22 Mayıs 2010 Cumartesi

yüksek yüksek tepelerden ev tutmasınlar

evde fare var. böyle bir cümleyle giriş yaptıktan sonra gelişme ve sonucu nasıl getiririm bende pek kestiremiyorum. ama ciddiyim evde bir adet şeker mi şeker fare var. ben geceleri uyku sorunu çekip azıcık televizyon azıcık kitap kurcuklarken, bir o kanepenin arkasına bir o kanepenin arkasına koşup kendince evde adrenalin yaratıyor. halbuki bilmiyor ki ben öylesine tembel bir mahluğumdur ki üzerime yılan salıverseler yerimden kıpırdayamam. sevgili kedim mestan'da benimle birlikte aynı kanepenin üzerinde sabaha kadar pinekliyor ve onunda pek umrunda olduğunu sanmam. mestanla birlikte aynı kanepenin üzerine yayılıyoruz ve bu dünyada sıramızın gelipte sevinç ile ayrılacağımız günü bekliyoruz. evde yalnızken birbirimizin gözünün içine bakıp " hadi yemeği bu akşam sen yap " diyoruz. ama ikimizde öylesine tembeliz ki her defasında yemekleri Nevzat yapıyor. sevgili kardeşim Nevzat sende olmasaydın açlıktan ölürdük... yemeği mideye indirmek ne kadar eğlenceli bir işse yapmak o kadar ağır ve zor geliyor bana. bana kalsa tüm paramı hazır yemeklere yatırır ayın sonuna doğruda açlıktan ölürdüm... şimdi midemin kazındığını hatırladıkça daha da mutsuz oluyorum. zaten iki gün boyunca tırmandığım tepeler yüzünden haddinden fazla enerji sarf ettim. dünya daha çok üstüme geliyor. azıcık midem bulanıyor. bir mucize gerçekleşsede mutfakta bir şeyler pişse sonra benim önüme düşse... ahh ahhh.... rüyalar gerçek olsa. birde acıkınca ciddi anlamda daha da mutsuz oluyorum. o kısacık anlarda yaşadığım mutlulukların tadı damağımdan silinmiyor. sanırım günde sadece bir kere yemek yememle alakalı bir şey bu. sonra bu gökyüzü, bu rüzgar. sağımda duran faturalar. solumda duran dersler. hiç çalmayan telefonum. hem fenerbahçe sonra Baykal. bunlardan bana ne? ben açım arkadaş sadece açım. dünyanın gidişatı ya da çarkların nasıl döndüğü son zamanlarda umrumda bile değil. bu arada Buket Uzuner'in Balık İzlerinin Sesi kitabını okuyorum günde yarım sayfa. iyi gidiyor gibi. ertesi güne kadar okuduklarımın çoğunu unutsamda... Blogger beni deli etme niye fotoğraf yüklemiyosun sen? oysa göstermek istediğim çok tatlı bir kurbağa vardı. bu defa çalmadım kendim çektim...

2 yorum:

!reDanDark! dedi ki...

tembellikten yorulmuşsun sen de benim gibi...

Kaldırım çocukları dedi ki...

sanırım tam olarak öyle oldu ama bu yorgunluğun gitmesinide istemiyorum :)