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=1303522645400056913&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1303522645400056913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/1303522645400056913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/10/iimdeki-ocuk.html' title='İçimdeki çocuk'/><author><name>kaldirimbekcisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SPe5zoXjAiI/AAAAAAAAAAc/8Bw9Iwhd_qc/s72-c/innocen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5104417231782466430</id><published>2008-10-09T23:45:00.001+03:00</published><updated>2008-10-09T23:47:11.112+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bekçi&apos;den...'/><title type='text'>Ey Sevgili; Hayat!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SO5twP3zXHI/AAAAAAAAAAU/kV7yNYbt_rM/s1600-h/hayat.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255258490849680498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SO5twP3zXHI/AAAAAAAAAAU/kV7yNYbt_rM/s320/hayat.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey Sevgili; Hayat!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Vakitlerden ayaz,yüreğimin en derininde bir sızı..Sessizliğimin çığlığı vuruyor yüreğimin en tenha kıyılarına..Üşüyor kalemimin ucu..Düşmüyor, akmıyor tek bir satır çığlığımdan dizelere. Sanaydı çığlıklarım, sessizliğinde ve sessizliğimde büyüttüm yetim kuşları.Göz yaşlarımı içime akıttım, aktığını gördüğünde üzülmeyesin diye… Yürüdüğüm her yolun senle olduğunu bilerek başladım yolculuklara. Nice gözü yaşlı, isyankar bulutlara yataklık ettim ama yinede buğulanmadı gözlerim.Senden geliyor diye yaşadım, kabullendim ve özledim. Umut bulduğum her söz, yüreğimi sürdüğüm her yol senleydi. Seni ben bildim, parmak uçlarında dolaşan kan damlalarına, bazende saçlarından düşen her saçın düştüğü toprağa özendim. Nefesini su bildim, kana kana içirdim içimin çöl deryalarına. Dilinden, sözcük lügatından düşen her sözü bereket bildim. Gözlerini azık belledim ama bir gün o gözlerine bakmaktan bıkmadım. Kirpiklerinin gölgelerinden dünyaya bakmaya doymadım.Tüm beyazlar sayfa, sayfalar bir sözden ibaret. Ben seni sevgili bildim. Ben seni kendim bildim. Ve ben seni HAYAT bildim. Yaşadıkça benle yaşayacak kadar sonsuz..Nefes aldıkça benle büyüyecek kadar bana elzem…&lt;br /&gt;Ey Hayat! Ört beni kendinle..Yalnızlığın çıplağında düşmekteyim bir yanıma..Sür yüzünün baharını..Yoksa bir sonbahar sabahında cümlelerin enkazına devrilecek gövdem..Kapa gözlerine gözlerimi...Sonra sus…Sen ve ben aynı safta aynı niyete durmuşken… Ta ki senin özleminin dağlarında umutlar açıncaya kadar…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5104417231782466430?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5104417231782466430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5104417231782466430&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5104417231782466430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5104417231782466430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/10/ey-sevgili-hayat.html' title='Ey Sevgili; Hayat!'/><author><name>kaldirimbekcisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SO5twP3zXHI/AAAAAAAAAAU/kV7yNYbt_rM/s72-c/hayat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4023424621530489600</id><published>2008-10-07T03:26:00.004+03:00</published><updated>2008-10-09T23:49:05.729+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bekçi&apos;den...'/><title type='text'>Ruhumun boş kaldırımları!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SOq5XGyb3jI/AAAAAAAAAAM/3Q9kjgfpuNY/s1600-h/kaldÄ±rÄ±m+bekcisi-.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254215721891388978" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SOq5XGyb3jI/AAAAAAAAAAM/3Q9kjgfpuNY/s320/kald%C4%B1r%C4%B1m+bekcisi-.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu gece yine hırçın kalemim, yüreğim, tuz buz olmuş aklım! Durgun denizler altında hırçın dalgalarla çıkıyor yüzeye. Bir bedende iki nefesin çırpınışıdır bu gece, gecelerde ay ile güneşi bir tutmanın çabasıdır bu, bu; mantık ile duygunun aynı serde yürüyüşüdür. Yüreğimin en dulda, en kimsesiz, en yalnız, en biçare, en ziyasız halidir bu. Kendimin, BEN’im en ben olduğum halidir bu.&lt;br /&gt;Bu gece hırcın kalemim; kendimde, iki canımda, acıyan her yaramda kan akıttığım, tuz gezdirdiğim suretimdir bu gece. Ziyası yok hiçbir nesnenin, öznenin! Zifiri karanlıklarda tüm benliğim; apaçık, çırılçıplak! Özlemlerim, hayallerim, sevgilerim, gizlerim, tebessümlerim ve kederlerim en saf haliyle, en uzak çocukluğumla yanıbaşımda!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4023424621530489600?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4023424621530489600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4023424621530489600&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4023424621530489600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4023424621530489600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/10/ruhumun-bo-kaldrmlar.html' title='Ruhumun boş kaldırımları!'/><author><name>kaldirimbekcisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5QD2j7njOFk/SOq5XGyb3jI/AAAAAAAAAAM/3Q9kjgfpuNY/s72-c/kald%C4%B1r%C4%B1m+bekcisi-.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-4473972883612263370</id><published>2008-09-30T21:56:00.004+03:00</published><updated>2008-11-21T23:54:31.270+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Kediler Köpekler Kadınlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SOKC1PitHXI/AAAAAAAAAMs/skiKYwdKl_o/s1600-h/kedi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SOKC1PitHXI/AAAAAAAAAMs/skiKYwdKl_o/s320/kedi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251903966684192114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Birşeylere karşı fobisi olan insanları anlarım. Saygıyla karşılarım. Birşeye fobim var mı bilmiyorum. Ama timsahtan tırsarım mesela veya örümcek, kılım o mahluklara... Üzerimdeki örümceği huylansamda üzerimde öldürürüm... Küçük İskender'in aksine. &lt;br /&gt;Aylardan haziran, havada bir sıcak ki anlatamam. Çöl sıcakları sık sık uğrar Gaziantep'e. Öğleden sonra güzel bir düşün kucağına kendimi bırakırken, bahçeden bir çığlık yükseldi. Uyku sersemi, neredeyim, kimim, benim burada ne işim var... gibi soruları kendime sorarken, aynı zamanda beynim olabilecek felaketleri sıralıyordu; Biri intihar etti, kalp krizi, biri damdan düştü, minare yıkıldı, deprem oldu.... Yataktan fırladım, pencerinin önünde aldım soluğu, birde ne göreyim; bahçenin ortasında bir hatun çığlık çığlığa bağrıyor. Aman Allah'ım bu kadın bu korkuyla kesin ölür dedim. Korktuğu şeyse beni gülme krizlerine sokmaktan başka bir işe yaramadı.Onu böylesine korkutan benim sevgili köpeğimden başka birşey değildi, üstelik henüz bir aylıktı. Bundan da korkar amenna derim, ama köpeğin kadının çığlıklarından korkup bahçe masasının altına saklanıp viyaklaması ayrı komediydi. Bahçeye çıktım, düşünüyordum önce kadını mı yoksa köpeğimi sakinleştirsem diye. Birileri su getirdi, kadın suyu içti ben köpeğimi kucağıma aldım, " O daha çok küçük üstelik dünyanın en uysal varlığı. Sana birşey yapamaz korkma! " bu cümleler kadını sakinleştirmek için değildi, o öyle bir mahluktur ki hırsıza bile kuyruk sallar. Kadın sakinleştikten sonra başladı vaaz vermeye, " efendim bizim dinimizce köpek beslemek haramdır " hasbinallah dedim bende, sadece hasbinallah, " köpek giren eve melaike girmez " diyor, o çok bilmiş bakışlarıyla. Ben Peygamber miyim? demek geliyor içimden, tövbe Allah'ım tövbe diyorum sonra. " Din siyaset tartışmam ben. Seviyorum besliyorum" diyorum kadına en lakayt tavrımla, " valla benden söylemesi " diyor. Söylemesen bilmeyecekler seni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan bir kaç ay geçiyor, ben kedim ve köpeğimle gayet rahat yaşamaya devam ediyorum. İnsanlar ırk ve din tartışmaları yaşarken ben hepsinin inadına kediyle köpeği dost ediyorum birbirine. Bilgisayarımın başına oturmuşum, çayım ve sigaram en güzel dinlenme saatlerinden biri. Kapı çalıyor, beklenmedik misafirlerden hoşlanmam! Ben kapıya bakarken benim sevgili kedim bacaklarımın arasından bahçeye çıkmak istiyor. Bahçeye çıkarkende kapıda duran kadının eteğine değiyor. Aman yarabbi dünyanın sonu geldi sanarsınız, ve bir çığlık daha. Benim sinirlerimi bozan, zavallı kedimi korkudan sıçratan bir çığlık.  Kadın kediden korkmuyor sakın yanlış anlamayın. Kadının eteği siyahmış "e ne var bunda? " diyebilirsiniz, ama ona göre var. Çünkü benim kedim asil zade van kedisi. Hatunun eteğine tüyleri yapışmış meğer. Bu çığlığa değer miydi? " Ay kuzum öldürüyor şu hayvan sevgin beni, bak ne hale geldi eteğim " diyor, bende " e ne var kuzum? temizleriz geçer" diyorum, yılan gibi tıslarcasına. " Yok yok acelem var, sen bu hayvanları kapı dışarı etmeden gelmiycem ben sana " diyor, hay yarabbim ne günah işledimde sardın bunları başıma? " E sen çok beklersin o zaman " diyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle molası verildiğinde dışarıda yemeye karar veriyoruz. Gezinirken birde ne görelim kafeslere hamster koymuşlar, aman Allah'ım ne tatlı şeyler. Bir tane alıp beslemeye karar veriyoruz üç kafadar. Hamster konuyor kutuya, tabii biz derse girmek zorundayız, mecburen kutuyu yanımıza alıyoruz. Derse giriyoruz, ilk iki saat herşey yolunda, ağzında bakla ıslanmayan biri bizi hocaya gammazlıyor, " hocaaamm kutuda ne var biliyo musunuuzzz?" geber diyeceksin diyemezsin, e ayıp hoca var. Hoca kutuya bakıyor, gülüp geçiyor. Sonra bir hatun geliyor kutunun başına " ay bu ne böyle hiç böyle bişey görmemiştim," hayır uzaydan mı geldin sen desem uygun cevap bu değil biliyorum. Benim hayal dünyama göre uzaylılar bizden daha ilerideler. Eğer varlarsa tabii... Nerede yaşadın, ne yedin, ne içtin sen yavrum? Hamster diyor arkadaşlardan bir tanesi, " hiç duymadım valla " diyor, duymanada gerek yok zaten. Herkes herşeyi bilemez ki canım... " bence beslemeyin siz bunu, Allah bilir kaç hayvanın kırmasıdır. Piç derler bizim oralarda böylelerine, hem böyle şeyler beslemek günah olur " al sana bir vaaz daha. Hayır ben sana dini bilgi sormadım ki güzel kardeşim. Ben piç beslerim sana ne? Bir ansiklopedi alıp hamsterlar hakkında bilgi edinmesini söylüyorum ona. Edinir mi bilemem. Bu arada bir tanesi hamsteri eline almış severken bir çığlık, hamstera piç diyen kadının kafasında geziyor hayvan, buda bir takdir sanırım. Etme bulma dünyası mı deseydik? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargılar ve hükümlere maruz kalmadan kedi ve köpeğimle mutlu bir hayat sürmek istiyorum...  &lt;strong&gt;&lt;a href="http://negatif-im.blogspot.com/"&gt;Negatif-im &lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; de son edindiği yavrucuklara güzel evler edindirmek istiyor. Kediden korkmayan ve huylanmayan sahipler. Hoş kediden korkan ve tüylerinden huylanan kimse evine kedi almaz ya.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-4473972883612263370?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/4473972883612263370/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=4473972883612263370&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4473972883612263370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/4473972883612263370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/09/kediler-kpekler-kadnlar.html' title='Kediler Köpekler Kadınlar'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SOKC1PitHXI/AAAAAAAAAMs/skiKYwdKl_o/s72-c/kedi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-8153817911890115983</id><published>2008-09-04T01:09:00.006+03:00</published><updated>2008-11-21T23:56:12.916+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Kusması'/><title type='text'>Sevdim varmadı, istedim vermedi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SL8dDVq-1QI/AAAAAAAAAMk/166AK_ThMBg/s1600-h/s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SL8dDVq-1QI/AAAAAAAAAMk/166AK_ThMBg/s320/s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241940434476782850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yeni neslin acayip ilişkileri, bir türlü çözemedim. Otobüste, dolmuşta ve okul kantinlerinde en çok dikkatimi çeken konuşmalar bunlar oluyor desem... diyemem çünkü ben başka muhabbet duyamıyorum. "Ben ona çağrı attım o bana yarım saat sonra çağrı attı, dakka sayıyorum ben ona kırkbeş dakika sonra çağrı atacam ", " bi mesaj attım cevap vermedi, ben ona yarın cevap vercem", içimden şöyle demek geliyor " arkadaşlık, dostluk, aşk bu değil ki kardeşim karşılıksız vermektir.", ama onlar bunuda yanlış anlarlar nede olsa içinde "vermek" geçiyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Abi ben boştayım şimdi bana bi manita ayarlayalım", bu cümleyi ilk defa duyanların vereceği tepkiyi aslında kestirebiliyorum, " hass... hasbinallah bu ne ya", benim tepkim daha ağır olmuştu. " Abi yalnız bu ayarlıyacağımız kız biraz salak olsun.", ne ayarlıyorsa. " Ustam ortaya karışık" bu cümle uyar herhalde onlara.  Mesela geçen gün otobüste iki kız aralarında konuşyolar," Merti Meltemle gördüm, ayy çok sinir oldum Meltemin bana bunu ikinci yapışı. Kimi ayarlasam elimden alıyo. Ama görür o..." yanındaki hatunun dünyadan haberi yok. Yok ama cidden yok, belliki arkadaşının bu muhabbetlerine alışmış, " ayy bi indirim vardı .... da bi ayakkabı alana biri bedavaydı üstelik ayakkabının çifti sadece elli avro", benim iç sesim bir an dışa vuruyor, " hasiktir nerdeyim ben avrupada mı?", hayır alışveriş yapın bana ne ama elli avro da ne oluyor? Üstelik burası trustlik bi memlekette değil... Ben elli avroya ayakkabı alan adamın... bide indirim diyor utanmadan. Üstelik o gün benim cebimde sigara alacak param bile yok. Bankada sıra bekliyorum, önümdeki delikanlının telefonu çaldı, " Tuğçe geçen mesene açtı, selam dedim kayboldu, bi girdim baktım engellemiş lan beni görür o. O yeni manitası ... ( burdaki küfrü yazamam ) parasını yesin, onun parası bitince görcem ben onu", bu muhabbete dayanamayıp dikkatimi diğer tarafa verdim, yanımdaki hatune kişide telefonla konuşuyor, " ayyy canım çok sıkkın. Valla bilmiyorum hesapta ne kadar para varsa çekip stres atmayı düşünüyorum, fazla bişede yok heralde hesapta ,ancak beşyüz lira olcaktı... Babam geçen avrupadan bi telefon getirtmiş harika bişee, üstelik sadece beşyüz öyyroo", ben senin babanın derimde ayıp olur şimdi... Muhabbeti hala devam ediyor hanım kızımızın, " ya zaten boşum iki haftadır, sevgili yapcam kendime geçmiyo böyle zaman. Elimi sallasam ellisi zaten.", ben senin eline bakanın, ellisinin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya parklarda dikkat çekerim diye kitap okuyormuş gibi yapanlar. Arkadaşlarla yürüyüşe çıkmışız önce kendi halinde kitap okuyo gibi görünen bi kız çarptı gözüme. Dikkatle bakmaya başladım. Benim tek merakım ne okuduğuydu. Kiremit kalınlığında bir kitap vay be! Tipi o kadar kalın kitaplar okumaya yatkın birşey değildi. Ben kitabın ismini görmeye çalışırken rüzgar çıktı hooppp yapraklar birbirine karıştı. O da ne! kız aynı dikkatle okumaya devam etti. Ama aramızda yaklaşık onbeş metre vardı. Arkadaşlarıma, " okumuyo ki bu kitabı",  dedim. " Alma kızın günahını" dediler. Sonra "dikkatli bakın" dedim, "gözleri kitaptan başka herşeyde aslında..." Sonra bir rüzgar daha, ve yine sayfalar karıştı. Sonunda onlarda anladılar... Ama ben hala kitabı merak etmekteyim. Ansiklopedi falan mıydı acaba?! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün sırtında gitarla gezen bir grup gence rastladık. Oturdular karşımıza. Dedik ki, " ne güzel onlar çalar biz dinleriz." ama nerde? " Abi harbiden işe yarıyomuş bu gitar ya, herkes bize bakıyo lan. ahahah", e bu durumda biz dumur. Birde gitarı çıkardı, oda nesi iki dakika kadar dalgın dalgın ters tuttu angut! " Oğlum bari bişeyler tıngırdat" dedi yanındaki, gitarı elinde tutan ise, " ulan tıngırdatabilsem tıngırdatcam...". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece onlar bu tür ilişkiler içinde yüzüp iki kelamlarından biri " canım sıkılıyor " olsa onada amenna dersiniz. Birde çevrelerindeki herkesi kendileri gibi angut sanıp, hayatın anlamının sadece birileriyle " çıkmak!" olarak algılamaları yok mu? " Ya kızım seninkide hayat mı?" diyor arsız arsız. " Neden" diye soruncada, utanmadan, " en son kimle çıktın onu bile hatırlamazsın sen ahahha", benim en uygun cevabım edepli bi küfür olur genelde ama ondanda anlamazlar. Arsızın yüzüne tükürmüşler yağmur yağıyor demiş hesabı. " Çok canım sıkılıyor.", diyor bana " e kitap oku. sürükleyici bir roman olabilir mesela", verdiği kesin net yanıt beni acayip duygulandırıyor, " hıımmmm ", yüzündeki ifade beni çileden çıkarıyor. İfadeden şunları okuyabiliyorum," kitaplarla bozmuşsun sen kafayı, ancak okursun zaten. Hayatın anlamını bilmiyorsun sen", ben çileden çıkıp onu öldürmemek için kendimi zor sakinleştirirken şu cümleyi kuruyor, " bir sevgilim olsa bu kadar canım sıkılmaz aslında."... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Neden gidiyorsun darulfununa Selma" &lt;br /&gt;" Aman Ferit seninkide soru mu? Tabii ki koca bulmak için" &lt;br /&gt;Matmazel Noraliya'nın Koltuğu  / Peyami Safa &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun lafın kısası, devir olmuş siber alem...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-8153817911890115983?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/8153817911890115983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=8153817911890115983&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8153817911890115983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/8153817911890115983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/09/sevdim-varmad-istedim-vermedi.html' title='Sevdim varmadı, istedim vermedi'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SL8dDVq-1QI/AAAAAAAAAMk/166AK_ThMBg/s72-c/s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6731063885851604731</id><published>2008-08-19T02:07:00.007+03:00</published><updated>2008-08-19T04:30:01.300+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Franz Kafka'/><title type='text'>Dava</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SKocH3vjigI/AAAAAAAAAMc/uBbGojCSU1s/s1600-h/Dava.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SKocH3vjigI/AAAAAAAAAMc/uBbGojCSU1s/s320/Dava.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236028438319696386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dava Franz Kafka'nın en büyük eserlerinden bir tanesi, diye anılır hep. Bana sorarsanız, en büyük eseri derim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Josef K. bir bankada geleceği parlak bir şeftir. Cuma geceleri bira içmek ve bir kaç kadınla olan ilişkisi dışında o dönemde yaşanan bir hayata göre sıradan bir yaşam tarzına sahiptir aslında. &lt;br /&gt;Ve bir sabah Josef K. işlemediği bir suçtan dolayı tutuklanır. Bu olay kahramana önce çok saçma gelir, fakat romanın ilerleyen bölümlerinde sanki o gerçekten suçluymuş ve suçunu biliyormuş fikrini yaratmaya başlar üzerimizde. Bana kalırsa bunun tek nedeni, insanlara yapılan baskılar yüzünden çoğu zaman yapmadıkları şeyleri kabullenmeleridir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutuklanmanın hemen ardından serbest yargılanacağını öğrenir. Fakat her zaman kendini gözhapsinde tutacak iki memur verilir yanına. Bu memurları yanında nasıl gezdireceğini düşünür ve sorar.Ertesi gün bankaya gittiğinde o iki memurun uzun zamandır bankada çalıştığını fark eder... Ve akıl karıştıran ilk düğümde atılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk mahkemenin tarihi ve adres verilir Josef'e. Bu adres varoş bir mahallede yıkık dökük bir evin adresidir. Pansiyon gibi kullanılan bir ev. Adresi bulur bulmasınada, mahkeme salonunu bulması hayli zaman alır. Çünkü mahkeme salonu denilen yer, o yıkık viranenin çatı katıdır... İlk duruşmasına geç kalması, oradaki juri üyeleri ve ifadesini alacak olan memurlarla girdiği tartışma yüzünden o oturumda hükmü verilir aslında... Ama ne dava hakkında ne hüküm hakkında asla bilgi vermez yazar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sahneye Josef'in amcası gelir. Josef amcasının davadan haberdar olduğunu öğrenince çok şaşırır. Amcası kızının bir mektupla bildirdiğini söyler. Amca kızının nasıl öğrendiği de ayrı bir muammadır... Amcası Josef'e iyi bir avukat tutar. Aslında Josef avukat falan istemiyordur. Ama amcasının baskılarına dayanamaz. Avukat Huld oldukça yaşlıdır. Ve her zaman kendini metheden bir adamdır. Fakat Josef'in içine sinmeyen birşeyler vardır... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bankaya Josef'in daimi müşterilerinden biri gelir ve Josef'e davadan söz eder... Josef'e yardım edebileceğini düşündüğü bir isim verir. Bu adam - ismini hatırlamıyorum... - bir ressam ve mahkemede görev alan memurların resimlerini yapmakla görevli, kendi deyimi ile ' baba mesleğini ' devam ettirir... Onlar kendi portlerini bir yargıç gibi yaptırtırırlar... Ve bu portlerin gerçek öyküsü insanı hem güldürüyor hem düşündürüyor... Bu ressam Josef'e üç şekilde davadan kurtulma yolu anlatır - ne kadar kurtulma denirse...-. Gerçek aklanma, sözde aklanma ve sonsuza dek sürünceme. Fakat gerçek aklanmayı henüz hiçkimsenin başaramadığını ve bu konuda Josef'e yardım edemeyeceğinide söyler. Daha sonraki açıklamalarında, sözde aklanma ve sürünceme'ninde aslında bir işe yaramadığını vurgular. Ama yinede sürünceme'yi tercih etmesini inatla vurgular... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değinmeden geçemeyeceğim bölümlerden bir taneside ' Katedral ' bölümü. Katedral bölümde çok sevdiğim bir mesel vardır, kanun önünde. Bu meseli katedralde bir rahip anlatır Josef'e. Cezaevi rahibi olduğunu söyler. Kanunu ve düzeni savunur, aslında bu savunmanın arkasında bile şüpheler ve tamamen iman etmeyiş cümleleri vardır. &lt;br /&gt;" Bir insan insan olurda nasıl suçlu olabilir. Biz bu dünyada birimiz ötekimiz gibi insan değil miyiz ?!..." Ve bu cümleyle Kafka kafaları iyice karıştırır... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kitabın sonunda iki görevli gelir Josef'i evinden alır. Şehrin dışında bir yere götürür... Josef tutuklandığı gün onu görmesi gereken memurun yanına gitmeden evvel siyah bir takım giymesi söylenir. Kitabın sonunda da Josef aynı siyah takımı giymiştir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinmeyen ve asla açıklanmayan bir dava. Görülmeyen büyük avukatlar, yargıçlar. Kimseye davadan bahsetmemesine rağmen hayatında varolan herkesin davadan haberdar olması. Uzakta veya yakında hepsi haberdardı... Ve verdikleri hüküm... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın içinde tamamlanmamış bölümlerde yer alıyor. Kitap ilk okuyuşta kafa karıştırabilir veya sıkabilir. Ve kitabın sonunda Heinz Politzer / Kafka der adlı eserinden alıntılar var. Bu alıntılarla kitap daha da aydınlanıyor. Kitaptaki o büyük yargıçların, rahiplerin, portlerin tamamen imgesel oldugunu anlayınca insan bazen aydınlanıyor bazen daha da büyük karanlıklara sürükleniyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ... Kanun sanığın avukat tutmasına izin vermez de, yalnızca göz yumar " &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ' Bir köpek gibi ', dedi ses, sanki bunun utancının kendisinden sonra da yaşaması gerekiyordu. " &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F. Kafka / Dava &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Böylece rahibin sözleri sırf K.'yı kendisi ve suçu hakkında karanlıkta bırakmak için dava üzerine ışık serper. Kafka, paradoksu Josef K. 'nın rahiple karşılaşmasının başında anlamlı bir simgeyle dile getirir. " Bir ara arkasına dönen K.uzun ve kalın bir mumun az ilerideki bir sutuna tutturulmuş bir şamdanda yandığını fark etti. Bu her ne kadar güzel bir şeyse de, büyük çoğunluğu yan mihrapların karanlığında asılı duran tasvirlerin aydınlanmasına hiç elvermiyor, hatta karanlığı daha da çoğaltıyordu. "   Işık koyuluğunu  belirtmek için karanlıkta parıldar. Umut da insana verilmişse, umutsuzluğunun dipsizliğini görmesi, algılaması içindir. ' Dava ' romanından sızan tüm ışığın kaynağı, rahibin meselinde, " kanun kapısında hiç sönmeksizin sızıp gelen " parlaklık, gözlerinin feri zayıflayan taşralı adamın, " çevresinin mi gerçekten karanlığa gömüldüğünü yoksa sadece gözlerinin mi kendini yanılttığını " bilmez olduğu sırada belli eder kendini. Taşralı adamın o ışıktan yalnızca bir parıltıyı algılamasından sonra kesin olan birşey vardır: " Artık pek ömrü kalmamıştır adamın " Rahipten işittiği sözlerle öldürücü ışıktan nasibini alan K. da artık fazla yaşayamayacaktır... &lt;br /&gt;Taşralı adamı görebilmek için onu bir uçurumun kenarına getirmek de, ışığın işlediği bir suçtur... &lt;br /&gt;Heinz Politzer / Kafka Der.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6731063885851604731?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6731063885851604731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6731063885851604731&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6731063885851604731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6731063885851604731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/08/dava.html' title='Dava'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SKocH3vjigI/AAAAAAAAAMc/uBbGojCSU1s/s72-c/Dava.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6850183795000609995</id><published>2008-08-17T02:06:00.004+03:00</published><updated>2008-08-17T03:19:34.765+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Günce</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SKdtYMe-WdI/AAAAAAAAAMU/YVfq6f35yc8/s1600-h/mistik.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SKdtYMe-WdI/AAAAAAAAAMU/YVfq6f35yc8/s320/mistik.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235273354276919762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir yere yağmur yağıyor belliki. Toprak kokusu var havada. Hemde ne koku... Çek çekebildiğin kadar ciğerlerine. Toprak insana hep umut vaadetmez. Yağmur damlalarıyla yoğruldumu toprak, işte o zaman umut vaadeder insana. " Bu gece olmaz " diyorum, iç çekerek, " bu gece olmaz "... Kırlarda başıboş, beyhude yürüdüğümü hayal edemem bu gece... Yalnızlığım ilmek ilmek ruhuma işlenirken, ne güzel havalar kendime getirir beni, ne toprak kokusu... Yüreğimin bu sızısı, "yol bitti", diyor. "Aptal bir tüketici gibi tükettin tüm güzellikleri. Asla üretmeye yeltenmeden tükettin...", dünyada güzellik var mıydı? Ben yetişemedim öyleyse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğim adamların gözlerinin içine bakıyorum bu gece. Sonra yüreğimin en yalnız köşesinden sesleniyorum onlara " haydi anlayın beni... " &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kart almak istiyorum, bir mektup. Edebi cümleler olsun içinde, sırlar olsun, gizemler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel düşler bekleme benden. Göremem, anlatamam... Neden sanıyorsun her gece morfin çekip yatışım. Güzel düşler göremiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm heycanım gitmiş... Sanki geleceğe dair ne varsa elimde, çekmiş almışlar. Yinede yeni bir hayat arzusuyla doluymuş gibi, daha bugünüm bitmeden yarına umutla bakmaya başlayan. Yarınında bugünden kötü olacağını bile bile. Bir mum alevine sığınmışım yıllardır, her yanımın isleneceğini bile bile. Başka çarem yoktu çünkü. O is sayesinde varoluyordum ben ve o is eşliğinde aydınlanıyorum, az da olsa. Bir ruhu karartmak çok mu zor sence? Çürümeye yüz tutar ruh, sonra varolan canlı bedeninin içinde acı çığlıkları atarak ölür. Kimse duymaz çığlıklarını. Şu anda sığındığım o mum ışığının gölgesi karanlığa gömüverdi herşeyi. Hayatımda ne varsa karanlığa gömdü ansızın. Acımadan... Haklıydı, bende ona acımadım . Morfinin etkisi azalınca, içime seslenen o ses beni aydırıyor sanki. Ama kimin sesi? Mum alevi olabilir. &lt;br /&gt;Yalnızdım ve nedense hep yalnız kalacağımı düşünmüştüm. Haklıydım... Her yerim yaralar içinde, ve ruhumun nasıl azap çektiğini gösterir bir ifade var yüzümde. Hayatımı bana bağışlayın , kim bilir başka isteklerimde olacaktır. Ama şimdilik bu yeter. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey hayat! Bana kartlar yolla. Edebi birşeyler istemiyorum artık senden. Bir ses, bir sada yeter artık bana...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6850183795000609995?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6850183795000609995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6850183795000609995&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6850183795000609995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6850183795000609995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/08/bir-yere-yamur-yayor-belliki.html' title='Günce'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SKdtYMe-WdI/AAAAAAAAAMU/YVfq6f35yc8/s72-c/mistik.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-6772152498117061312</id><published>2008-08-02T03:37:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T20:38:49.053+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Ve bir roman daha bitti bir adam ufukta kayboldu gitti</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SJOsEHyhWaI/AAAAAAAAAMI/rXy0WC1v8FI/s1600-h/2061.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SJOsEHyhWaI/AAAAAAAAAMI/rXy0WC1v8FI/s320/2061.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5229712779117681058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;" Her zaman ki yerde. Kahvaltı yapmadan gel." &lt;br /&gt;Kapısına sıkıştırılan bu notu gördüğünde saat sabahın altısıydı. Hangi zaman diliminde bırakmıştı acaba bu notu. Saat kaçta buluşacaklar, hangi tarihte buluşacaklar; hiç bir bilgi yok. El yazısını da tanımasa gizli bir hayranı sanacaktı... Bu adamın  tavırları onu çileden çıkarıyordu. Sıradan bir hayatı yoktu, şimdi kapı eşiğinde duran ve o notu elinde tutan kadının.Bugün erken uyanmasının tek nedeni yapacağı iş başvurularıydı.Planlı bir hayatı yoktu, parayı biriktirip sonrada afiyetle beş parasız kalıncaya kadar yemek ve sıradışı olduğunu düşünen insanlarla vakit geçirmek onun için bulunmaz zevklerdi.Bu notu bir kaç dakika önce bırakan adam ise;  kendini sıradışı sanan, sıradan bir hayat sürebilmek için elinden geleni yapanlardandı. Kendine nasihat eden yurdum insanlarından hiç farkı yoktu aslında. Emekli olmayı bekler, emekli olduktan sonra torunlarına hediyeler alıp mutlu olabilecek bir adam. Yinede bir psikolog olması ondan birşeyler öğrenebileceğini kendine telkin eder ve bu kendini çok değerli sanan, enaniyetli adamın randevularını kolay kolay geri çevirmezdi. Peki bu adam bu kadar sıradışı bir kadından ne istiyordu? Acaba kendine bu kadar yakın hissetmesi nedendi? Şimdilik gitmesi gereken bir işi yoktu ama uğraması gereken bir kaç iş başvurusu vardı, onlarıda hallettikten sonra her zamanki mekana gider ve beklerdi. Hesabıda ona ödetirdi. Oh! ne ala bir gün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş başvuruları umduğundan çabuk bitmişti, saat henüz onbirdi. O her zamanki mekana girdiğinde yine elinde olmadan başını kaldırdı ve güneşin o minicik pencereden içeriye nasıl girdiğini, nasıl her yanı bu kadar güzel aydınlattığını seyretti.Adem evlatlarıda böyleydi işte, küçücük pencerelerle aydınlanabilir. Ama o pencerelerin önüne konan ve kaldırılması mümkün sorunlar yüzünden sonsuz karanlıklara gömülen...  Garson müşteriyi iyi tanıdığından ve muhabbetleri olduğundan bu anı bozmak istemedi, yanından sessizce geçti. Her zaman oturduğu masaya oturdu. Bu masanın belirli bir özelliği yoktu. Önünde uzanan koca caddeyi gösterdiği ve kafenin camlarının içeriyi göstermediği düşünülürse; yıllardır insan üzerine yaptığı araştırmayı pekiştirdiği nokta diye tanımlayabiliriz.  Bu mekanın tarihini bilmiyordu, bilmekte istemiyordu. Bildiği tek şey yüzyıllarca hamam olarak kullanıldıktan sonra kafe yapıldığı. Ortadaki göbek taşını  havuz yapmışlardı.  Bu balıkların mütemadiyen aynı tempoda süzüldükleri ve asla şikayet etmemelerine her görüşte şaşırırdı.Daha sonra dışarda yürüyen, insanların mutsuzluğunu ve mutluluklarını seyretmeye koyulurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Geciktim. Özür dilerim", bu cümleyi kurarken içten ve samimi olduğu her halinden belliydi. Düşünmeden edemedi, "acaba bu adam böyle mi doğdu? Yani hep bu kadar kibar mıydı? Kibarlık araya hep bir mesafe koyar...", bu düşünceler içinde yüzerken cevabın gecikmesinden sinirlenen Sayın Psikolog bir kaç soru daha yöneltti, " nasılsın? iyi görünmüyorsun. Kötü bir gece miydi", Ve bir o kadar sabırsız her isteğin, istendiği anda önüne sunulmasını bekleyen bir tavırla soruyordu bu soruları.&lt;br /&gt;" Hayır ben çok iyiyim. Teşekkür ederim ilgin için. Sen nasılsın?", ne sıkıcı bir giriş, gelişme ve sonucuda bir o kadar sıkıcı olacağa benziyordu. " Kötüyüm ", diyordu iç geçirircesine. " Çok kötüyüm", neden diye sormak gelmesede içinden, sormak zorundaydı ve sordu," neden?" cevap vermemesi, acil olarak çağrılması, o anda kalp krizi geçirmesi... O kısacık anda tüm bunları ve daha da fazlasını geçirdi aklından. O kadar düzenli bir adamdı ki, kalp krizi de dahil hepsini hesaplamıştır diye düşündü. " Bu ilişkinin sonu ne olacak?" , bu soruyu asla beklemezdi, bekleyemezdi. Ne ilişkisi? Bu soru ona bir tokat gibi gelmişti. Tüm gece uykusuz kalması ve yüksek dozda aldığı ağrı kesiciler yüzünden düşüncelerini yeteri kadar toplayamıyordu, ama bu soru her şeyin bir anda yerli yerine oturmasına yardımcı oldu. " Hangi ilişki?! ", Soruya soruyla karşılık verirken burnundan ateş soluyan bir ejderha gibiydi ve sesi kubbeyi çınlattı, havuzdaki balıklar  bir kaç saniyeliğine bile olsa rotalarını şaşırdılar. Eğer o balıkların rotasını şaşırdığını görseydi ve çınlayan kubbede ki camın çıtırdağını duysaydı insanın bu dünyada ne kadar büyük değişiklikler yapacağını daha iyi anlar ve kendine vermesi gereken değeri verirdi. " Herkes bize bakıyor! Biraz daha sakin ol. En büyük hatan bu işte. Kendini kontrol edemiyorsun.", İşte yine bilgece konuşmalar. Herkes ona bakarsa baksındı. Ne yani onlar hiç sinirlenmez, seslerini yükseltmezler miydi? " Ben yeteri kadar sakinim. Bu soruyu açıklamanı bekliyorum", şimdi daha sakindi ama yeteri kadar olduğu konusu tartışmaya açılabilir, ve Sayın Doktor gibi bilge adamlar ve kadınlar tarafından yeteri kadar rezalet sebebi sayılabilir ve kınanabilirdi. &lt;br /&gt;" Bizim ilişkimiz. Bir erkek ve kadın arasında geçebilecek doğal ilişkilerden olan. Anladığını düşünüyorum", evet artık ipler kopmuştu ve kendini artık kızgın bir boğa gibi hissediyordu.Ve bu  kızgın boğa matadoru öldürebilirdi. Boğaların matador öldürmesi seyrek rastlanılan bir olay olsada bu gün o seyrek rastlantılardan biri olacak ve matador ölecekti. " Ben... Sanırım anladım. Kendi kendine gelin güvey olma ilişkisi. Böyle bir ilişkinin varlığına ne zamandan beri inanıyorsun...", bu cümle yarıda kalamazdı karşısında ki bilge atağa geçecekti ama şimdi olmazdı. Madem başladı bitirmek zorundaydı. Derin bir nefes aldı, nemli hava ciğerlerini doldurdu ve bu havayı iyi değerlendirmeliydi. " Ben ortada bir ilişki göremiyorum. Senin bilgeliklerin ve bu kibarlığın çoğu zaman beni çileden çıkarsa da senden birşeyler öğrenebilirim umuduyla bu dostluğu sürdürdüm ' dostluk ' diyorum çünkü bundan öteye gitmedi asla. Ama sen şimdi benim karşıma geçmiş benim haberdar olmadığım bir ilişkiden ve sonumuzun ne olacağından bahsediyorsun.", kelimeler ağzından ne kadar net dökülüyordu ve kendine zorla hakim olduğu ne kadar da belliydi. " Şimdi konuşma sırası bende " diye düşünürken saniyelerle yarışıyor ve bilgeye lafı kaptırmamak için düşünebileceği kadar hızlı düşünüyordu. Karşısında oturan bu bilge adam şimdiye kadar edindiği deneyimlerden bilmeliydi ki, bu kadın çok zekiydi ve gözünen hiç birşey kaçmazdı. İlk darbeyle birlikte bizim bilge arkasına yaslanmış rahat görünmeye çalışan ama bu tepkilerden rahatsız olan, konumu ve bilgeliği yüzünden kendini sakinleştirmeye çalışan, duygularını hep bastırıp hep pozitif olmaktan söz eden bu adam belliki şimdi aynı cümleleri kendi kendine yineliyor ve hala bu cümlelerin bir insanı sakinleştirebileceğini düşünüyordu. Ne büyük bir yanılgı. &lt;br /&gt;" Çok merak ediyorum, nasıl böyle bir sonuca vardın? Ne gördün? Ne duydun? Tavırlarımdan ne çıkardın?", işte şimdi kendi isteğiyle sözü bilgeye bırakmıştı ve gelecek cevabı merakla bekliyordu." Tavırların önemliydi, evet. Ama bu tavrını görünce senin gerçekten desteğe ihtiyacın olduğu konusunda haklı olduğumu düşünüyorum." Bir darbe daha. Bu bitmez tükenmez bir maça dönüşecekti. Her söz hakkında bir kaç gol yiyecek, bir kaç gol atacaktı. Ama galip o olmalıydı. " Bana göstermiş olduğun yakınlık, o ilgi ve saatlerce bıkmadan ettiğimiz sohbetlerin  nedeni sadece benim bir psikolog olmam mıydı yani?", &lt;br /&gt;" Bu soruyu istemeden de olsa az evvel yanıtladım sanırım. Ama eğer çok merak ediyorsan daha da açayım,", bir an durakladı ve karşısında oturan bilgenin ağzını açmasına fırsat vermeden derin bir nefes aldı, ciğerleri bir daha  nemli havayla dolmuştu, bu nemli havayıda idareli kullanmak zorundaydı, birdahaki nefes molasında sözü o alabilir ve saatlerce konuşurdu... " Aslında bizim sohbet ettiğimiz falan yoktu. Sen konuşuyordun ben susuyordum. Müdahale etmem gereken yerlerde öz cevaplar veriyordum. Ama senin kurduğun o anlaşılmaz ve sonu gelmez cümleler beni boğuyordu. Her konuda söz söyleme hakkı tanıyorsun kendine. Hiç bir konuda pes demiyorsun. Fikirlerini muhattabına kabul ettirene kadar direniyorsun. Aslında bu bir kabullendiriş bile sayılmıyor, karşındaki insan sadece sen sus diye kabullenmiş gibi davranıyor.", şakaklarında yeniden başgösteren ağrıyla durakladı. Saatlerce sürmemesi için dua ediyordu. Bilge yeniden sözü aldı, " Senin kendine duyduğun şu güven. Nasıl geliştirdin bunu? Nasıl kendinden bu kadar emin olabiliyorsun ve bu kadar kaygısız...", bu sorular böyle uzayıp gidecekti, ama bizim esas kızın vereceği cevapları merak ediyordu ve ona söz hakkı tanıyordu. " Bu durum bir çok erkeği rahatsız ediyor ve bir  çok erkeğide önce hayran bırakıyor, sonra nefret ettiriyor. Sanırım bu yüzden asla uzun bir ilişkim olmadı. Sende nefret edenlerdensin belliki. Beni bu hale içinde bulunduğum hayat standartları ve çevremdeki insanlar getirdi diyelim. Ama bu durum diğer insanları neden bu kadar rahatsız ederki?", kafe neredeyse dolmuştu. Bu ses yoğunluğu baş ağrısını dahada şiddetlendirdi. keşke daha sakin bir yerde olsaydık diye iç geçirirken, çayını masanın üzerine damlattı, ve kaygısızca damlalara bakarken, adam eline bir peçete aldı ve damlaları sildi. Kadın hışımla kafasını kaldırdı. Keşke bakışlarıyla bu adamı öldürebilseydi.Fincana kaşığı daldırdı ve kaşıktaki çayı aynı noktaya döktü. Sonra adamın yüzüne arsız arsız gülerek baktı, "işte senden nefret etmemin bir nedeni de bu.", artık saygılı olmak zorunda değildi. İçinden geçen tüm cümleleri söylüyor ve sadece rahatlıyordu. " Beni rahatsız eden tarafın sadece bu güvenin. Felsefelerin arkasına sığınıp istediğin herşeyi yapabileceğini sanıyorsun. Yanıldığını yaşlandığın zaman öğreneceksin...", ne garipti ki çay olayına değinmemişti bile, ondan nefret ettiğini söylemişti ama tepki bile vermemişti. Bu da diğerleri gibi arkasını dönüp gidecek ve bir daha karşılaşmamaya dikkat edecekti. Sevincini gizlemeye çalıştı. " Evet, o benim ardına sığındığım felsefelerden daha koruyucu birşeyler bulsam onlarında ardına sığınırım.", cevabı bu kadar lakayt vermesi adamı daha da kızdırdı. " Bizim tek sorunumuz senin kendi kendine gelin güvey oluşun, ben bunun dışında sorun göremiyorum." dedi ve sanki birşeyler unutmuşçasına ekledi, " benim bu tavırlarımdan bu kadar rahatsız oluşun ve bir ilişkinin gidişatı hakkında konuşmak isteyişin; sen şuna tutuldum da evlilik veya ciddi bir birlikteliği sana kabul ettiremeyeceğim için bir meydan savaşına girdim ve bu görüşmemiz son görüşme olacak desene.", yüzünde güller açıyordu sanki. Az evvel şakaklarından başlayan ağrılardan eser kalmamıştı, büyük bir savaştan çıkacak ve eve gidip duşa girecekti, başka hiçbirşey düşünmek istemiyordu... Adamsa içinden çıkılmaz bu durumu toparlamak ve bir an önce kalkmak istiyordu. " Hayatım boyunca hiç böylesine aşşağlanmamıştım ve hiç böylesine defedilmemiştim. Sen kendini ne sanıyorsun?! Nasıl olurda benim gibi bir adamı böylesine bir hiç yüzünden kaybetmek istersin?", aman Allah'ım dedi kadın. İşte yine başladık. " İlkler yaşanmak zorunda, yoksa nasıl öğrenceksin hayatı?", ve bu cevabı yüzünden gerçekten bilgeye kalp krizi geçirtecekti. Masadan ağır, ama sinirini belli etmek istercesine bir tavırla kalktı. Arkasına  bakmadan uzaklaştı. Kadın artık rahattı, yeni bir sigara yaktı. Çaynı tazeletti. Adamın çıkışı; yeniden, yeniden, yeniden... gözlerinin önünden geçiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir roman daha bitti, bir adam ufukta kayboldu gitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-6772152498117061312?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/6772152498117061312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=6772152498117061312&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6772152498117061312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/6772152498117061312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/08/ve-bir-roman-daha-bitti-bir-adam-ufukta.html' title='Ve bir roman daha bitti bir adam ufukta kayboldu gitti'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SJOsEHyhWaI/AAAAAAAAAMI/rXy0WC1v8FI/s72-c/2061.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-2982509422252647169</id><published>2008-07-14T00:55:00.008+03:00</published><updated>2008-12-11T20:38:49.262+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Bilinmeyen Biz</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SHqfai2R_XI/AAAAAAAAALY/dazk-Gn7q6w/s1600-h/karabasan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SHqfai2R_XI/AAAAAAAAALY/dazk-Gn7q6w/s320/karabasan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222661996269403506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan bir rüya gibi başladı, her gün yaptığı şeylerin hızlı çekimini görüyordu sanki. Hergün gittiği iş yerinde kendine ait olan her zaman gurur duyduğu odasına yeni bir kapı eklenmişti ve ne garip bir kapı, " dünyanın en eski yapıları arasındadır" dedi, en alaylı tavrıyla. Rüya olduğunu biliyordu her gece aynı şeyleri görmekten sıkılmıştı artık. Her gece o günün tekrarı olmak zorunda mıydı? Oysa hayatı ona hep sıkıcı gelir, yatağa girdiği zaman fantastik roman okumayı tercih ederdi. Hem bu sayede belki bir fantastik romanda yazabilirdi. Roman yazamasa bile öyle bir rüya görebilmek için neleri feda etmezdi ki. Kapıya baktı, sıradan bir kapı değildi. Üzerinde hiç görmediği ve değerli olduğunu düşündüğü taşlar vardı, taşların arasında yunan tanrılarını andıran işlemeler. Kapıyı açması gerekti, güzel bir dünyaya açılacaktı belki de. Elini tokmağa atmadan evvel tokmakta kendine bakan bir göz olduğunu fark etti. Kırmızıydı göz, şeytan tasvirlerinde ki gibi ürkütücü. Göze alaycı bir gülümsemeyle baktı, elini ağır ağır tokmağa uzattı ve bir sesle irkildi, " içeriye girmek istediğine emin misin?", bir kaç adım geriledi sanki kalbi bademcikleriyle yer değiştirmişti. " kim var orada" demekle yetindi, soruyu duyan - in, cin ne derseniz- şeytani bir kahkaha attı, " konuşan bir kapı görmeyen birine göre soğuk kanlıydın", tereddütle baktı kapıya, tokmakta ki göz canlı mıydı? İstediği zaman rüyalarını sonlandırabilirdi, denedi yapamadı.  " Rüya değil neden anlamıyorsun " kapıya daha yakından bakması gerekiyordu ve gerçekten rüya değilse ne yapacaktı? Konuşan bir kapı... Eğer rüya değilse işine son verilecekti ve bu kapıyı yanında götürmesi istenecekti, bir ömür boyu  konuşan münasebetsiz bir kapıyla - yoksa delirmiş miydi- ne yapabilirdi? Ses yükseldi ve bir okadar sinirliydi " rüya değil diyorum sana!", gözün içine baktı, dizlerinin üzerine çökmeyi düşündü ve biraz daha yaklaştı. Bu göz gülüyordu sanki, alaylı bir tebessümü andırıyordu. Elini tokmağa attı. Bu defa kararlıydı kapı açıldı, bir an gözlerine inanamadı, gökyüzünü hiç bu kadar kötü durumda görmemişti. Gökyüzü griydi  ve siyah bulutlar gökyüzüne hakimdi, gökyüzü yeryüzüne yaklaşmıştı sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünde uzanan patikada yürüyordu, patikanın iki tarafıda çiçeksiz dikenlerle kaplıydı. Dikenler çiçekler gibiydi, birbirlerine benzemiyorlardı. Korkmadan yürüyordu.  Burada bu korkunç dikenler ve uçurumlardan başka birşey yoktu. Arkasında ayak sesleri duydu ve bir kaç saniye içinde ensesinde bir nefes, "bu insan nefesi olamaz" diye inlerken kollarına bir şeylerin yapıştığını hissetti. Uçuyorlardı sanki hiç bir şeye benzetemezdi bu canavarları. Bunun tek nedeni, cisimleri yoktu, sadece nefes... Uçuş fazla sürmedi o korkunç uçurumladan birinin kenarındaydılar şimdi. Uçuruma doğru itiyorlardı, bir an durdu " göremediğim yaratıklar var ve beni öldürmek istiyorlar" bunu söylerken ellerini kendine doğru çekti, canavarların kollarını nasıl sıktıklarını fark edememişti, tüm gücüyle haykırdı " siz bırakın ben yaparım" nede olsa yaşamak için can atmıyordu ve intihar için buradan güzel yer bulamazdı, kesin ölecekti... Hem rüyaysa sadece tek sıçrayışla uyanacaktı. Arkadaşlarına anlatabileceği güzel bir kabus onun için bulunmaz bir fırsattı. Ellerinden nasıl sıyrıldığını kendide anlayamadı, belki yapacağına inandırmıştı. Uçurumdan aşşağı süzülürken bu kadar güzel bir duyguyu başka nerede tadabilirim diye düşünmeden edemedi. Ve çakıldığı yer kocaman bir şatonun bahçesiydi.Ayağa kalkmayı denedi yapamadı. Tüm kemiklerinin kırılmış olabilme ihtimalini düşündü, nefes almayı denedi alamadı, ciğerlerinin patlamış olabileceğini düşündü, " ne bu? kabus olsa bu kadar acı çekmem, öldüm desem hala hayatta olduğuma eminim. Ne bok yiyorum ben burada?"  Ne kadar yüksekten düştüğünü görürse ölüp, ölmediğine karar verebilirdi görebilmek  için ayağa kalkmalıydı... Ringe çıktığı zaman sert yumruklar karşısında bazen kendini böyle hissederdi, acaba durumunu sadece abartıyor muydu? Ellerini kıpırdattı, ayağa kalkabileceğine emindi artık. Ayağa kalktığında ilk işi arkasına bakmak oldu, keşke bakmasaydı... Arkasında ellerinde oraklarla iki atlı geliyordu, atları ne kadar güzeldi ve ne kadar hızlıydılar ki onca mesafeyi iki dakikada kat edebilmişlerdi ve binicilerinin pelerinleri havada uçuşurken bu pelerinlerin içinde aslında hiç birşey olmadığını anlamasıyla, tek çarenin şatoya girmek ve kapıyı kapamak olduğunu anladı. Şatayo girdi ve kapının arkasına geçti, bir kaç denemeden sonra bu kapının asla kapanmayacağını anladı. Kıvrımları aşşağıdan bile bakınca mide bulandıran merdivenleri tırmanmaya başladı. Artık arkasındaydılar ve ondan çok daha hızlıydılar, " benim bu hantal bedenim olmasa bende sizin kadar hızlı olurdum." , böyle bir cümleyi korkmadan nasıl da kurabilmişti? Hâlâ rüya olabilme ihtimali kurdurtmuştu, kim kabus görürken ölür ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdivenleri umduğundan daha hızlı tırmanmıştı ve o yaratıklar ansızın kaybolmuşlardı. Ve bir kapı daha. Bu iş sıkıcı olmaya başlamıştı artık. Yorulmuştu , bundan sonra - hayatı devam ederse - asla macera aramayacaktı. Macera dedikleri şey buysa eğer olmaz olsundu... Sabırsızlandı, kapıyı açtı. Önce gözlerine inanamadı, ama inanması gerekti... Ne de olsa başından beri herşeye inanmak zorunda kalmıştı...Tam karşısında şaha kalkmış dev bir yılan duruyordu, dev bir kobra... Ona doğru sürünmeye başladı. Gerileyemedi... Yanına geldiğinde " şimdiye kadar ölmediysem bile artık ölürüm " derken yılan konuşmaya başladı, " kaçabileceğini mi düşünüyordun? Böyle bir şeye asla müsade edemem.". Kalbinin sesini artık duyamaz olmuştu, düşüş anını da düşünürsek o zaman durmuş olmalıydı ama şu anda ona çok ihtiyacı vardı. Kim olduğunu sormak istediysede soramadı. Yılan çevikti onu baştan aşşağı sarmaya başladı... Sıkıyor sıkıyordu... Ve ansızın bıraktı, merdivenlerden aşşağı süzülmeden evvel ona doğru baktı, " benden kurtulamayacaksın" dedi. Süzüldü merdivenlerden. Orada bir pencere vardı, açık kapıyı unutmuştu pencereye doğru koştu. Yılanın çıkıp çıkmayacağını merak ediyordu, kısa süre sonra yılan süzülerek kapıdan çıktı. Kapıda o siyah pelerinlilerin bindiği atın aynısı duruyordu, belki bu yılan o pelerinlilerden biriydi. Ve işte yılan ansızın o pelerinliye dönüştü. Ata binmesiyle gözden kaybolması sadece saniyeleri aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık kapıdan içeriye girdiğinde yerin ayna parçalarıyla dolu olduğunu gördü. Ayaklarına baktı ve şaşırdı. Ayakkabısı ayağında değildi. Ayaklarının zarar görüp göremeyeceğini düşünmedi bile yürümeye başladı. Bu oda alabildiğine genişti ve her iki yanında sadece aynalar vardı. Başını kaldırdı, orasıda aynalarla döşenmişti. Çocukken oynadığu bir oyun geldi aklına. Evde kullanılmayan bir ayna vardı ve o aynayı eline alır karnına doğru bastırarak yatırır yürürdü. Önce odaları tek tek gezer ve odalara bu şekilde bakardı. Ayna elindeyken yürüdüğü zamanlarda asla başka yere bakmaz aynaya gözlerini mıhlardı. Ve sonra kendine, " hayata tüm yaşamım boyunca hep böyle bakacağım" derdi. Bu aynalar karşısında büyülenmiş gibiydi. En güzelini aramaya koyuldu.Çünkü bazıları paslı, bazıları kirli, bazıları nemli... Yine sabırsızlandı içlerinde gözüne en temiz gibi görünenin karşısına durdu. Ve bir oyun oynamaya karar verdi; " ayna ayna söyle bana hanginiz gerçek" aynaya bakarken bir anda kendi suretinin gülümsediğini fark etti, işte şimdi korkmuştu. Aynada kendi yansıması başını yana doğru eğmiş kendine gülümsüyordu ve gözlerinden inanılmaz şeyler okunuyordu. Dünyada ki tüm kötülükleri o bakıştan anlayabilirdiniz. Gözlerini kıstı yansıma " çok mu korktun? Oysa bu sadece başlangıç". Aynanın karşısından ayrıldı başka bir ayna ararken o aynaya bakıyordu istemeden de olsa. Aynı yansıma hâlâ onu izliyordu, hiç değişmeyen bakışlarla. Bir sonraki aynada yine aynı şey oldu, bu yansıma korkmuştu gözlerinde hiç tatmadığı bir korkuyu gördü, oysa emindi artık korkmuyordu. Onun yanından da aynı hızla uzaklaştı ve bir diğerine giderken ona da baktı, sanki yansımaları aynalara yapışıp kalıyorlardı... Bir sonraki ayna ağlıyordu. Bir sonraki, umutluydu - mutluydu... Bu iş işkenceye dönüştüğü anda odadan çıkmak istedi. Gözleri isteksizce yere kaydı ve o küçücük parçalarda da farklı duygu yansımalarını gördü. Başını kaldırdı, tavanda da aynı görüntüyle karşılaşınca işin içinden çıkamayacağını anladı. Çıkmalıydı buradan, hemde hemen... Ama artık bir kapı yoktu. Sanki bu oda sonsuzluğa mahkumdu. Koştu koştu ayakları sızlıyordu artık ayna parçaları canını yakmaya başlamıştı ve bu acı hızla tüm bedeninde çekilmez bir hal almıştı... Arkasından bir ses ona fısıltıyla bir şeyler söyledi arkasına baktığında hiç birşey göremedi. Yoluna devam ederken aynı ses yükseldi, " Arkanda şairin soğuk mezar taşının altında ki soğuk nefesi, dinle sana ne diyor..." Koştu koştu koştu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ansızın gözlerini açtı, ve işte yatağındaydı, herşey gerçekten bir kabustu ve bitmişti... Gözlerini tavana dikti, Şair ne diyordu? Dudaklarından istemeden bir kaç mısra döküldü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Dün sabaha karşı kendimle konuştum &lt;br /&gt;Ben hep kendime çıkan bir yokuştum &lt;br /&gt;Yokuşun başında bir düşman vardı &lt;br /&gt;Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özdemir ASAF&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resim: Henry Fuseli'nin ''Nightmare''(Karabasan) adlı eseri&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-2982509422252647169?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/2982509422252647169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=2982509422252647169&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2982509422252647169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/2982509422252647169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/07/bilinmeyen-biz.html' title='Bilinmeyen Biz'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SHqfai2R_XI/AAAAAAAAALY/dazk-Gn7q6w/s72-c/karabasan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-5943492096012530404</id><published>2008-06-27T23:47:00.002+03:00</published><updated>2008-12-11T20:38:49.512+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jose Moura De Vasconcelos'/><title type='text'>Şeker Portakalı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SGgZjKdX8dI/AAAAAAAAAK8/IO00WCttiHE/s1600-h/30225_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SGgZjKdX8dI/AAAAAAAAAK8/IO00WCttiHE/s200/30225_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217448260202394066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çocuk düşlerini anlatan eserleri okurken hepimiz maziye gideriz. Hepimiz kendi çocukluğumuzu düşünürüz. Bazen ağlatır yazar, bazen güldürür. Bazı eserler vardır hani, hiç edebiyat aramayız, ' tarzı kimin umrunda , edebiyat yorumcularıda bazen herşeyi abartıyor ' deriz, işte böyle bir eser Şeker Portakalı'da. Ne edebiyat aratıyor insana, ne de güzel cümleler. Şeker Portakal'nı teyzem bana yıllar önce hediye etmişti. Yıllar önce... Yanlış yatırlamıyorsam eğer üç kere okumuştum. Sonra arkadaşlarıma kitap sevgisini aşılayayım hiç değilse muhabbet edecek bir konu buluruz diye bir arkadaşıma armağan etmeye karar verdim . Kitaplarım değerliydi, ama kitaplığımda durup yer kapladıkları zaman değil. Elden ele geçip, yıpranıp sarardığı zaman daha çok değerliydi. Arkadaşıma kitabı verdiğimde onyedi yaşındaydım. Arkadaşım kitabı okuyamadan hayata veda etti... Hep aynı şeyi düşünürüm; hayat dolu biri değildi, gözleri ışıl ışıl değildi... daha onyedisinde vazgeçmişti yaşamaktan. Haklıydı, ben olsam bende aynı şeyi yapardım... Ve kütüphaneye gittiğim zaman kitabı gördüm, ona o kitabı verirken, o nisan günü bir armağan almanın sevinciyle gözleri parlamıştı... Bu kitap hakkında kötü anılarımı silebilmek için yeniden okumaya karar verdim. Ama Zeze'nin hayatı öylesine içler acısıydı ki bu anıları daha da su yüzüne çıkardı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeze yaramaz olmasına yaramazdır ama bir o kadarda duygusal bir çocuktur. Babası çalıştığı fabrikadan çıkarıldıktan sonra sefalet üzerine sefalet biner. Annesi ve ablasının aldığı para ise yetmez onlara, çünkü Brezilya fakirdir, karın tokluğuna çalışır işçiler... Ve Zeze bunca felaketin ve sıkıntının arasında kendi hayal dünyasında mutludur. Gerçeklere bakmadığı sürece mutludur... Şarkı söylemekten ve dinlemekten hoşlanır Zeze, içinde bir kuş vardır ve bu kuş şarkılarında güzel sesiyle Zeze'ye eşlik eder. Zeze mahalleyi kan ağlatır yaramazlıklarıyla. Ve yaramazlığının bedelini dayakla öder Zeze. Kanlar içinde kalana kadar dayak yiyerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeze kendini en çok Edmundo dayısının yanında iyi hisseder. Edmundo dayı, çok bilgili bir adamdır Zeze'ye göre. Bilmediği şey yoktur. Zeze ne sorsa Edmundo dayı cevaplar, anlayabileceği gibi. Yaramazlıklarıyla belkide en az çileden çıkardığı adamdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni taşındıkları evin bahçesinde üç tane ağaç vardır. En büyük ve en güzel Hint Kirazı ağacını Glorida alır. Diğer ağacı Totoca alır ve Zeze'ye arka bahçedeki Şeker Portakalı kalır. Zeze bunun bir haksızlık olduğunu düşünür, çünkü ağaç çok cılız ve küçüktür. Ablası ona şeker portakalıyla birlikte büyüyeceğini, onun henüz çok genç bir ağaç olduğunu anlatır. Ve Zeze bu durumuda çok geçmeden kabullenir. Nesnelerle konuşmak gibi bir alışkanlığı olan Zeze ağacıylada muhabbet etmeye başlar ve işin en garip yanı ağaç ona cevap verebiliyordur... Ama Zeze'ye dostluklarını kimseye söylememesini sıkı sıkı tembihlemiştir. Zeze tüm gün başından geçenleri şeker portakılına anlatır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşan Noel Zeze için çok önemlidir. O küçük İsa'dan bir armağan bekler, beklediği armağanın gelmeyeceğini, çünkü onun vaftis babasının şeytan olduğunu söylerler. İşte böyle durumlarda Zeze'nin Tanrıyla ve küçük İsa'yla arası hiç iyi değildir. Zeze küçük çocuklar için Noel armağanı veren bir yer öğrenir ve küçük kardeşiyle oraya gider, gittiklerinde hediyeler bitmiş sadece yırtık ambalajlar vardır ve Zeze'nin düşleri bir kere daha düzelmemek üzere yıkılır. Akşam eve geldiğinde ise yemekte hiç bir şey yoktur. Ne Noel ağacı ne hindi... Ve Zeze bu yüzden babasını suçlar onun kalbini kırar. Babasının kalbini kırdığını fark eden Zeze akşama kadar ayakkabı boyar ve babasına bir paket sigara armağan eder. Noel armağanı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeze'nin en çok sevdiği oyunlardan biri arabaların arkasına yapışıp 'yarasa' olmaktır. Sokaktan geçen tüm arabaların arkasına yapışır çocuklar, ama bir araba vardır ki... bu arabanın arkasına yapışabileceğine dair arkadaşlarıyla iddiaya girer Zeze. İddiayı kaybeder ve Portekizlinin alay konusu olur. Bu Zeze'nin ağırına gitmiştir. Ve Zeze Portekizlinin sokaktan geçeceği saatlerde yolunu değiştirerek gitmeye başlar okula. Bir gün bahçede gezinirken ayağını bir cam parçası keser. Yara çok derindir, anne ve babasına söyleyemez dayak yememek için. Ablası Glorida yardım eder ona. Ayağı iyleşmeden Zeze yeniden okul yollarına düşer. Ve daha fazla yürüyemeyeceğini anlar. Portezkizli ona yardım etmek ister, Zeze çok gururlu bir çocuktur ve onu ikna etmek kolay olmaz... Ayağına dikiş atırrır Portekizli. Ve Zeze'nin en yakın arkadaşı olur... Şeker portakalı ağacını bile anlatır Zeze ona, içindeki kuşu bile... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçindeki kuş artık daha mutludur, bunun sebebi sokaklarda şarkı sözü satan adamın yanında gezip onunla şarkı sözü satarken o zamanın en moda şarkılarını ezberleyebilme fırsatıdır. Önce kabul etmez satıcı, sonra Zeze'nin ilgi çektiğini, ona uğur getirdiğini ve cılız vücuduna rağmen onun çok güzel ve içten şarkı söylediğini fark eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler hızla akıp giderken bir gün şeker portakalı fidanının kesileceğini öğrenir. Kendini avutmaya çalışırken, Portuga'nın arabasının trenin altında kaldığını öğrenir. Ölmedi der rahip Zeze'ye... Zeze tren yoluna gider, hiç bir iz yoktur. Ve o emindir; Portuga, babasından daha çok sevdiği Portekizli ölmüştür... İçindeki kuşu da özgürlüğüne kavuşturur o günden sonra Zeze. Ama Potuganın ölümü onun için dayanılmaz bir ızdıraptır... Günlerce ateşler içinde sayıklar, herkes öleceğini düşünür. Hayata yeniden döndüğünde babası ona şeker potakalı fidanının biraz daha kalacağını, kesimin ertelendiğini müjdeler. Ama bu Zeze için bir müjde değildir. Onun için şeker portakalı kesilmiştir bile... babası öldüğü gün herşey bitmiştir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar kendi çocukluğunu anlattığı için bu kadar okuyucu toplamıştır belkide... kim bilir. Çocuk düşlerinin ne kadar önemli olduğunu ve insanın ölünceye kadar çocuk düşlerinin onu nasıl etkilediğini anlatan güzel bir kitap... Okumaya değer&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-5943492096012530404?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/5943492096012530404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=5943492096012530404&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5943492096012530404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/5943492096012530404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/06/eker-portakal.html' title='Şeker Portakalı'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SGgZjKdX8dI/AAAAAAAAAK8/IO00WCttiHE/s72-c/30225_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3429107215422391570.post-9037353331944772619</id><published>2008-06-23T02:43:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T20:38:49.956+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendi Kalemimden'/><title type='text'>Kelebek</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SF7nKoryVCI/AAAAAAAAAK0/Um-eAluomoo/s1600-h/KELEBEK.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SF7nKoryVCI/AAAAAAAAAK0/Um-eAluomoo/s200/KELEBEK.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214859588447392802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Siyah beyaz bir kelebek uçtu. Kızın eline kondu. Aslında siyah beyaz değildi, yedi renkliydi. Yedi rengini gizleyen siyah beyaz görünüşüydü. Renkler... Renkler... Onlar bildiğimiz renkler değildi. Ne kızın saçları gibi sarı, nede pabuçları gibi kırmızı renklerdi bunlar, gözleri gibi mavide değildi. Hayatta hep varolan fakat insaların pek aldırmadığı renkleri taşıyordu kelebek. Bir sonbaharın rengini, huzuru. Bir ilkbaharın rengini, sevinci. Yağmurlu bir günün rengini, hüznü. Leylak ağacı altında bir yaz gününün rengini, bardaktaki çayın sıcak rengini. Miyavlayan kedinin aç karnının rengini. Belki yedi değil yedibin rengi vardı küçük kelebeğin, belki yetmişbin. İnsan ne kadar çok duygu yaşıyorsa işte o kadar rengi vardı kelebeğin. Kelebek insana istediği duyguyu veremezdi -bunu yapabilseydi herkesi mutlu ederdi.- &lt;br /&gt;Kelebek kızın beyaz elinde durmuş ona bakıyordu, hangi duyguyu seçeceğini merak ediyordu. Kız gülümsedi ve kanadına hafifçe üfledi, " gidip başkalarınıda mutlu etmeli" diye düşündü. Kızın ne demek istediğini anladı ve uçtu.&lt;br /&gt;Bir adamın eline kondu, adama baktı, acaba ne düşünüyordu?&lt;br /&gt;Adam kelebeği öylesine süzdü,&lt;br /&gt;"Ah! Kelebekler daha uzun yaşasaydınız ne güzel olurdu... İnsan hayatıda böyle işte" dedi. Kızın aksine adam hüzünlenmişti. Kelebek adama baktı,&lt;br /&gt;"Keşke ömrüm gerçekten kısa olsaydı, seni hiç görmezdim" dedi, uçtu. Ama adam onu duymadı. Konmak için başkasını bulmalıydı.&lt;br /&gt;Küçük yeşil gözlü bir oğlan çocuğunun, küçük pembe parmağına kondu. Çocuk ilk kez bir kelebeğe bu kadar yakından bakıyordu. Kelebek çocuğun yeşil gözlerinin rengini aldı, ve kalbi çocuğun kalbinden daha hızlı çarpıyordu. Çocuk annesine dönüp " KELEBEK" diye bağırdı, işte bu heyecandı. Kelebek hemen oracıktan iyi dileklerde bulunup uzaklaştı.&lt;br /&gt;Bu kelebeğin ömrü ne çok kısaydı, ne çok uzun. Dünya kurulduğu günden son bulacağı güne kadar mutlu edecek insanlar bulup onları mutlu etmeliydi. &lt;br /&gt;Küçük bir çocuğun burnunun ucuna kadar gidip, onun yepyeni bir rengi keşfetmesine yardım etmeliydi.&lt;br /&gt;Kelebek yalnız mıydı?&lt;br /&gt;Hayır, ondan yedi tane vardı, yada yedibin belkide yetmişbin. Ama yalnız değildi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3429107215422391570-9037353331944772619?l=kaldirimcocuklari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/feeds/9037353331944772619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3429107215422391570&amp;postID=9037353331944772619&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/9037353331944772619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3429107215422391570/posts/default/9037353331944772619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaldirimcocuklari.blogspot.com/2008/06/kelebek.html' title='Kelebek'/><author><name>kaldırımçocukları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14187963207783879470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SWp7jo8U0tI/AAAAAAAAAVU/iGXDlI_k7uI/S220/keyfinsonu.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7RCAEBzpNRU/SF7nKoryVCI/AAAAAAAAAK0/Um-eAluomoo/s72-c/KELEBEK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry></feed>
